Kudüs; İlahi dinlerin çıkış noktası - 9
Sohbetimizin son bölümünde ABD Başkanı Donald Trump’ın Beytulmukaddes’i çakma rejim İsrail’in başkenti olarak kabul etme yönündeki ahmakça kararının doğuracağı sonuçlarını gözden geçirmek istiyoruz.
Beytulmukaddes büyük ilahi peygamberlerin zuhur ettiği topraklardır. Bu toprakların oldukça engebeli bir tarihi vardır. Mescid-i Aksa adı Kur'an'ı Kerim’in Isra suresinin birinci ayetinde yer alıyor. Bu ayette İslam Peygamberi ve son ilahi peygamber Hz. Muhammed’in -s- Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya ve oradan da göklere miracı anlatılıyor:
Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.
Mescid-i Aksa İslam Peygamberi’nin -s- biseti üzerinden 14 yıl geçtiği günlere kadar Müslümanların kıblesiydi. İslam Peygamberi’nin -s- Mekke’den Medine’ye hicret etmesinin üzerinden 17 ay geçtiği bir sırada Müslümanların kıblesi Beytulmukaddes’te yer alan Mescid-i Aksa’dan Mekke’de Kabe’ye doğru değişti. Ancak Beytulmukaddes eskisi gibi Müslümanlar için ilk kıble olma özelliğini ve kutsal bir mekan olarak kalplerinde yaşamayı sürdürdü.
O tarihten sonra Beytulmukaddes haçlı savaşların sırasında 90 yıllık bir sürenin dışında asırlar boyunca Müslümanların elindeydi. Ve sonunda siyonistler bu toprakları işgal etti ve şimdi de büyük bir utanmazlık örneği sergilemek ve kendilerince tarih uydurmak ve Amerika’nın popülist ahmak Başkanı Donald Trump’ın destekleri ile Beytulmukaddes’i Filistin toprakları üzerinde kurdukları çakma rejim İsrail’in başkenti yapmak istiyorlar.
Geçen bölümlerde siyonistlerin beklentilerinin aksine ve Kudüs meselesini zaman aşımına uğratmak ve Amerika başta olmak üzere Batılı devletlerin desteklerini almak ve Filistin topraklarını işgal etmek ve bu toprakların kalbi olan Beytulmukaddes’in İslamî kimliğini yok etmekle bu topraklarda kurdukları çakma İsrail rejimine resmiyet kazandırma hayallerini mezara götüreceklerini anlattık.
Aslında İran’da İslam inkılabı zafere kavuşunca işgal altındaki Filsitin topraklarında siyonist karşıtı hareketlerde de yeni bir canlılık ve hareketlilik göze çarpmaya başladı. İran İslam Cumhuriyeti nizamının büyük kurucusu İmam Humeyni -ks- mübarek Ramazan ayının son Cuma gününü dünya Kudüs günü ilan ederek Filistin ve Kudüs işgalini İslam dünyasının birinci meselesi yaptı.
İran İslam inkılabının zaferi üzerinden on yıl geçtiği bir sırada Filistin halkının 1987 yılında başlattığı birinci intifada işgalci ve gaspçı siyonistlerin uykularını kaçırdı.
Birinci intifada da dikkat çeken önemli nokta, bu hareketi Filistinli çocukların ve ergenlerin başlatmasıydı. Gerçekte o tarihte siyonist rejim İsrail ile mücadelede yeni bir yöntem oluşmaya başladı. O tarihte Filistinli mücahitlerin siyonistlere karşı gerilla savaşı birden tüm Filistin milletinin katıldığı ve siyonist askerlere taş atma şekline dönüştüğü yeni bir mücadele anlayışı ile gündeme geldi.
Filistin’de birinci intifada hareketi tam dört yıl sürdü ve Filistinli kamplarda kötü şartlara ve siyonistlerin ırkçılığına ve Filistin halkını sürekli bastırma hareketlerine son vermeyi amaçlayarak devam etti.
Filistin’in ikinci intifadası da dört yılı aşkın bir süre devam etti. Bu intifada sırasında Filistinliler ilk kez füze teknolojisine kavuştu ve siyonist rejimin sürekli tecavüzlerine cevap vermek üzere Gazze şeridine yakın Aşdod ve Aşkalan gibi siyonist yerleşkelere füze saldırısı düzenledi. Bu intifada siyonist rejime ağır darbe indirdi ve Gazze şeridi ve Lübnan’ın güneyinden çekilmelerine vesile oldu.
Filistin intifadası halen de devam ediyor. Siyonist rejim askerleri her an Filistinli mücahitlerin onlara karşı bir hareketini tetikte bekliyor. Bu yüzden siyonistlerin hiç bir zaman huzur içinde yaşayamayacakları anlaşılıyor.
Bu arada ABD Başkanı Trump’ın Beytulmukaddes’i çakma rejim İsrail’in başkenti olarak tanıması sadece İslam ülkelerini değil Batı Şeria ve Gazze şeridinde mücadele veren tüm Filistinli grupları da birbirine kenetledi. Hatta Filistin özerk teşkilatın başında bulunan uzlaşmacı kanat da Amerika devletinin uzlaşma müzakerelerinde bile adil bir arabulucu olamayacağı gerçeğini fark etti.
ABD Başkanı Trump’ın Beytulmukaddes’i çakma rejim İsrail’in başkenti olarak tanıması hatta Mısır, Ürdün ve Arabistan gibi korsan İsrail ile uzlaşmadan yana olan ve bu yönde hareket eden Arap rejimleri etkiledi ve Trump’ın bu kararına tepki vermeye zorladı.
İstanbul’da düzenlenen İslam işbirliği teşkilatının olağanüstü liderler zirvesinde üye ülkelerden bazılarının arasında yaşanan derin siyasi görüş ayrılığına rağmen yayımlanan ortak bildiride Trump’ın kararı kınandı ve bu kararın Beytulmukaddes’in statüsünü değiştiremeyeceği vurgulandı.
Öte yandan Mısır yönetiminin BM güvenlik konseyine ABD Başkanı Trump’ın Kudüs kararını kınamak üzere sunduğu kararname taslığı da Amerika ve korsan İsrail’in dünya genelinde daha da inzivaya itildiklerini ortaya koydu.
Bundan başka Amerika’nın hatta Avrupalı müttefikleri bile ABD Başkanı Trump’ın Beytulmukaddes’i çakma rejim İsrail’in başkenti olarak tanımasına tepki gösterdi ve BM güvenlik konseyinde oylamaya sunulan Mısır’ın önerdiği kararname taslağına olumlu oy verdi.
Gerçi kararname taslağı ABD tarafından veto edildi, fakat BM genel kurulunda yeniden gündeme gelmesi ve burada onaylanması Amerika’nın dünya genelinde ne kadar inzivada olduğunu gözler önüne serdi.
ABD Başkanı Trump’ın Beytulmukaddes’i çakma rejim İsrail’in başkenti olarak tanıması yönündeki kararı kınayan kararnamenin BM genel kurulunda oylanması, Amerika’nın BM daimi temsilcisi Nikk Haley şimdiye kadar görülmemiş tuhaf bir harekette bulunarak BM üyelerini kararnameye olumlu oy verdikleri takdirde Amerika’nın onlara yaptığı mali desteği kesmekle tehdit ettiği bir sırada gerçekleşti. Ancak bu tehditlere karşın aralarında Amerika’nın bazı Avrupalı müttefiklerinin de bulunduğu BM’nin bir çok üyesi kararnameye olumlu oy verdi. Nitekim BM’nin yaklaşık 200 üyesinden 128 üyenin Trump’ın kararını kınayan kararnameye olumlu oy vermesi, siyonist rejimin gayri meşru bir rejim olduğunu da gözler önüne serdi.
Bilindiği üzere siyonist rejim şom varlığını 1948 yılında ilan etti ve şimdi bu rejimin kuruluşu üzerinden yaklaşık 70 yıl geçiyor. 70 yıl demek, Filistin milleti ve siyonistlerin en az üç kuşağın bu şartları yaşadığı demektir. Ancak Filistin topraklarının siyonistler tarafından işgal edilmesinin üzerinden üç kuşak geçtiği halde dünya ülkeleri arasında bu rejimin politikalarına karşı olan ülkenin sayısı 130 ülke kadardır, ki bu da siyonistlerin hala dünyanın yarısını bile işgalcilikleri konusunda ikna edemediklerini gösteriyor.
Bu arada korsan İsrail rejiminin konumu hatta hamileri arasında bile çok kırılgan olduğu ve artık bu ülkelerin bile bu rejime tek yanlı ve kayıtsız şartsız destek vermek istemedikleri belirtilmelidir. Nitekim siyonist rejimin en büyük hamilerinden ve yakın müttefiki olan Britanya yönetimi bile ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs kararını tenkit etti. Aslında bu tenkit ve kınamanın nedeni bir yana, burada esas mesele Avrupalı liderlerin ABD Başkanı Trump’ın kararına yönelik olumsuz tutumunun doğurduğu sonuçlardır.
Oysa siyonist rejim yirmi yıl öncesine kadar Batı’nın İslam ülkelerine karşı kırmızı çizgisi sayılıyordu ve Tel aviv ile herhangi bir İslam ülkesi arasında yaşanan her türlü münakaşada Batı hemen ve açıkça İsrail’den yana tavır koyuyordu. Şimdi de Avrupa ülkeleri Trump’ın Kudüs kararı konusunda susabilirdi, fakat susmadılar ve açıkça Trump’ın kararını kriz yaratacak tehlikeli ve kabul edilemez karar olarak değerlendirdiler.
Bundan önce de medyada Avrupalı toplumların siyonist rejim İsrail’e karşı derin nefretini yansıtan haberler çıkmıştı. Örneğin bazı anketler Avrupa üniversitelerinden öğrencilerin %60 ila %80 kadarı İsrail’den nefret ettiğini ortaya koydu. Bu nefret İsrail gibi çakma, ırkçı ve cani bir rejimin mahiyeti artık tüm dünya kamuoyu ve özellikle Batı insanı için gün ışığına çıktığını ortaya koyuyor. Nitekim Filistin topraklarının işgal edilmesi ve 11 milyon Filistinli mültecinin veya işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinli vatandaşın durumunun belirsizliğini sürdürmesi asla kabul edilebilecek bir durum değildi. İşte bu yüzden son zamanlarda Avrupa’dan bağımsız Filistin devletini tanıma fısıltıları yükselmeye başladığı gözleniyor.