ABD’nin Yeni Ortadoğu’su - 1
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i107066-abd’nin_yeni_ortadoğu’su_1
Bu bölümde Amerika’nın bölgeye yönelik uzun vadeli hedeflerini ve çizmeye çalıştığı yeni sınırları gözden geçirmek istiyoruz.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Nisan 27, 2018 13:29 Europe/Istanbul

Bu bölümde Amerika’nın bölgeye yönelik uzun vadeli hedeflerini ve çizmeye çalıştığı yeni sınırları gözden geçirmek istiyoruz.

Soğuk savaşın sona ermesi ile birlikte Amerika’nın Batı Asya bölgesine yönelik politikalarının değişmesinde yeni bir dönem başladı. Beyaz saraya gelen neo muhafazakarlar ve radikal siyonistler, Ortadoğu bölgesinin stratejik haritasının yeniden gözden geçirilmesini ve böylece Amerika’nın bölge üzerindeki sultasının arttırılmasını istediler.

Böylece ve bu amaca ulaşmak için bölgede büyük Ortadoğu projesi uygulanmaya başladı. Bu projenin uygulanması Amerika’nın demokrasi ve gözetlediği siyasi reformlar çerçevesinde siyasi nüfuzunu ve askeri varlığını arttırma anlamına geliyordu.

Ancak büyük Ortadoğu projesinin başarısızlıkla sonuçlanması, Amerika’yı Ortadoğu bölgesinde ülkelerin mevcut yapısının korunması ve demokratikleştirilmeleri düşüncesini bir kenara itmeye ve Sykes Pico sömürü planı çerçevesinde bu ülkeleri parçalama hedefini izlemeye yöneltti.

 

Ortadoğu bölgesinde başlatılan bölücü süreç dini ve etnik ihtilafların ekseninde ve Sykes Pico planında öngörülen yapılandırmaya göre başlatıldı. Amerika yönetimi Ortadoğu bölgesinde uzun süre varlığından hareketle bu bölgede kaos ve kargaşa ve ihtilaf yaratmanın Washington’un stratejik çıkarlarıyla daha iyi örtüştüğü sonucuna vardı. Zira Ortadoğu bölgesinde kaos ortamı, Amerika’nın politikaları ile mahiyet itibarı ile çelişen İslamî uyanış hareketi ve demokrasi modellerinin oluşmasını olumsuz etkileyecekti ve bu da Amerika’nın yararına sayılıyordu.

 

Amerika merkezi istihbarat örgütünün eski çalışan Edvard Snowden yaptığı ifşaatta Amerika’nın casusluk örgütü CIA’nin İngiliz MI6 casusluk örgütü ve İsrail’ın casusluk örgütü Mossad ile birlikte tekfirci IŞİD terör örgütünü kurduklarını ifşa etti.

Snowden şöyle dedi: elimde bazı belgeler Amerika, İsrail ve İngiltere ile birlikte dünya genelinden radikal unsurları bir arada toplamak üzere bir terör örgütü kurmak istediğini gösteriyor. Bu operasyonun adı ise arı kovanıydı.

Edvard Snowden’in ifşaatı ve açıkladığı belgelere göre arı kovanı operasyonu bundan önce İngiltere tarafından ve İsrail’i desteklemek üzere tasarlanmıştı. Bu operasyonun amacı İslamî sloganlar atan ve radikal ahkamı uygulayan ve başka hiç bir inancı kabul etmeyen bir örgüt kurmaktı.

Snowden ifşaatında şöyle diyor: İsrail’e tek destek yolu kendi sınırları yakınında bir düşman yaratmaktı. Bu düşman silahlarını İsrail’e doğru çevirmek yerine İslam ülkelerine doğru çevirmeliydi.

 

Amerika içinde korsan İsrail Washington’un iktisadi ve askeri çıkarları bağlamında anahtar bir unsur olarak yer aldığı yeni Ortadoğu düzeni çerçevesinde bölgede Amerika’nın hegemonyası yolundaki her türlü direnişi yok etmeye çalıştı. İktisadi açıdan Amerika’nın bölgeye yönelik en önemli amacı, Fars körfezinde yatan dünyanın %60 petrol kaynaklarının tümüne kolayca ulaşmak ve ucuz bir şekilde elde etmektir. Ancak bu hedeflere ulaşmak için askeri güç kullanmak Amerika’nın önemli önceliği haline geldi.

 

Buna göre Amerika Irak topraklarına çıkarma yapmadan altı ay önce savunma Bakanı yardımcısını Türkiye yönetimini Irak operasyonuna katılma konusunda ikna etmek üzere Ankara’ya gönderde. Amerikalı yetkili Ankara’da bölge ülkelerinde demokrasi Irak’tan başlayacağını söyledi. Bu projenin devamında ABD dönem Dışişleri Bakanı Powel’in doktrini gündeme geldi. Bu doktrinin temel bileşeni, yeni Ortadoğu’da millet yaratmak, devlet yaratmak, elit kesim yaratmak ve kültür yaratmaktı. Aslında diplomasi aleminde bu tür tutumlar gayete doğal ve açık bir kavramdı, fakat uygulanan politikalarla açıklanan politikalar genellikle farklı oluyordu.

 

Bu süreçte ilginç olan şey, dünyada insan hakları ihlalleri ve insanlara karşı sayısız cinayette kapkara karnesi olan Amerika’nın demokrasi, barış ve insan hakları iddiasında bulunmasıydı. Beyaz saray bölgede demokrasi inşa ettiği iddiasında bulunuyor, ama son yirmi yılda sürekli kendi güdümündeki liderleri iktidarın başına getirmeye çalıştı. Amerika bu süreçte terör unsurunu El-kaide çerçevesinde ve 11 Eylül 2001 olaylarında kullandıktan sonra bu kez IŞİD adında türettiği yeni terör örgütü üzerinde odaklandı.

 

Gerçekte tekfirci IŞİD terör örgütü Amerika’nın yeni Ortadoğu projesinin anahtarıydı. Kuşkusuz IŞİD Irak ve Suriye topraklarında şom varlığını sürdürebilseydi bölgenin siyasi yapısını değiştirebilecekti, oysa bu durum IŞİD’den önce hemen hemen imkansız gibi gözüküyordu.

 

Bu doğrultuda Avrupa, Afrika ve Asya genelinden bölgeye getirilen radikal ve terörist unsurlar zemini dünyanın dört bir yanından gelen ve bölgede mantar gibi türeyen terör örgütlerinin birleşmesi için hazır hale getirdi.

Bu çerçevede Ortadoğu bölgesinde türeyen akımlardan biri, tekfirci selefi akımdı. Bu akım Ortadoğu bölgesinde hızla gelişti ve iletişim imkanlarını kullanarak dünyanın dört bir yanından bu anlayışı benimseyen insanları IŞİD çerçevesinde topladı.

 

Tekfirci IŞİD terör örgütü ilk hamlede Mart 2013 tarihinde Suriye’de Rakka kentini işgal etti. Bu kent teröristlerin eline geçen ilk büyük kentti. Ocak 2014’te IŞİD Irak’ın Anbar eyaletinde Felluce kentini ele geçirdi ve daha sonra eyaletin merkezi Ramadi’yi işgal etti ve daha sonraları da Irak’ın kuzeydoğusunda Türkiye ve Suriye sınırlarına yakın bölgeleri işgal etti. IŞİD en son Haziran 2014’te Irak’ın ikinci büyük kenti olan Musul’u işgal etti ve Samerra, Bakube ve hatta Celula kentlerini tehdit etmeye başladı.

 

Bu şom projenin ikinci ayağı, IŞİD teröristlerinin tekfirci anlayış çerçevesinde yapılandırmak ve Irak’ta askeri operasyonlar için güç toplamaktı. Bu plan da IŞİD’in Ninova ve Salahaddin eyaletlerinde yer alan askeri üslere saldırması ile uygulandı. Bu şom proje IŞİD’in hilafet ilan etmesi ile tamamlanmış gibi oldu.

 

Öte yandan tekfirci IŞİD terör örgütünün kurduğu hilafet, bölge içi ve bölge dışı şaibeli desteklerin sayesinde sultasını genişletmeye başladı. Bu proje aslında sömürücü devletlerin Ortadoğu bölgesinde kriz yaratma projesinin yeni versiyonuydu, böylece bu kriz sayesinde bölge devletleri zayıflayacak ve sömürücü güçler şom çıkarlarını elde edecekti.

 

Ortadoğu bölgesinde daha önce uygulanmaya çalışılan projeye bakıldığında, bu süreklilik açıkça anlaşılıyor. Lübnan’a dayatılan 33 günlük savaşta korsan İsrail Lübnan topraklarına saldırmak ve Hizbullah hareketini yok etmekle Filistin davasını ebediyen halletmesi amaçlanıyordu. Bu projeye yeni Ortadoğu’nun doğuşu adı verildi ve ardından uluslararası camiadan bu yeni düzenin doğum sancılarına katlanmaları talep edildi.

 

Ancak İsrail’in askeri  operasyonu bozguna uğrayınca Henry Kisinger şöyle dedi: Hizbullah hareketi gücünü koruduğu müddetçe Filistin meselesi ister barış ister savaş yoluyla olsun çözüme kavuşturulamaz.

Kisinger, Hizbullah’ı çökertmek için ilkin bu hareketin İran ile irtibat hattı ve İran – Lübnan destek yolu kapatılması gerektiğini söylüyordu ve bu ana yol Suriye’nin Humus kenti üzerinden geçiyordu.

 

Dolaysıyla bu projeyi Halkaları kaldırma projesi şeklinde adlandırmak mümkündü. Gerçekte Amerika ve başta Arabistan olmak üzere bölgedeki bazı Arap rejimlerin IŞİD’e destek vermelerinin ana hedefi, Amerika’nın bölgeye askeri sultası, direnişi İsrail lehine zayıflatmak ve terörle gerçek manada mücadele eden ülkeleri marjinal konuma itmekti.

Bu doğrultuda bölgede çok önemli ve kader belirleyici gelişmeler yaşandı. Amerika bölgeye siyasi ve güvenlik stratejilerini dayatmaya çalıştı.

 

Amerikalı uzman Dr. Colin Cavell bu konuda şöyle diyor: dünya genelinde ihraç edilen silahların üçte birini ihraç eden Amerika dünyanın en büyük silah ihracatçısı oldu. Amerika Arabistan’a silah satan ülkelerin başında yer alıyor. Arabistan Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgelerinde en büyük silah alıcısı oldu. Arabistan son beş yılda 100 milyar dolar silah satın aldı. Gerçekte Amerika bu bölgeye sattığı silahlarla istikrarsızlık ve güvensizliğe yol açtı.

 

Amerika yönetimi Ortadoğu bölgesinde uzun süre varlığından hareketle bu bölgede kaos ve kargaşa ve ihtilaf yaratmanın Washington’un stratejik çıkarlarıyla daha iyi örtüştüğü sonucuna vardı. Zira Ortadoğu bölgesinde kaos ortamı, Amerika’nın politikaları ile mahiyet itibarı ile çelişen İslamî uyanış hareketi ve demokrasi modellerinin oluşmasını olumsuz etkileyecekti ve bu da Amerika’nın yararına sayılıyordu. Bu yüzden Sykes Pico’nun Ortadoğu’sunda yer alan dini ve etnik ihtilaflar ve çatışmalar şimdi Amerika tarafından da destekleniyor.