Nebke gününün 70. Yıldönümü, İsrail’e karşı geniş çıkış noktası
14 Mayıs 2018 Filistin’de en acı günlerinden bir günün yıldönümüdür.
Her yıl Filistin milleti Nekbe günü olarak adlandırdığı bu günün yıldönümünde siyonist rejim karşıtı protesto eylemleri düzenliyor ve işgale uğrayan Filistin topraklarının Filistin milletine ait olduğunu vurguluyor.
Biz de Nekbe günü yıldönümünde Filistin’de neler yaşandığını sizler için gözden geçirmeye karar verdik.
Aslında Nekbe gününün 70. Yıldönümü çok önemli olaylara gebe olduğu anlaşılıyor. Büyük Geri dönüş yürüyüşü, ABD büyükelçiliğinin Tel aviv’den Beytulmukaddes’e taşınması ve Arap liderlerin Filistin davasında İsrail saflarında yer almaları, bu yılki Nekbe gününü önceki yıllardan farklı kılan bazı önemli gelişmelerdir.
Filistin milleti 1976 yılında 30 Mart gününü toprak günü olarak adlandırdı ve her yıl bu günü anmaya başladı. Bu yıl 30 Mart gününde Gazze şeridinde yaşayan Filistin halkı toprak günü dolaysıyla Geri dönüş yürüyüşü adı altında Gazze ve korsan İsrail sınır bölgesinde büyük bir etkinlik düzenlemeye başladı.
Geri dönüş yürüyüşü eyleminden anlaşılan kavram ise, Filistin milletinin Filistin sınırları içinde ve dışında kitleleri siyonist rejimin cinayetleri hakkında yeniden bilinçlendirmek üzere tarihi simgeleri kullanmaya başladığı ve kendi temel haklarını yeniden ihya etmek ve direnişi takviye ederek ön plana çıkarmak için yeniden ayaklanma için gerekçe oluşturmak istediğidir.
Toprak günü aslında korsan İsrail’in Filistin topraklarından 20 bin kilometrekarelik bir alanı daha işgal ederek işlediği cinayeti hatırlatmaktadır. Her yıl Filistin milleti bu günde türlü yollardan bu cinayeti hatırlatarak siyonist rejimi kınamaktadır. Gerçekte eski kuşağa hatırlatmada bulunmak, yeni kuşağı İsrail’in gaspettiği topraklarda işlediği büyük cinayetler hakkında bilgilendirmek ve ayrıca zamanla asla yok olmayan hakların geri alınması için düşmanla mücadele saikini oluşturmak, bu büyük hareketin temel felsefesi ve hedefidir.
Filistin İslamî cihat yetkililerinden ve geri dönüş yürüyüşünü düzenleyen yüksek komitenin üyesi Davut Şahab bu konuda şöyle diyor:
Geri dönüş yürüyüşünün hedefi mültecilerin geri dönmesi ve siyonist işgalci rejimin Gazze şeridi ile 1948’te işgal ettiği Filistin topraklarını bir birinden ayırmak için çektiği dikenli tellerin kaldırılmasıdır. Filistinli mültecilerin anavatanına geri dönüş hakkını vurgulayarak uluslararası yasalar, Filistin milletinin elinde bulunan en büyük silahtır.
Ortadoğu meseleleri uzman Abdullah Muradi de büyük geri dönüş yürüyüşünün mahiyeti hakkında şöyle diyor: bu büyük hareket kendiliğinden ve aşağıdan yukarıya doğru oluşan ve kültürel ve medeni kurumların rolü daha fazla olan bir harekettir.
Filistin milletinin protesto eylemi barışçıl eylem olması ve her türlü şiddetten kaçınmaya ve medeni yöntemler kullanılmaya çalışılmasına karşın siyonist rejim güvenlik güçleri bu eylemlere çok sert tepki veriyor ve itirazları insanlık dışı ve barbarca yöntemlerle bastırıyor. Nitekim bu eylemlerin sırasında Filistinli şehit ve yaralı sayısı eli kanlı rejimin baskıncı ve insanlık dışı mahiyetini gözler önüne seriyor. Eylemlerin sürdüğü yedinci Cuma gününe kadar 55 Filistinli siyonist askerlerce şehit edildi, 9 bin Filistinli de yaralandı.
Anadolu haber ajansı Nekbe günü hakkında yayımladığı bir raporunda siyonist rejimin geri dönüş yürüyüşünü savaş şartları ilan ettiğini ve bu durumda insan hakları ilkeleri bu harekete uygulanamayacağını belirttiğini yazdı.
Filistin milleti 15 Mayıs Nekbe günü için protesto eylemlerini, Amerika yönetimi illegal bir harekette ve bu günden bir gün önce yani 14 Mayıs tarihinde büyükelçiliğini Tel aviv’den Beytulmukaddes’e taşıma kararı aldığı bir sırada düzenliyor.
Amerika Başkanı Donald Trump 6 Aralık 2017 tarihinde illegal ve sorumsuzca alınan bir kararla Beytulmukaddes’i İsrail’in başkenti olarak tanıdıklarını ve ABD büyükelçiliği de Beytulmukaddes’e taşınacağını açıkladı.
Gerçi bir çok İslam ülkesi ve dünyanın diğer bir çok ülkesinde ABD Başkanı Trump’ın bu kararını kınayan protesto eylemleri düzenlendi ve seyrek sayıda ülkenin dışında hatta AB liderleri Trump’ın kararına karşı çıktı, fakat Amerika’nın kendi kendine hayran olan Başkanı Trump 14 Mayıs’ta ABD büyükelçiliğini Tel aviv’den Beytulmukaddes’e taşıyacağını ısrarla vurgulamaya devam ediyor.
Aslında Donald Trump’ın bu kararı Filistin topraklarının işgaline ve siyonist rejimin işgal ettiği topraklarda yerleşke inşaatı gibi cinayetlerine açık destek sayılır. Oysa BM güvenlik konseyi Aralık 2016’da 2234 sayılı kararnamesinde siyonist rejimin yerleşke inşaatını kınadı ve hatta Amerika’nın dönem yönetimi bu kararname için çekimser oy kullandı. Fakat Trump ve korsan İsrail elebaşıları bu kararnameyi hiçe saydı.
Rusya stratejik araştırma merkezi Başkan danışmanı Yeleni Soponina, Trump’ın aldığı bu kararı ateşle oynamak ve çok tehlikeli bir karar niteledi.
Kuşkusuz ABD büyükelçiliği Beytulmukaddes’e taşındıktan sonra Filistin milleti Beytulmukaddes’i işgalci rejim İsrail’den geri alma kararlılığı daha da güçlenecektir, ki bu da siyonist rejimin mazlum Filistin milletine karşı şiddet uygulamasını daha arttıracak ve bölgede güvensizliği körükleyecektir.
Öte yandan Filistin milleti Nekbe gününün 70. Yıldönümünde büyük eylemini sürdürürken bazı Arap rejimleri Filistin – İsrail davasında resmen saf değiştirdikleri gözleniyor. Bir zamanlar Filistin ülküsüne destek vermek Arap liderlerinin meşruiyet belgesiydi ve hatta Filistin’i savunmak için İsrail ile savaştılar. Ancak şimdi Muhammed bin Salman resmen Filistin meselesi Arabistan’ın dış politika önceliği olmadığını, Filistin halkı İsrail ile gerginliğin sürmesine sebebiyet verdiklerini ve ya İsrail ile müzakere etmeleri ya da şikayet etmekten el çekmeleri gerektiğini söylüyor.
Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman geçen Mart ayında Amerika’ya yaptığı ziyaretinde resmen İsrail rejiminin hakimiyet ve savunma hakkında söz etti ve bir nevi bu rejimi tanıdı. Bu tutum Halife rejimi tarafından tekrarlandı. Bahreyn Dışişleri Bakanı Halid bin Ahmet Al-i Halife 10 Mayıs 2018’de İsrail’in Suriye’ye füze saldırısını savunarak bu cinayeti İsrail’in kendini savunmasını niteledi ve böylece bu rejimi tanıdı.
İsrail iletişim Bakanı Eyyüb Kara ise bahrenli bakanın açıklamasını Maname’nin Tel aviv’e tarihi desteği niteledi.
Mısırlı yazar ve düşünür Rafet Seyyid Ahmet El Meyadin sitesinde yayımladığı makalesinde ise şöyle yazdı: Arap milletleri ve liderlerinden sorulması gereken soru şu ki daha ne zamana kadar Nekbe günü yıldönümü etkinlikleri Filistin topraklarını geri almak ve Filistin’in sabırlı ve direnişçi milletinin haklarını iade etmek için ciddi politikalar düşünülmeden devam etmelidir? Doğal olarak bu soru, ona göre daha kaç yıl Filistin’in kurtuluşunu beklemek gerektiğini bilmemiz için değildir. Bu soru bir vicdan sorusudur ve amacı da Arap liderleri ve milletleri, Filistin ve Kudüs’e karşı duyarsız oldukları ve pasif davrandıkları için serzeniş etmek ve eleştirmektir.
Nekbe gününün yetmişinci yıldönümünde akla gelen soru, bu günle ilgili etkinliklerin daha ne kadar düzenlenmesi gerektiği sorusudur. Daha ne kadar Filistinli mültecilerin geri dönüşü ve büyük Nekbenin son bulması için bu etkinlikler düzenlenmelidir?
Bu sorunun en kısa cevabı ise şöyledir: bu gelişme ümmet Filistin, Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya doğru gerçek yolu buldukları zaman yaşanır. Bu yol zorlu bir yoldur, fakat 1948 Nekbe gününe son verecek tek yoldur.
Gerçekte son yirmi yılda bir çok Arap ülkesinin lideri Filistin meselesi ve korsan İsrail’in cinayetlerine karşı pasif bir tutum sergiledi, fakat Nekbe gününün 70. Yıldönümünde bu pasif tutum bu kez cani rejim İsrail’e desteğe dönüştü ve bu desteğe de Suud veliahd prensi Muhammed bin Salman bayraktarlık etmeye başladı.
Kuşkusuz Nekbe gününün 70. Yıldönümü ABD büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması ve bazı Arap liderlerin saf değiştirerek Filistin yerine İsrail saflarında yer alması gibi önemli gelişmelere gebedir ki bu da Filistin milletinin işgalci İsrail rejimine karşı yeni bir çıkış noktası olacaktır.