2018 yılında Dünya Kudüs gününün önemi
Mübarek Ramazan ayının son Cuma günü İran İslam inkılabının büyük önderi İmam Humeyni’nin -ks- tedbiri üzerine ve mazlum Filistin milletini desteklemek amacıyla dünya Kudüs günü olarak adlandırıldı.
2018 yılının Kudüs gününü önemli kılan en önemli nedenlerden biri, Gazze şeridinde yaşayan Filistin halkının son onyılların en vahim ve en kötü şartları altında bulunmalarıdır. Gazze şeridi kuşatması ile mücadele halk komitesi Ekim 2017’de yayımladığı raporda, bu bölgede yaşanan insani faciayı şöyle anlattı: Gazze’de halkın yüzde 80 kadarı yoksulluk çizgisi altında bulunuyor. İşsizlik oranı %50. Bu oran eğitimli gençlerin arasında %60’lara ulaşıyor. Kişi başına ortalama gelir günde 2 dolar, işsiz kalan işçi sayısı ise 250 bini aşmış bulunuyor.
Rapor şöyle devam ediyor: Gazze’de 1.5 milyon insan yardım kurumlarının yardımları ile ayakta duruyor. Gazzeli çocukların %40 kadarı anemi ve kötü beslenme şartlarından acı çekiyor. 15 bin 500 yetim çocuk çok kötü şartlar altında yaşıyor. Korsan İsrail saldırıları yüzünden 50 bin çocuk sakatlanmış bulunuyor. Gazze şeridinde sağlık koşulları en vahim konuma ulaştığı ve kuşatma dayatıldığı günden bu yana ek kötü duruma ulaştığı, öyle ki hastalıklar beklenmedik bir şekilde yaygınlaştığı anlaşılıyor. İhtiyaç duyulan ilaçlardan %30’u zaten bulunmuyor. Tıbbi malzemelerin %45’ine ulaşılamıyor. 13 bin kanser hastası özel tıbbi bakıma ihtiyacı bulunuyor. Binlerce vatandaş ve özellikle yoksullar kronik hastalıklara yakalanıyor.
2000 yılında Gazze şeridinde yaşayan insanların %98 kadarı sağlıklı içme suyu kaynaklarından yararlanıyordu, ancak şimdi 2014 yılından bu yana bu oran %14’e geriledi. Gazze şeridinde elektrik sıkıntısı facia boyutundadır ve günde sadece 4 ila 6 saat elektrik verilebiliyor. Yine siyonist rejimin cinayetleri yüzünden Gazze şeridinde psikolojik hastalıklar da hızla tırmanıyor, öyle ki he üç çocuktan biri sosyal ve psikolojik sıkıntılarla karşı karşıya bulunuyor.
Durum böyleyken BM de Temmuz 2017’de yayımladığı raporunda Gazze 2020 yılına kadar artık tamamen yaşanmaz hale geleceği uyarısında bulundu. Sürekli Gazze şeridini ziyaret eden Alman uzman Mark Frenges şöyle diyor: Gazze hali hazırda yaşanmayacak koşulların altındadır. Gazze şeridinde facia boyutundaki şartlar on yılı aşkın bir süredir devam eden İsrail’in dayattığı ve Mısır tarafından da desteklenen kuşatmadan kaynaklanıyor. Bu kuşatma yüzünden bölgeye her türlü malın giriş çıkışı çok kısıtlanmıştır ve çok sıkı şartlar altında bazı ürünlerin giriş çıkışına izin veriliyor.
Uluslararası af örgütü uzmanlarından Ömer Şakir de şöyle diyor:
İsrail’in Gazze kuşatması bu bölgeyi açık alan hapishanesine çevirmiştir. Gazze kuşatması İsrail tarafından Gazze halkına uygulanan toplu cezalandırmadır.
Şakir bu kuşatmanın siyasi bir strateji olduğunu ve amacı da baskı uygulayarak Hamas hareketi çökertmek olduğunu, ancak bu stratejinin hiç bir etkisi olmayan illegal ve ahlaksızca bir strateji olduğunu belirtiyor.
Filistin milleti ve özellikle Gazze halkının vahim durumu, son zamanlarda Donald Trump, Benyamin Netanyahu ve Muhammed bin Salman’dan oluşan şer üçgeni Filistin’e yönelik agresif politikalarını şiddetlendirdikleri bir sırada söz konusu oluyor. ABD Başkanı Donald Trump tek yanlı, illegal ve sorumsuzca bir harekette, Nekbe gününe denk gelen geçen 14 Mayıs 2018’de Amerika’nın Tel aviv büyükelçiliğini Kudüs’e taşıdı. Trump’ın bu hareketi işgal altındaki Filistin topraklarında şiddet uygulamalarında yeni bir dönemi başlattı.
Medya organları ABD Başkanı Trump’ın kızı İvanka Trump’ın ABD’nin Kudüs büyükelçiliğinin açılışını yaptığını gösteren görüntüleri yayımlayarak bu gelişmeyi kan gölü içinde açılış olarak adlandırdı. İngiliz The Guardian gazetesi 14 Mayıs günü yaşanan gelişmelerle ilgili raporunda, bu günde Gazze şeridinden 60 Filistinli şehit düştüğünü yazdı.
Cemal Dahran El Ahram gazetesinde yayımlanan yorumunda Trump’ın ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararı, direniş güçleri karşısında uğradığı bozgunu telafi etme girişimi niteledi. Dahran, ancak Amerika’nın bu hareketi direnişi daha da güçlü ve daha da sürekli hale getirdiğini belirtti.
Arap medyasının ünlü gazeteci yazarı Abdulbari Atvan da şöyle yazdı: Trump’ın ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması siyonist rejimle uzlaşan Arap rejimleri çağın pazarlığını Ramazan bayramından sonra hayata geçirmelerine yönelik bir sınamadır. Bu pazarlık korsan İsrail’in bölgede güvenliğini temin etmek amacıyla yapılıyor. Çağın pazarlığında ise Filistinli mültecilerin anavatanına geri dönüşü gözardı edilirken, işgal edilen Filistin topraklarının büyük bir bölümünün İsrail’e devredilmesi ve ayrıca işgal altındaki Filistin’de direnişin yok edilmesi gibi konuları kapsıyor.
Buna göre şimdi 2018 yılında dünya Kudüs günü, Netanyahu kabinesinin mazlum Filistin milleti ve özellikle Gazze halkına yönelik cinayetleri bir kaç kat arttığı bir sırada kutlanıyor. Gerçekte eli kanlı rejim İsrail ABD Başkanı Donald Trump’ın destekleri ve bazı Arap rejimleri kendine bağımlı hale getirmesinden sonra şimdi BM güvenlik konseyinin kararnamelerini hiç saymakla beraber Filistin milletine karşı cinayetlerini şiddetlendirmekten de çekinmiyor. Bu çerçevede katil rejim Gazze şeridinde her gün protestocuların üzerine ateş açıyor ve bölgeye füzeli ve roketli saldırılar düzenliyor.
Filistin milleti 30 Mart 2018 günü Geri dönüş başlığı altında büyük bir yürüyüş başlattı. Bu yürüyüşte Filistinli mültecilerin anavatanına geri dönüş hakkına vurgu yapıldı. Ancak İsrail bu eylemi en sert biçimde bastırmaya başladı, öyle ki 30 Mart 2018’den Mayıs 2018’e kadar 130 Filistinli şehit düştü, 12 bin Filistinli yaralandı.
Malullerin hakları alanında faaliyet yürüten Handycap International adlı bir STK 30 Mart 2018’den bu yana şimdiye kadar 12 bin Filistinli protesto eylemleri sırasında yaralandığını, bunlardan 3 bin kadarı mermi isabeti yüzünden yaralandığını açıkladı. Söz konusu STK dünya sağlık örgütünün verilerine istinat ederek yaralılardan %11 kadarı yani yaklaşık bin kişi daimi maluliyet durumu ile karşı karşıya bulunduğunu belirtti.
Muhammed bin Salman’ın ve yine Suud rejiminin müttefik olan bazı Arap rejimlerin liderlerinin izlediği politikalar, 2018 dünya Kudüs gününün önemini arttıran bir başka etkendir. Muhammed bin Salman Mart 2018’de Amerika’ya yaptığı ziyareti sırasında resmen çakma rejim İsrail’i tanıdığını açıkladı ve mazlum Filistin milletini eli kanlı siyonistlere karşı savunmak yerine İsrail kendini savunma hakkına sahip olduğunu açıkladı. Bahreyn Dışişleri Bakanı da Muhammed bin Salman’ı izleyerek Mayıs 2018’de aynı sözleri tekrarladı ve İsrail’in kendini savunma hakkına vurgu yaptı.
Gerçekte Arabistan rejimi ve bölgede bazı Arap emirliklerin elebaşıları İsrail ile ilişkileri normalleştirme aşamasından da öteye giderek bu rejimle bir nevi gayri resmi ittifakın peşinde oldukları gözleniyor. Ancak Suud hanedanı ve bazı Arap emirliklerinin bu tutumu korsan İsrail’i mazlum Filistin milletine karşı cinayetlerini daha da şiddetlendirme konusunda iyice küstahlaştırdı. Gerçekte Arabistan ve müttefiklerinin bu tutumu yüzünden Filistin milleti daha da mazlum konuma düştü.
Tüm bu şartlar ve etkenler 2018’de dünya Kudüs gününün önemini daha da attırdı. Bu yüzden bu günde Filistin milletine verilecek destek için düzenlenen yürüyüşler eli kanlı İsrail rejiminin cinayetlerini gün ışığına çıkarmaya katkısı olacaktır. Dünya Kudüs günü yürüyüşleri bir kez daha dünya kamuoyuna Filistin milletinin mazlumiyetini hatırlatabilir. Dünya Kudüs günü yürüyüşü Donald Trump, Benyamin Netanyahu ve Muhammed bin Salman’dan oluşan şer üçgenini, Filistin milletine karşı şiddet ve cinayetleri yüzünden rezil rüsvay edebilir.
Dünya Kudüs günü yürüyüşü, Nekbe günü üzerinden 70 yıl geçtiği halde mazlum Filistin milletinin siyonistlerin işgalciliğine karşı kıyamı asla durmadığını bilakis bazı Arap rejimlerin İsrail ile ilişkilerini takviye etmelerine rağmen yüce Allah’ın zafer vaadi ile tüm şiddeti ile devam ettiğini ortaya koyacaktır.