Yüzyılın anlaşması planı 1
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i115212-yüzyılın_anlaşması_planı_1
Amerika başkanlarının ikinci dünya savaşı sona erdikten sonra karşı karşıya bulundukları en önemli sorunlarından biri Filistin – İsrail münakaşası oldu, ancak hiç biri bu soruna çözüm getiremedi.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Temmuz 25, 2018 19:54 Europe/Istanbul

Amerika başkanlarının ikinci dünya savaşı sona erdikten sonra karşı karşıya bulundukları en önemli sorunlarından biri Filistin – İsrail münakaşası oldu, ancak hiç biri bu soruna çözüm getiremedi.

Zira Amerika başkanları hiç bir zaman tarafsız bir arabulucu konumunda hareket etmedi, bilakis sürekli siyonist rejimin ve cinayetlerinin hamisi oldu.

Amerikalı başkanlar Filistin – İsrail münakaşasını sonlandırmak için bir çok plan ileri sürdü, fakat bu planlar hiç bir zaman bu münakaşaya çözüm getiremedi veya hafiflemesine katkısı olmadı.

Amerika’da Donald Trump Başkan seçildikten sonra en önemli amacı bu münakaşaya son vermek olduğunu açıkladı. Bu çerçevede Trump yönetimi yüzyılın anlaşması adlı planı hazırladı ve bazı eksenleri de yürürlüğe girdi. Aslında bu planın başında Donald Trump’ın damadı ve özel danışmanı Jared Kushner, Trump’ın Ortadoğu özel temsilcisi Jason Green Blat ve Amerika’nın İsrail büyükelçisi David Feridman bulunuyor.

 

Gerçi yüzyılın anlaşması adlı komplonun temel eksenleri şimdiye kadar açık ve şeffaf bir şekilde açıklanmadı, ancak medyada çıkan yorumlara ve ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin son yedi ayda icraatında bakıldığında bu anlaşmanın bazı önemli eksenlerini şöyle açıklayabiliriz:

 

Yüzyılın anlaşması adlı planın en önemli ekseni işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail ve Filistin adında iki devlet kurmaktır. Fakat bu eksenin bir takım detayları ve alt eksenleri söz konusudur. Aslında iki devletli çözüm olarak anılan bu konu yıllardır Filistinli uzlaşmacı gruplarca kabul edilen bir konudur. Ancak bu planın detayları üzerindeki anlaşmazlıklar ve ayrıca Filistinli İslamî direniş gruplarının bu plana karşı direnmesi, iki devletli çözümün bir türlü hayata geçirilememesine sebebiyet verdi. Ancak Amerika’nın yüzyılın anlaşması adlı planında bu planın detaylı eksenleri de belirlediği anlaşılıyor.

 

Yüzyılın anlaşması komplosunun uygulamada ilk adımı, Kudüs’ü korsan rejim İsrail’in başkenti olarak siyonistlere peşkeş çekmektir. Donald Trump Aralık 2017’de resmen Beytulmukaddes’i siyonist rejimin başkenti olarak tanıdıklarını açıkladı ve ardından ABD’nin Tel aviv büyükelçiliğinin de Kudüs’e taşınması yönünde talimat verdi. Bu talimat Mayıs 2018’de uygulandı.

 

Ortadoğu meseleleri uzmanı Seyyid Hadi Seyyid Efkahi bu konuda şöyle diyor: yüzyılın anlaşması doğrultusunda atılan ilk adım Trump’ın Kudüs’ü siyonist rejimin başkenti ilan etmesiydi. Gerçekte Kudüs’ün Yahudi bir kent olarak bütünlüğünün korunması ve yeniden ikiye bölünmesine karşı çıkılması, yüzyılın anlaşması adlı planın en temel eksenlerinden biridir, yani Kudüs sözde barış müzakerelerinin çemberinin dışına alınacaktır, nitekim Donald Trump da bu konuda yaptığı açıklamada, müzakere masasında artık Kudüs meselesi gündeme gelmeyeceğini belirtti.

 

Amerika’nın ileri sürdüğü yüzyılın anlaşması planında Filistin’in başkenti için Kudüs’ün çevresinde Ebudis öneriliyor. Korsan İsrail’de yayımlanan Haaretz gazetesi bu konuda şöyle yazıyor: Trump’ın yüz yılın anlaşması olarak bilinen planının detaylarından, Amerika yönetimi Beytulmukaddes’in doğusunda Ebudis köyünü Filistin’in başkenti olarak önermek istediği anlaşılıyor ve buna karşılık olarak 1967 yılından sonra İsrail kabineleri tarafından Kudüs belediyesinin kapsamı içine alınan üç veya beş köyden geri çekiliyor. Bu arada Kudüs’ün eski bölümü de İsrail hakimiyetinde kalacak ve Trump önerdiği planda İsrail’in mevcut sitelerden geri çekilmesi veya ayrı düşen sitelerin boşaltılması için bile hiç bir önerisi bulunmadığı anlaşılıyor.

 

ABD Başkanı Trump’ın Filistin ülkesinin kurulması ile ilgili planında yer alan önemli nokta, bu ülkenin tamamen silahsızlanmış olması ve ordu ve ağır silah bulundurma hakkının olmamasıdır. Yüzyılın anlaşması planında Filistinli mültecilerin anavatanına geri dönüşü de tartışılmıyor. Buna göre Filistinli mültecilerin bulundukları ülkelerde kalmaları ve böylece siyonist rejim İsrail’in sürdürülebilir güvenliği temin edilmesi gerekiyor.

Bu planın bir başka ekseni, siyonist illegal yerleşkelerin tamamen İsrail’in mülkiyetine verilmesidir. Oysa bu yerleşkeler hatta İsrail ile Batı şeriada bulunan Filistinli uzlaşmacı grupların arasındaki eski anlaşmalara bile aykırıdır, fakat şimdi yüzyılın anlaşma ile birlikte resmen İsrail’e devrediliyor.

 

Aslında yüzyılın anlaşması planını eli kanlı siyonist rejime şimdiye kadar sunulan en büyük hizmet ve verilen en büyük puan nitelenebilir. Bu plan, 33 günlük ve 51 günlük savaşlarında siyonist rejimin yenilmez yaftası tamamen çöktüğü halde ileri sürülüyor.

Öte yandan ABD Başkanı Trump yönetimi bu anlaşmayı, direniş cephesi Irak ve Suriye’de tekfirci IŞİD terör örgütü sorununu çözdükten sonra yeniden güç toplamaya başladığı bir sırada gündeme geliyor.

 

Öte yandan korsan İsrail rejimi de bizzat artık 33 günlük ve 51 günlük savaşlar gibi direniş cephesine karşı yeni bir savaşa katlanma gücü olmadığını itiraf etmiş bulunuyor. Hal böyleyken, Amerika’nın ileri sürdüğü yüzyılın anlaşması ve bağımsız iki devleti İsrail’in istediği koşulların altında kurmak istemesi aslında bir nevi İsrail’i direniş cephesi karşısında korumayı amaçladığı ve ayrıca Amerika ve siyonist rejimin bozguna uğrayan önceki komplocu planlarını telafi etmek istediği söylenebilir.

 

Filistin davasını yok etmekten başka direniş eksenini zayıf düşürmek, yüzyılın anlaşması adlı planın bir başka hedefidir. Ortadoğu bölgesi son yıllarda biri uzlaşmacı diğeri direnişçi olmak üzere iki cephenin karşı karşıya gelmesine sahne oldu. Uzlaşmacı eksen eli kanlı rejimle uzlaşmayı, direniş ekseni ise bu rejime karşı direnişe vurgu yapıyor.

Öte yandan 2011 yılında bölgede Arap ayaklanmalarının başlaması ve korsan İsrail’in müttefikleri olan bazı despot Arap liderlerin devrilmesinden sonra Ortadoğu bölgesinde süreçler direniş ekseninin güçlenmesine yönelik oldu.

 

Ancak düşmanlar boş oturmadı ve Suriye’de huzursuzluklar tetiklendi ve böylece bu ülkede teröristlerin savaşı dayatıldı ve direniş ekseni bu savaşa çekilerek hem Suriye nizamı devrilmek, hem direniş eksenini bu savaşta zayıflatmak istendi. Ancak Suriye sahasında gelişmeler Amerika ve korsan İsrail’in istediği yönde ilerlemedi ve Suriye nizamı devrilemediği gibi, direniş ekseni de yıpranmadı, bilakis daha da güçlendi. Bu yüzden şimdi yüzyılın anlaşması planı ileri sürülerek Ortadoğu bölgesinde direniş ekseni zayıflatmak isteniyor.

 

Amerika’nın ileri sürdüğü yüzyılın anlaşmasının bir başka hedefi ise gerici Arap rejimleri İsrail’e yaklaştırmak ve onları direniş ekseni ve İran İslam Cumhuriyeti karşısında birlikte hareket etmelerini sağlamaktır.

Gerçekte bölgede İslamî uyanış süreci başladığı ve direniş cephesini dağıtmak için dayatılan terör planları bozguna uğradığı günden beri Amerika’nın en önemli amacı Arabistan ve İsrail arasında ittifak kurmak ve bu ikilinin şimdiye kadar yürüttükleri gizli ilişkilere resmiyet kazandırmaktır. Nitekim Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın geçen Mart ayında siyonist rejimi tanıması ve ardından Bahreyn rejiminin de bu rejimi tanıdıklarını açıklaması, aslında yüzyılın anlaşması adlı kumpasın birer parçalarıydı.

 

Aslında bölgede gerici Arap rejimlerin korsan İsrail ile ilişkilerini normalleştirme hareketi, bu rejime Ortadoğu bölgesinde meşruiyet kazandırmaya yönelik bir harekettir. Bu arada yüzyılın anlaşması ABD Başkanı Donald Trump’ın Amerika içinde ve uluslararası arenada için bir propaganda malzemesidir. Zira Trump böylece ABD’nin önceki başkanlarının yapamadığını yaptığını ve Filistin – İsrail davasını çözdüğünü söylemek istiyor.