Bin Salman’ın bir yıllık icraatının değerlendirilmesi
Arabistan kralı Salman bin Abdulaziz 21 Haziran 2017 tarihinde beklenen bir çıkış yaparak oğlu Muhammed bin Salman’ı Arabistan’ın veliaht prensi Muhammed bin Naif’in yerine bu ülkenin veliaht prensi olarak atadı.
Bilindiği üzere Salman bin Abdulaziz Ocak 2015’te ve kardeşi Abdullah bin Abdulaziz öldükten sonra Arabistan kralı oldu. Kral Salman son üç yılda üç veliaht seçti. Bunlar Mukren bin Abdulaziz, Muhammed bin Naif ve en son oğlu Muhammed bin Salman’dı. Gerçi Muhammed bin Salman Arabistan’da veliaht prensi seçilen Abdulaziz’in ilk torunu sayılmıyor, fakat Abdulaziz’in ilk torunu olarak veliaht prensi seçilen Muhammed bin Naif’ten farklı olarak Muhammed bin Salman’ın kraliyet tahtına oturmak için büyük şansı bulunuyor.
Öte yandan Muhammed bin Salman Arabistan’da babasının kral olduğu bir dönemde veliaht prensi seçilen Arabistan’da bir kralın ilk oğludur. Son üç yılda Muhammed bin Salman veliahtlık koltuğundan başka Arabistan’ın savunma bakanlığı koltuğunu da elinde bulunduran ve bu ülkenin ekonomisinin başını çeken biridir. Bu arada son bir yılda Muhammed bin Salman’ın sürekli güç ve yetkilerini arttırması da dikkat çekiyor. Gerçekte son bir yılda Arabistan’ın her üç siyasi, askeri ve iktisadi alanları Muhammed bin Salman’ın mutlak kontrolü altına girdi. Bu arada Muhammed bin Salman’ın son bir yılda iç arenada en önemli icraatından biri göstermelik sosyal reformların adı altında rakip prensleri devre dışı bırakmasıydı.
Arabistan’ın veliaht prensi Muhammed bin Salman bu koltuğa oturur oturmaz başta kadınlarla ilgili alanlar olmak üzere bazı sosyal reformların yolunu tuttu. Bu çerçevede Muhammed bin Salman’ın en önemli reformlarına kadınlara direksiyonun başına geçmelerine ve araç kullanmalarına ve yine stadyumlara girmelerine izin vermesiydi.
Gerçi Muhammed bin Salman kadınlara ve gençlere sosyal özgürlükleri tanımak için çaba harcamaya başladı, fakat bu reformların hiç biri köklü ve derin reformlar değildi ve tamamen yüzeysel ve göstermelik reformlardı.
Muhammed bin Salman’ın Arabistan’da başlattığı reform hareketi Arabistan halkına yönelik olmaktan ziyade esas amacı kendisine halk 6
arasında kraliyet tahtına oturmak için sempati ve destek toplamaya yönelikti. Bu çerçevede Muhammed bin Salman Arabistan’ın geçmiş yaşlı liderlerinden farklı olarak kendisini genç bir lider olarak tanıtmak istiyordu. Öte yandan gerçi bazı medya organların Muhammed bin Salman’ın reformlarını haddinden fazla abarttı, fakat seçkin uzmanlar ve gözlemciler bu reformların tamamen göstermelik ve şov amaçlı reformlar olduğu ve Arabistan’da medeni özgürlüklere yol açmayacağı konusunda hemfikirdi.
Fransa’nın Lezco gazetesi bu bağlamda yayımladığı raporunda şu ifadelere yer verdi: Muhammed bin Salman Arabistanlı gençleri çok iyi oynatıyor. Muhammed bin Salman ülke gençlerini twitter, instagram ve youtube gibi sosyal paylaşım sitelerinde kontrol altına almanın önemini çok iyi idrak etmiş ve onların özgürlük heveslerini oynamaya çalışıyor. Suud veliaht prensi işinde çok da acelesi var, zira gençlerin ona karşı darbe yapma ihtimali bulunduğunu da çok iyi biliyor.
CIA’nin eski uzmanı ve terörle mücadele danışmanı John Keryako da şu yorumda bulunuyor: bence bu reformlar prens Muhammed bin Salman’ı diğer muhafazakar prenslerden farklı göstermek için yapılan siyasi manevralardır. Bence Muhammed bin Salman kendini liberal biri olarak tanıtmak için bu reformları yaptı, üstelik bu reformlar onun için yüksek siyasi bedeli de yoktu.
Muhammed bin Salman’ın yaptığı göstermelik reformların işaretlerinden biri, sosyal reformlarla birlikte Arabistan’da siyasi ve medeni aktivistlere yönelik şiddet uygulamalarının artmasıydı. Son bir yılda Arabistan’da onlarca siyasi ve medeni aktivist tutuklandı ve askeri mahkemelerce uzun süreli hapis cezalarına çarptırıldı. Buna göre uluslararası ilişkiler uzman Şeyhülislam da Muhammed bin Salman’ın reformları yüzeysel ve derin olmayan ve tamamen kamuoyunu kandırmaya yönelik olan reformlar olduğunu ve bu yüzden insan hakları aktivistlerce onaylanmadığını belirtiyor.
Suud prensi Muhammed bin Salman’ın en önemli icraatından biri ise Kasım 2017’de çok sayıda prensi tutuklamaktı. Muhammed bin Salman o tarihte yüzlerce prensi ve Arabistan’ın üst düzey yetkililerini fesatla mücadele gibi kamuoyunu kandırmaya yönelik bir sloganla ve fesatla suçlayarak gözaltına aldı. Bu arada gözaltına alınan prenslerin arasında Suud hanedanının en zengin milyarderlerinden prens Velid bin Tallal ve yine Muhammed bin Salman’ın siyasi arenada en güçlü rakiplerinden biri olan Matab bin Abdullah da vardı.
Gözlemciler ise sebebi mali fesat olarak açıklanan bu tutuklamaların asıl sebebi, Muhammed bin Salman’ın saltanat tahtına oturma yolunda rakiplerine gözdağı vermek ve kendi konumunu bu yönde pekiştirmek olduğunu belirtti. Konu ile ilgili bir rapor yayımlayan Los Angeles Times gazetesi, para, güç ve ailevi bağlar bile Suud prenslerini korumaya yetmedi, ifadesine yer verdi. İngiltere’de yayımlayan The Guardian gazetesi ise Muhammed bin Salman’ın fesatla mücadele iddiası çelişki arzeden bir iddia olduğunu, zira kendisi fesat içine batan biri fesatla mücadele iddiasında bulunamayacağını yazdı.
Nitekim sonunda da Muhammed bin Salman tutukladığı prenslerden yüklü paralar aldıktan sonra onları tuttuğu lüks otelden serbest bıraktı.
Bu arada görünen o ki Muhammed bin Salman Nisan 2018’de prensleri tutuklama bedelini ödemek zorunda kaldı. Haber kaynakları 21 Nisan 2018’in gece yarısında Hazami kraliyet sarayı çevresinde silah sesleri duyulduğu haberini geçti. Suud yönetimi komik bir iddiada bulunarak silah sesleri oyuncak bir İHA yüzünden duyulduğunu açıkladı, fakat Muhammed bin Salman’ın bir ay boyunca ortalıktan kaybolması, Hazami sarayı çevresinde yaşanan silah sesleri prenslerin Muhammed bin Salman aleyhinde bir darbe girişimi ile ilgili olduğunu ortaya koydu.
Öte yandan Muhammed bin Salman’ın velihat prensi seçilmesi bölgesel bazda da iki önemli hadiseye zemin oluşturdu. Bu hadiselerden biri korsan İsrail rejimi ile ilişkilerin normalleşmesi ve diğeri ise komşularla ilişkilerin gerilmesiydi. Gerçi Arabistan ve Katar ilişkilerinde gerginlik 5 Haziran tarihinde ve Muhammed bin Salman’ın velihat prensi olarak atanmasından iki hafta önce başladı, fakat bu gerginlik Muhammed bin Salman’ın veliaht seçilmesinden sonra hızla tırmandı. Katar gibi ülkelere yukarıdan bir bakışa sahip olan Muhammed bin Salman bu ülkeyi teslim almak için büyük çaba harcadı ve hatta bir jest yaparak Katar ile gerginliği küçük bir mesele niteledi, fakat gözlemciler Katar’ın Muhammed bin Salman’ın bölgesel politikalarına karşı teslim olmamasını Suud rejimi için büyük bir hezimet niteledi.
Fransa’nın Lezco gazetesi bu konuda yayımladığı raporunda şu ifadelere yer verdi: Katar’ın Muhammed bin Salman tarafından terör örgütlerini desteklemekle suçlaması, aynı suçlama Arabistan rejimine yöneltildiği bir sırada sadece Katar’ı kuşatma altına almak için bir bahaneydi, fakat kuşatmanın sonucu tam tersine Doha yönetiminin kuşatma ile birlikte Suud rejiminin rakibi olan Tahran yönetimi ile ilişkilerini takviye etmesine yol açtı.
Bu gerginliğin bir başka önemli sonucu Fars körfezi işbirliği konseyini çökme eşiğine getirmesi oldu, zira konseyin Aralık 2017’de Kuveyt’te düzenlenen liderler zirvesi Arabistan, Bahreyn ve BAE liderlerinin yokluğunda sadece 15 dakika sürdü. Brookings düşünce merkezi uzmanı Noha Abdulvahab ise bu konuda şu yorumda bulundu: gelecekte neler yaşanabileceği bir yana, bir mesele gayet net ve açıktır, o da şu ki Fars körfezi işbirliği konseyi sosyal ve siyasi bir inanç olarak bir daha asla eski konumuna geri dönmeyecektir.
Suud prensi Muhammed bin Salman’ın bölgesel düzeyde gerginlik yaratan bir başka icraatı, Lübnan Başbakanı Saad Hariri’yi Kasım 2017’de Riyad’a çağırmak ve önceden hazırlanan istifa metnini onu zorla okutmaktı. Nitekim Hariri istifa metnini okuduktan sonra Riyad’da gözaltına alındı. Aslında bu hareket Lübnan’ı iç savaşa sürüklemek amacıyla gerçekleşti ve aynı zamanda çeşitli ülkelerin üst düzey liderleri ve uzmanlar tarafından siyasi rehine alma hareketi şeklinde yorumlandı. Bu yüzden Muhammed bin Salman yaklaşık 20 gün sonra Saad Hariri’yi serbest bırakmak zorunda kaldı. Hariri Lübnan’a döner dönmez istifasını geri aldı ve Hizbullah aleyhinde hiç bir açıklamada bulunmadı ve böylece Suud rejiminin genç, cahil ve deneyimsiz veliahtinin karnesinde hezimetlerine bir yenisi eklenmiş oldu.
Son bir yılda Suud rejiminin en önemli bölgesel politikalarından biri bu ülkenin korsan İsrail rejimi ile ilişkilerini normalleştirme eğiliminin gün ışığına çıkmasıydı. Bu çerçevede Muhammed bin Salman, Donald Trump ve Benyamin Netanyahu Ortadoğu bölgesinde şer eksenini kurdu. Muhammed bin Salman ABD Başkanı Donald Trump’ın Amerika’nın Tel aviv büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararına karşı çıkmadığı gibi bu kararı destekleyenlerden oldu. Suud prensi hatta ABD Başkanı Trump’ın illegal kararını eleştiren Ürdün gibi ülkelere baskı yapmaya başladı.
Suud rejiminin velihat prensi Muhammed bin Salman Mart 2018’de Amerika’ya yaptığı ziyareti sırasında resmen siyonist rejimi tanıdı ve Filistin milletini bu rejimle yaşanan gerginlikten sorumlu tuttu. Muhammed bin Salman’ın bu açıklaması hatta siyonist rejim elebaşıları tarafından hayretle karşılandı. İsrail Başbakanı Netanyahu ile yakınlığı ile bilinen İsrail El Yom gazetesi Suud prensi beklenmedik açıklamaları yapmaya devam ettiğini yazdı. Bu arada Muhammed bin Salman’ın bu sözleri Arap dünyasında büyük infial yarattı ve bir çok Arap ülkesinde halk Muhammed bin Salman’ın bu açıklamasını saltanat tahtına oturmak için beyaz saray elebaşılarının desteğini almak üzere ödediği bedel şeklinde yorumladı.
Şimdi Muhammed bin Salman Arabistan’da veliahtlık koltuğunda ikinci yılına girdiği bir sırada, son bir yılda iç arenada izlediği politikalarının sonuçları ve göstermelik reformları ve prenslerle iktidar savaşı ve bölgesel düzeyde de bölgeyi kaos ve kargaşaya sürüklemesi en çok tartışılan konular oldu. Bu arada Muhammed bin Salman’ın bölgede gerginlik yaratan politikaları ve uygulamalarına paralel olarak Suud rejiminin Yemen’e dayattığı savaşın da şiddetlenmesi bölge ülkelerinin kaygılarının artmasına yol açtığı gözleniyor. Bu kaygının asıl sebebi ise Muhammed bin Salman kral olduğu takdirde bölgeyi yangına sürüklemesinden endişe edilmesidir.