Yüzyılın anlaşması planı 4
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i117748-yüzyılın_anlaşması_planı_4
Yüzyılın anlaşması adlı şom planın içeriği, bu planın tamamen korsan İsrail çıkarlarına hizmet ettiğini gösteriyor.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Eylül 14, 2018 12:19 Europe/Istanbul

Yüzyılın anlaşması adlı şom planın içeriği, bu planın tamamen korsan İsrail çıkarlarına hizmet ettiğini gösteriyor.

İsrail’de yayımlanan Haaretz gazetesi bu konuda yayımladığı raporda şöyle yazdı: İsrail demokrasi müessesesi ABD Başkanı Donald Trump’ın yüzyılın anlaşması adı ile hazırladığı planın başarılı olduğu konusunda bir anket düzenledi. Yapılan bu anketin sonuçlarına göre siyonistlerin yüzde 74’ü yüzyılın anlaşması başarısız olacağını düşünüyor ve sadece yüzde 5 bu planın başarılı olabileceğine inanıyor. Anketin sonuçları ayrıca siyonistlerin yüzde 77’si de Trump’ın tamamen bu rejimin çıkarları doğrultusunda hareket yaptığına inandığını gösteriyor.

 

Gerçekte yüzyılın anlaşması adlı planın korsan İsrail çıkarları ile örtüşüyor olması, bu rejime mazlum Filistin milletine karşı cinayetlerini sürdürmek ve şiddetlendirmek üzere yeşil ışık yakma anlamına geliyor. Nitekim siyonist yerleşke inşaatı bu planla birlikte devam edecek, zira coğrafi ve toprak temelli hedefler bu planın özünde yer alıyor ve en önemli temeli sayılıyor.

 

Ürdünlü İsrail meseleleri uzmanı gazeteci yazar İmen Dahac Haniti, Londra’da yayımlanan Ray El Yom gazetesinde şöyle yazıyor:

Siyonist yerleşke inşaatı ve yayılması, nasıl ki Netanyahu’nun ikinci ve dördüncü başbakanlık dönemlerinde ve özellikle ABD’nin eski başkanlarından oğul Bush’un İsrail’in eski başbakanlarından Arial Şaron’a gelecekteki müzakerede siyonist yerleşkeleri koruma sözü verdiğinde daha büyük bir hızla devam ettiği gibi bu planla birlikte de artacaktır.

 

Yüzyılın anlaşması planı Ortadoğu bölgesinde coğrafyayı değiştirdiği gibi bölgenin tarihi ve dini kimliğini de değişime uğratacaktır. Tarihi açıdan bugün siyonistlerin işgal ettiği topraklar Filistin milletine aittir ve Britanya sömürüsü ve ABD emperyalizminin kurduğu kumpas sonucu büyük bir bölümü İsrail’in işgaline uğramıştır ve şimdi bu işgal yüzyılın anlaşması ile tamamlanıyor ve bölgenin tarihi kimliği pratikte yok ediliyor.

 

Dini açıdan bakınca, Beytulmukaddes Müslümanların ilk kıblesidir ve Kudüs’ün yahudileşmesi ile sonuçlanacak yüzyılın anlaşması ile birlikte Beytulmukaddes’in dini kimliği de pratikte yok edilmiş olacaktır. Ancak burada akla gelen önemli soru, bu köklü coğrafi, tarihi ve dini değişimin her türlü şiddetten uzak ve sakin bir şekilde gerçekleşip gerçekleşmeyeceği sorusudur. Ya da acaba bu plan esas itibarı ile uygulanabilir bilir mi?

 

Yüzyılın anlaşması planının en önemli sonuçlarından biri, Filistinli grupların arasında konsensüse vesile olmasıdır. Zira bu plan Filistinli grupların hiç birinin hiç bir hedefine hizmet etmiyor.

Arabistan’ın El Şark El Osat gazetesinde bir makale yayımlayan Salih Kallab ise şöyle yazıyor: Gerçi yüzyılın anlaşması planının içeriği hakkında pek doğru bilgi bulunmuyor, ancak bazı kesin bile olmayan basındaki bilgilere göre ABD Başkanı Trump’ın hazırladığı bu plan hatta en düşük düzeyde Filistinli grupları memnun etmeyecektir ve onlara önerilecek ülke eksik bir ülke olacak ve 1967 sınırlarına göre olmayacaktır, nitekim başkenti de Doğu Kudüs değil, Ebudis atında bir site olacaktır. Buna göre doğal olarak Mahmut Abbas bu plana karşı çıkmakla kalmayacak, hatta muhalefetini şiddetlendirecektir, zira bu planı kabul etmek siyasi intihar ve milli facia olacağı kesindir.

 

Filistinli direniş grupları da bu planı asla gerçekleşmeyeceğini ilan etti. Hamas’ın siyasi bürosu eski Başkanı Halid Meş’al, yüzyılın anlaşması ister ilan edilsin, ister edilmesin, hiç bir zaman uygulanamayacağını, nitekim onların diğer planları da sonuca ulaşmadığı gibi bu planları da iptal edileceğini belirtti.

Filistin özerk teşkilatı da pratik bir tepkide ABD büyükelçiliği Tel aviv’den Kudüs’e taşındıktan sonra Amerika ile ilişkilerini kesti.

 

Dolaysıyla yüzyılın anlaşması adlı planın bir sonucu Filistin’de Filistinlilerin arasındaki ihtilaflara son vermekten ibaret olduğu söylenebilir. Ancak buna karşın Amerika yönetimi ve bölgedeki bazı işbirlikçi Arap rejimleri Gazze şeridinin kuşatmasına son vermek ve bu bölgeyi yeniden inşa etmek gibi maddi önerilerde bulunmakla Filistin halkını ve direniş gruplarını bu planı kabul etmeye teşvik etmeye çalışıyor.

 

Öte yandan bazı gözlemciler Filistin özerk teşkilatının Amerika yönetimi ile bu yönde sergilediği muhalefetin üzerinde ısrarla durması fayda etmeyeceğini zira bu tutum Amerika ile İsrail rejimlerinin Filistin ile İsrail arasındaki münakaşanın köklerini yok etme bağlamında anlaşmalarını etkilemeyeceğini belirtiyor. Ama yine de bir çok gözlemcinin yorumu ve ayrıca tarihi deneyimler, Filistinli direniş gruplarının tecavüze karşı direniş yolunu seçeceğini gösteriyor. Gerçekte Filistin direnişi Amerika ve korsan İsrail’in gizli anlaşmalarından kendi isteklerini dayatma gücünü zayıflatan bir etkendir ve Tel aviv’i politikalarını yeniden gözden geçirmeye yöneltecektir.

 

Dolaysıyla yüzyılın anlaşmasının eksenlerini hayata geçirmek Filistin’de yeni intifadanın başlaması, sürekli protesto eylemleri ve hatta Filistinli direniş grupları ile siyonist İsrail arasında yeni bir savaşı tetikleyebilir, nitekim büyük geri dönüş yürüyüşü çerçevesinde ve ABD büyükelçiliği Kudüs’e taşınmadan yaklaşık iki ay önce 30 Mart’ta başlayan ve neredeyse dört aydır devam eden protesto eylemleri aynı hızla devam ediyor. büyük geri dönüşü yürüyüşü eyleminin en önemli sonucu ise siyonist rejime karşı uluslararası kamuoyu oluşmasıydı.

 

Kuşkusuz Gazze şeridinde düzenlenen geri dönüş yürüyüşünü ayakta tutan şey, Batı şeria ve Kudüs genelinde halk direnişi yöntemine duyulan güven duygusudur. Bu yöntem şüphesiz en üstün yöntem ve korsan İsrail’in politikalarının önünde tek engeldir, nitekim direniş, eli kanlı rejimin bölgesel ve küresel platformlarda konumunu da büyük oranda sarsmış ve hatta bazı bölgesel aktörlerin İsrail ile ilişkilerini normalleştirme şevkini etkilemiştir. Gerçekte yüzyılın anlaşmasına karşı direniş stratejisini izlemek, işgal altındaki Filistin topraklarına yeni ve hatta uzun süreli şiddetin şekillenmesine yol açarak Ortadoğu bölgesinin göbeğinde çakma bir rejimin uydurma sınırların içinde kurulmasını engelleyecektir.

 

Gerçi ABD Başkanı Trump’ın Amerika’nın Tel aviv büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması yönündeki talimatı ve geçen Mayıs ayında uygulanması bazı İslam ülkelerinde göstermelik protesto eylemlerini tetikledi, ama yüzyılın anlaşmasının uygulanması artık İslam ülkelerinde bu tür göstermelik protesto eylemleri ile geçiştirilemeyeceği açıkça ortadadır. Zira bir yandan Ortadoğu genelinde direniş grupları arasında konsensüs zemini sağlanır ve konsensüs şiddetli ve geniş kapsamlı bir savaşı tetikler ve öbür yandan İsrail’in büyükelçiliği bulunan ülkelerde halkın protesto eylemleri, 2011 yılında Kahire’de olduğu gibi, bu rejimin büyükelçiliklerine yönelik şiddete dönüşebilir. Nitekim Jared Kushner ve Jason Green Blat’ın bölgeye sık sık ziyareti bu plan açıklandıktan sonra yaşanacak muhtemel şiddetle mücadeleyi yönetmek amacıyla gerçekleşiyor.

 

Ve son olarak şunu da belirtmek gerekir ki gerçi Trump yönetimi yüzyılın anlaşmasını uygulamak istiyor, ancak gelişmeler, Trump ve takımının Ortadoğu’nun sosyal ve siyasi ve güvenlik yönündeki karmaşıklığını ve özellikle direniş ekseninin kimliğinin mahiyetini bilmediklerini gösteriyor. Ancak diğer Batılı güçlerin bu karmaşıklığı bilmeleri onları yüzyılın anlaşması planının başarısızlığından emin olmalarına yol açtığı gözleniyor, nitekim Batılı devletler Amerika’nın büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma konusunda da aynı sebepten ötürü Amerika’ya eşlik etmediler.

Her halükarda yüzyılın anlaşması uygulandığı takdirde Ortadoğu bölgesini istikrarsızlığa ve kaosa sürükleyeceği ve bu durumun korsan İsrail’i de saracağı açıkça ortadadır.