Arabistan’ın medya eğilimi; yalandan sahtekarlığa
Cemal Kaşıkçı Arabistanlı muhalif gazeteci yazarlardan biridir. Belki bir çokları Kaşıkçı Arabistan’ın İstanbul başkonsolosluğuna girdikten sonra sırra kadem basmadan önce bu gazetecinin adını bile duymamıştı.
Ancak Kaşıkçı’nın Suud rejiminin İstanbul başkonsolosluğundan çıktığını ispat edecek hiç bir kamera kaydı gösterilmediği ve gazeteler kaybolduğunu yazmaya başladığı için birden Kaşıkçı’nın adı dünya medyasında manşetlerde yer aldı.Cemal Kaşıkçı Suud rejimini ve bu ülkede medya üzerindeki baskı ve sansürü eleştiren ve güya bu uğurda canını bile veren Arabistanlı muhaliflerden biriydi.Öte yandan dünya medyasında çıkan haberlere göre, Kaşıkçı’nın ortalıktan kaybolma ve muhtemelen öldürülme olayında Suud rejiminin ele bulunduğu yönündeki muğlaklıklar ve soru işaretlerinin artmaya başlaması ile birlikte uluslararası medya organlarına mensup olan gazetecilerin Arabistan’da düzenlenmesi planlanan ticari bir oturuma katılma konusunu gözden geçirmeye başladıkları anlaşılıyor.Çölde Davos Forumu şeklinde anılan “Geleceğin yatırımları için inisiyatif” başlıklı ticari oturum Suudi Arabistan’da veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın ev sahipliğinde ve 23 ila 25 Ekim 2018 tarihleri arasında düzenlenmesi bekleniyor.
Riyad’da düzenlenecek ticari zirveye katılmayacağını açıklayan ve artık bu zirveye mali sponsorluk yapmayacağını belirten medya organlarından biri, New York Times gazetesidir. Yine Hufington Post gazetesinin kurucusu Ariana Hufington da Çölde Davos Forumu’nun danışman heyetinden çekildiğini açıkladı. Riyad zirvesinde üç oturuma başkanlık etmesi kararlaştırılan CNBC kanalı sunucusu Andore Ras Surkin de twitter hesabında yaptığı açıklamada, Cemal Kaşıkçı’nın kaybolma olayına üzüldüğünü ve bu yüzden bu zirveye katılmayacağını açıkladı.Sözü edilen medya organlarından başka Los Angeles Times gazetesi sözcüsü da bir açıklama yaparak, gazetenin sahibi Patrick Son Shiung’un Arabistan’da ticari oturumda bir konuşma yapması kararlaştırılmış olmasına rağmen bu zirveye katılmayacağını belirtti.CNN kanalı da bundan bir kaç gün önce Riyad zirvesine katılma konusunu yeniden gözden geçirdiklerini açıkladı Reuters haber ajansı da Economist dergisinin genel yayın yönetmeni sözcüsü da derginin genel yayın yönetmeni Riyad zirvesine katılmama kararı aldığını açıkladığını yazdı.Adı geçen medya organlarından başka, Ober firması icra Başkanı da bir bildiri yayımlayarak Riyad’da düzenlenecek ticari konferansa katılmayacağını bildirdi. Viacom medya kurumu Başkanı da bu zirvede bir konuşma yapması kararlaştırıldığı halde bu etkinliğe katılmama kararı aldığını belirtti.
Tüm bu tepkiler uluslararası medya organlarının Arabistanlı muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Arabistan’ın İstanbul başkonsolosluğuna girdikten sonra ortalıktan kaybolma olayına gösterdikleri tepkilerin küçük bir bölümüydü. Gerçi bu olayın üzerindeki sis perdesi aralanamadı, ancak olay, Suud rejiminin muhaliflerine karşı ne denli derin kin ve öfke beslediğinin bir işareti sayılıyor. Bu muhalifler medya üzerinden Suud hanedanının fesadını ve yanlış politikalarını eleştirmeye çalışıyor.Eğer Suudi Arabistan’da medya organlarının durumuna kısaca bir göz atacak olursak, Suud rejiminin bölgesel politikalarının temel direklerinden birinin medya olduğuna kolayla anlayabiliriz. Suud hanedanı medyanın çıktılarını bu hanedanın çıkarlarını ilgilendiren her alanda kontrol altına alabilmek için her türlü çabayı ve hatta bu uğurda milyarlarca dolar harcamaktan hiç çekinmiyor. Son otuz yılda Suud rejimi bölgede etkili olan medya organlarını ele geçirmek için yüklü paralar harcadı.Suud hanedanı 1990’lı yılların başından itibaren medya alanında savunma pozisyonundan çıkmaya ve kraliyet hanedanına bağlı medya organlarının etki alanlarının uluslararası boyutlara taşımaya karar verdi. Bu doğrultuda ilk adım olarak mbc medya grubu 1991 yılında ünlü Suud işadamı Velid bin İbrahim Al-i İbrahim tarafından kuruldu.
Velid İbrahim’in kız kardeşlerinden biri Arabistan’ın dönem kralı Fehed’in eşiydi ve mbc medya grubu doğrudan kral Fehed’e bağlıydı.mbc medya grubu görecede Arap dünyasının ilk ücretsiz özel uydu kanalları grubuydu ve merkezi de Londra’da bulunuyordu. Daha sonra 2002 yılında mbc medya grubunun merkezi Dubai’ye taşındı. mbc medya grubunun 10 TV kanalı ve 2 radyo kanalı bulunuyor. Bu kanalların çoğu eğlence programları, TV dizileri, Hollywood ve Bollywood ve Türkiye yapımı filmleri yayınlıyor. mbc medya grubu 2003 yılında Arap milliyetçiliği ile mücadele çerçevesinde El Arabiye TV kanalını ve internet sitesini açtı. Bu kanalın ilk sermayesi 300 milyon dolar civarındaydı ve bir bölümü Lübnan’da Hariri grubu tarafından karşılanmıştı. mbc medya grubu daha sonra da 2012 yılında siyasi haber yayını üzerinde odaklanan El Hades TV kanalını açtı.Art kanalının açılması, Orbit iletişim firmasının kurulması, BBC Arapça yayınlarının bütçesinin karşılanması, Iyal uydu şebekesi ve bcı kanalının hisselerinin yüzde 49 kadarının satın alınması ve Arap dünyasının en büyük medya organı olan Rotana firmasının satın alınması, Suud hanedanı ve prenslerinin Arabistan’da kurdukları saltanat düzenine destek veren medya organlarını genişletme çabaları ve harcadıkları paraların sadece küçük bir bölümüdür.Bundan başka dünyanın bir çok önde gelen medya organlarının hisselerinin önemli bir bölümü de Suud hanedanı ve prenslerinin elinde bulunuyor.
Bu medya organlarına Ennahar gazetesi, Eddiyar gazetesi ve Arap olmayan medya organlarına da Foxnews, Robert Mordak haber firması, twitter ve diğer bazı firmaları örnek vermek mümkün.El Şark El Osat gazetesi de 1970’li yıllarda kurulduğu günden beri Suud hanedanının gözetiminde faaliyet yürüten ve o günlerde Riyad valisi olan şimdiki kral Salman ve oğulları tarafından desteklenen ve onlara ait olan gazetelerden biridir.Bu arada ilginç olan nokta şu ki, Suud hanedanı görecede birbiriyle zıt olan çeşitli uydu kanallarının sahibi olmasıdır ve örneğin bu kanallardan birinde program yapan tek gözlü bir müftü hatta yerkürenin yuvarlak olduğuna inanmıyor ve buna inanmayı da küfür biliyor ve namahremlere bakmayı bile günah sayıyor. Oysa Suud hanedanına ait olan bir başka kanal kadınların dansları ve şarkılarının yanı sıra içinde eşlerin ihaneti ve aile içinde her türlü pisliğin propagandası yapıldığı diziler yayımlanıyor.Öte yandan Arabistan’da medya alanında faaliyet yürüten aktivistlerin ve insan gücünün de iki kesime ayrıldığı belirtilmelidir. Arabistan’ın medya platformunda bir grup vahabi ideolojinin propagandası yönünde makale yazıyor ve bu yüzden mali açıdan hiç bir sıkıntıları bulunmuyor ve Suud hanedanı tarafından besleniyor. Bu kesim Arabistan’da tüm medya organlarında faaliyet yürütüyor ve gazeteleri, radyo televizyon kanalları kendi ellerinde tutuyor.Ancak Arabistan’da ikinci bir kesim Suud hanedanını ve ulusal ve uluslararası arenalarda izledikleri politikaları eleştiriyor. Fakat bu kesime mensup olan gazeteciler ve yazarlar hemen hükümete bağlı güvenlik kurumlarının baskı ve tehditleri ile karşılaşıyor ve hızlı bir şekilde de medya ortamından uzaklaştırılarak yazmaktan ve eleştirmekten men ediliyor.
Suudi Arabistan’da ikinci kesime mensup olan gazeteciler ve yazarlar, vahabi ulemanın öğretilerini ve uygulamalarını kabul etmeyen ve eleştirmekten amaçları da Arabistan’ın kültürünü ve dinini yok etmek olan Batı yandaşı liberal insanlar olarak tanımlanıyor. Örneğin eğer Cemal Kaşıkçı, Heyfa Halid, Mansur Nakidan ve Betal El Kavs gibi gazeteci yazarların tutuklanmasına sebebiyet veren gerekçelere göz atacak olursak hepsinin ortak paydası Suud camiasında vahabi eğilimleri eleştirmekten ibaret olduğu anlaşılır.Bu yüzden vahabiler gazetecilik mesleğini, Suud camiasında uygun olmayan konuları gündeme getiren ve bu yüzden gazetelerin ve gazetecilerin yasal ve dini çerçevenin dışına çıkmalarına müsaade edilmemesi gereken bir araç olarak biliyor. Örneğin Suudi Arabistanlı alimlerden Şeyh Saad Berik, 2015 yılında Arabistan’ı ziyaret eden uluslararası gazetecilere destek komisyonu heyeti ile görüşmesinde şöyle demişti: liberal gazeteciler bazı düşünceleri yaygınlaştırıyor ve bu ülkeden yalan bir görüntü sunuyor ve baskı altında tutulduklarını iddia ediyor. oysa onlar gerçekte dine muhalefet ediyor ve bu da bizim açımızdan asla kabul edilemez.Arabistan içinde uygulanan medyo politikasından başka, wikileaks sitesinin ifşaatına göre Arabistan’ın dünya genelindeki büyükelçilikleri de yabancı medya organları ve gazetecilere karşı “dizginleme” adı ile andıkları bir eğilimleri bulunuyor. Buna göre son yıllarda dizginleme eğilimiyle kontrol altına alınan gazetecilerin Suudi Arabistan’a övgüler yağdırmaları ve bu ülkeyi eleştiren kişilere veya kurumlara saldırması gerekiyordu.
Wikileaks belgelerine göre bölgede İslamî uyanış süreci başladığı ilk günlerde kamuoyu medya organlarını yönlendirmeye başlamıştı ve bu durum Suud hanedanı için büyük bir tehlike arzediyordu. Suud rejimi bu sorunu Tunuslu bazı önemli medya organlarına para vererek halletti.Yine wikileaks sitesinin ifşa ettiği bazı belgelere göre, Arabistan’ın Avustralya büyükelçiliği bu ülkede medya organlarını ve İslamî toplulukları etkilemek için geniş çaplı çaba harcadığı anlaşılıyor. Bu belgelerden birine göre Arabistan Kültür Bakanlığı Avustralya’da bazı Arapça yayımlanan gazetelere ve medya kurumlarına ve yine Kanada’da bazı gazetelere ve Müslümanlar birliğine yüklü ödemeler yaptığı gözleniyor. Bir başka belgede ise Kanada’da Suud rejiminden aldıkları yüklü paraların karşılığında bu rejimin Kültür ve Enformasyon Bakanlığı’nın onlarla işbirliği yapmasına müsaade eden Errisale, El Muhacir, El Diblomasi ve El Ahbar adlı gazetelerin adı geçiyor.Wikileaks sitesinin ifşa ettiği belgelerde yine Suud rejiminin Almanya, Mısır, Senegal, Afganistan, Güney Afrika, Muritanya, Ürdün, Kuveyt,... gibi ülkelerde bazı medya organlarına veya gazetecilere rüşvet ödendiği göze çarpıyor. Örneğin Almanya’da Suud hanedanına yönelik medya saldırılarıyla mücadele etmek üzere Alman profesyonel gazetecilerden yararlanmaya karar veriliyor. Bu gazetecilerin aldıkları paraların karşılığında arada bir Suud hanedanının lehine makale yazmaları gerekiyor. Bu gazetecilere ayda 7500 avro ödeme yapılıyor.Wikileaks sitesinin ifşa ettiği belgelerde, Lübnan ve Arap dünyasında bağımsız ve ilerici medya sloganı ile hareket eden MTV adında Lübnanlı bir şebekeden söz ediliyor.
Bu şebeke Arabistan büyükelçiliğinden 20 milyon dolar mali destek talep ediyor. ancak Arabistan rejimi bu ülkenin çıkarlarına hizmet kaydıyla 5 milyon dolar yardım yapmayı onaylıyor.Bu arada Suud hanedanının Farsça yayın yapan medya organları alanında da hiç de geri kalmadığı belirtilmelidir. El Şark El Osat ve El Arabiye gibi sitelerin Farsça yayınlarından başka Suud hanedanı sapkın vahabi tarikatını İranlı ehli sünnet Müslümanlara telkin eden ve yine İran’da bölücülük propagandasını yapan bazı TV kanallarına mali destek veriyor. Suud rejimi ayrıca Farça haber kanalı açmak için de bir kaç kez girişimde bulundu ama bu girişiminde pek başarılı olamadı.Şimdi ise Suud rejiminin tüm bu medya politikalarına bir de bazı haber ajanslarının geçtikleri haberlere göre testere ile cinayeti de ekleme zamanı geldiği anlaşılıyor. Zira bazı medya organların Cemal Kaşıkçı’nın testere ile doğrandığını belirtiyor.