Muhammed bin Salman’ın kirli dosyaları – 1
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i119781-muhammed_bin_salman’ın_kirli_dosyaları_1
Arabistanlı muhalif gazeteci yazar Cemal Kaşıkçı’nın Arabistan’ın İstanbul başkonsolosluğunda feci bir şekilde katledilmesi, dünya kamuoyunu ve özellikle Batılı medya ve siyaset çevrelerini Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın kişiliği hakkında daha da aydınlattı.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Ekim 22, 2018 21:49 Europe/Istanbul

Arabistanlı muhalif gazeteci yazar Cemal Kaşıkçı’nın Arabistan’ın İstanbul başkonsolosluğunda feci bir şekilde katledilmesi, dünya kamuoyunu ve özellikle Batılı medya ve siyaset çevrelerini Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın kişiliği hakkında daha da aydınlattı.

Öyle ki şimdi Muhammed bin Salman’dan Arap dünyasının yeni Saddam’ı ve yeni Kaddafi’si şeklinde söz ediliyor ve Arabistan’da kraliyet tahtını asla haketmediği vurgulanıyor.

Biz de bu bahane ile Muhammed bin Salman’ın Yemen savaşından Kaşıkçı cinayeti dosyasına kadar tüm kirli çamaşırlarını sizler için gözden geçirmeye karar verdik.

Muhammed bin Salman Ocak 2015’te Arabistan’da iktidar yapısında yer aldığı günden itibaren bu yapıda hızla yükselmeye başladı ve en son Haziran 2017’de Arabistan’ın hakimiyetinde veliaht prensi oldu ve hatta babası kral Salman hayattayken Arabistan’da kraliyet tahtına oturacağı yönünde tahminler yürütülmeye başladı. Buna karşın şimdi Muhammed bin Salman’ın özellikle son 45 ayda bulaştığı dosyaların uluslararası arenada aleyhine ciddi bir konsensüs oluştuğu gözleniyor.

Muhammed bin Salman Ocak 2015’ten Ekim 2018’e kadar, yani 45 aylık bir süre içerisinde Suudi Arabistan’ı sekiz büyük güvenlik dosyası ile karşı karşıya bıraktı. Bir başka ifade ile Suud rejimi her altı aydan daha az bir sürede bir büyük bir güvenlik dosyası ile karşılaştı. Bu dosyaların ortak paydası ise uluslararası camianın şimdi Muhammed bin Salman’dan dünya genelinde devlet terörünün bir numaralı adamı olarak söz etmesi ve özellikle Arabistan’da iktidarın başından uzaklaştırılmasını talep etmesidir.

Jim Rotenberg “ Suud veliaht prensinin gerçek kişiliği ortaya çıktı” başlığı altında New York Times gazetesinde yayımladığı makalesinde şöyle yazıyor: Bundan altı ay önce ABD medyası Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın Amerika ziyareti sırasında ballandıra ballandıra bin Salman’ın icraatından söz ediyordu. Suud veliaht prensi Batılı liderlere kendinden modern ve çağdaş bir lider imajı sunmaya çalıştı. Ancak bu imaj 2 Ekim’de, yani Arabistanlı muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Arabistan’ın İstanbul başkonsolosluğuna girdikten sonra bir daha dışarı çıkmaması ile birlikte yerle bir oldu.

 

Rotenberg ayrıca Kaşıkçı’nın makale yazdığı Washington Post gazetesinin Başkanı Fred Ryan’dan naklen Kaşıkçı’nın ortadan kaybolmasını “korkunç devlet cinayeti” niteledi.

Amerikalı ünlü gazeteci yazar Nikolas Christopher de Muhammed bin Salman’ı deli veliaht ve gazetecileri öldüren, başbakanları rehin alan, milyonlarca çocuğu aç bırakan ve asla kendisini hiç bir şekilde resmi törenle karşılamayı haketmeyen ve hakettiği yer ancak hapishane olan biri niteledi.

İngiliz ünlü gazeteci David Herset de Middle East ’da yazdığı yorumunda şu ifadelere yer verdi: ses ve görüntü kayıtları ifşa edildikten sonra Trump’ın bir tek çaresi kalıyor. Trump artık Muhammed bin Salman’a kraliyet tahtına oturmasına müsaade edemez. Bu, Cemal Kaşıkçı ve çok sayıda insanın Suud rejimi tarafından infaz edilmesi veya işkenceye maruz kalmasına sebebiyet verenlerin hakettikleri en az cezadır.

Gerçi Cemal Kaşıkçı cinayeti, Muhammed bin Salman’ın talimatı üzerine gerçekleşen en feci cinayetlerden biri sayılır, fakat hiç kuşkusuz Yemen milletine dayatılan savaş ve cinayet, Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın işlediği en korkunç cinayettir. Bu cinayet hatta Cemal Kaşıkcı cinayetinden daha korkunç ve daha feci bir cinayettir.

Yemen savaş Suud rejiminin savunma Bakanı Muhammed bin Salman’ın talimatı üzerine Mart 2015’te başladı ve 26 Ekim 2016’de de 44. ayına giriyor. Bu savaşta 50 bin kadar Yemenli sivilin hayatını kaybetmesi veya yaralanmasından başka yaşanan en önemli ve en vahim facia, Yemen’deki insani faciadır. Batı medyasının itiraf ettiği üzere Yemen’de çocukların kemikleri açlıktan dışarı vurmuş vaziyette ve ebeveynler çocuklarının ölmelerini engellemek için ağaçların yaprakları ile onları beslemek zorunda kalmaktadır.

 

BM genel sekreteri Antonio Guterres’in itiraf ettiği üzere Yemen’de insani facia beşeriyet tarihinde en büyük insani facia sayılıyor. BM gıda programı sözcüsü Herve Verhoosel 16 Ekim dünya gıda günü dolaysıyla yaptığı açıklamada Yemen milletinin karşı karşıya kaldığı açlık durumu hakkında uyarıda bulundu. Sözcü, Yemen halkı dünyada en kronik açlık krizi ile karşı karşıya bulunduğunu, öyle ki Yemenli 18 milyon insan bir sonraki öğünlerini nereden ve nasıl temin edeceklerini bilemediklerini ifade etti.

Yemen’de hali hazırda 8 milyonu aşkın insan kıtlık sınırında yer aldıklarını belirten BM gıda programı sözcüsü, Yemen’de güvenlik şartları aynı şekilde devam ettiği takdirde bu sayıya 3.5 milyonun daha ekleneceğini ve yaklaşık 12 milyon Yemenli vatandaş, yani bu ülkenin nüfusunun neredeyse yarısı kıtlık sınırına sürüklenmemek için gıda yardımına muhtaç durumuna düşeceğini vurguladı.

Yemen’de yaşanan bu korkunç facia ise Suud veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın kendini Arabistan kahramanı yapma hayallerinin ürünüdür. Ancak bu savaş Muhammed bin Salman’ın kara karnesinin en önemli kırık notu sayılır, nitekim Cemal Kaşıkçı cinayeti ve doğuracağı sonuçları da Yemen cinayetinin yanında anlam kazanacaktır.

Şimdi Muhammed bin Salman’ın dosyasında bir başka faciadan, yani Mina faciasından söz etmek istiyoruz.

Mina faciası

 

Mina faciası 24 Eylül 2015’te ve Mina bölgesinde kurban bayramı gününde şeytan taşlama etkinliği sırasında yaşandı. Yemen savaşından tam altı ay önce yaşanan bu olay, Hac tarihinin en ölümcül hadisesi olarak kayda geçti. Suud medyası en başta bu faciada hayatını kaybedenlerin sayısını 3 bin olarak göstermeye çalıştı, fakat gerçek veriler bu faciada en az 7 bin hacı hayatını kaybettiğini gösterdi. Olayda şehit düşen hacıların büyük bir bölümü İranlı hacılardandı.

Suud rejimi bu faciayı Hac merasimi sırasında normal bir hadise gibi göstermeye çalıştı, ancak facianın üzerinden üç yıl geçtiği ve Muhammed bin Salman’ın kişiliği daha çok aydınlığı şu sıralarda Mina faciasının sıradan bir hadise olmadığı, bilakis Muhammed bin Salman’ın talimatı ile yaşanan kasıtlı bir cinayet olduğu söylenebilir.

Lübnan’ın Eddiyar gazetesi, Suud kralının oğlu Muhammed bin Salman’ın taşıyan konvoyun Mina merkezinde yönünü değiştirmesi, hacıların burada hareket yönünü değiştirmesine ve Mina faciasının vuku bulmasına yol açan etken olduğunu yazdı.

Mina faciası sırasında İranlı bazı seçkin şahsiyetler şehit düştü. Bu şahsiyetlerin en tanınmışı, İran’ın Lübnan eski büyükelçisi Gazenfer Roknabadi’ydı. İran’ı Lübnan eski büyükelçisi Gazenfer Roknabadi’nin kardeşi Murtaza Roknabadi bu olay hakkında şöyle diyor: Şehit Roknabadi’nin naaşı 60 gün sonra mezardan çıkarıldığında, vücudunda kesik izleri açıkça belliydi. Şehit Roknabadi’nin beyni, kalbi ve diğer bazı iç organlarının çıkarılması, melun Suud hanedanının şehit Roknabadi’ye yönelik kin ve ukdelerini gösteriyordu. Bugün yine aynı hadisenin Cemal Kaşıkçı naaşının doğranması ile yaşandığına şahit oluyoruz.

Muhammed bin Salman’ın kara karnesinde yer alan bir başka kara leke, Arabistanlı seçkin Şii alim Ayetullah Şeyh Nemr Bakır Nemr’in infaz edilme olayıdır.

Arabistanlı seçkin Şii alim Ayetullah Şeyh Nemr Bakır Nemr 2012 yılında güvenliği bozmak ve fitne çıkarmak gibi mesnetsiz iddialarla suçlandı ve 2 Ocak 2016’da idam cezası uygulandı. Haber kaynakları bu seçkin alimin idam edilmesinden sonra geçtikleri haberlerinde, o günlerde Arabistan’ın eski veliaht prensi Muhammed bin Naif’in halefi olan Muhammed bin Salman’ın bizzat Şeyh Nemr’in idam edilme sürecini gözetlediğini ve hatta Şeyh Nemr’e işkence ettiğini ve idamdan önce Şeyh Nemr’in kolunu bacağını kırdığını yazdı.

Şeyh Nemr Bakır Nemr’e karşı işlenen bu cinayet, Muhammed bin Salman’ın Ocak 2015’ten Ocak 2016’ya kadar, yani bir yıllık bir süre içerisinde işlediği üçüncü önemli cinayetti.

Muhammed bin Salman 2016 yılını az gerginlik ve cinayet işleyerek geride bıraktı. Aslında bu yılda Yemen savaşı devam etti ve Suud rejimi İran İslam Cumhuriyeti ile diplomatik ilişkilerini de kesti. İran ile ilişkileri kesmek, Muhammed bin Salman iktidarda önemli bir konuma geldikten sonra dördüncü önemli dosyası oldu. Ancak İran İslam Cumhuriyeti’nin bu olaya karşı tedbirli ve akılcı davranması ve bin Salman’ın aşırı bencilliği, İran ile ilişkileri kesmekle gütmeye çalıştığı hedeflere ulaşmasına engel oldu. Zira o günden beri İran İslam Cumhuriyeti uluslararası arenalarda konumunu geliştirirken, Suud rejimi hatta en büyük hamisi Amerika ile ilişkilerinde sıkıntı yaşıyor ve uluslararası arenada konumunu kaybediyor.

Aslında Muhammed bin Salman 2016 yılında en çok Arabistan’ın veliaht prensi Muhammed bin Naif’i devirme projesi ile uğraşıyordu ve sonunda bu amacına 21 Haziran 2017’de ulaştı. Bu arada Muhammed bin Salman veliaht prensi ilan edilmeden 16 gün önce yani 5 Haziran 2017’de Suud rejimi Katar ile tüm ilişkilerini kesti.

Muhammed bin Salman veliaht prensi olduktan sonra pratikte ülkenin bir numaralı adamı oldu.

Bencil bir kişiliğe sahip olan Muhammed bin Salman bölgedeki Arap ülkelerine ve özellikle Fars körfezi işbirliği konseyine üye olan ülkelere yukarıdan bakıyor. Arabistan rejimi Bahreyn, BAE ve Mısır’ı da yanına alarak Katar ile tüm diplomatik ilişkilerini kesti ve bu ülkeyi kuşatma altına aldı. Gerçi Katar çok zengin bir devlet olduğu için Yemen’in düştüğü duruma düşmedi, fakat bu olay da Muhammed bin Salman karnesinde kırık bir not olarak yerini aldı.

Şimdi ise Muhammed bin Salman’ın bu projesinin üzerinden 17 ay geçtiği bir sırada Katar’ı inzivaya itme çabasında başarılı olamadığı anlaşılıyor. Zira Katar Suud rejimi ve dostlarının kuşatmasını etkisiz hale getirerek Muhammed bin Salman’ın projesini ve kendisini Arabistan kahramanı yapma hayalini suya düşürdü.