Muhammed bin Salman’ın tüm kirli dosyaları – 2
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i120759-muhammed_bin_salman’ın_tüm_kirli_dosyaları_2
Arabistanlı muhalif gazeteci yazar Cemal Kaşıkçı’nın Arabistan’ın İstanbul başkonsolosluğunda feci bir şekilde katledilmesi, uluslararası camianın ve özellikle medyanın Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman’ı ve kişiliğini tanımasına sebep oldu, öyle ki Muhammed bin Salman’dan Arap dünyasının yeni Saddam’ı ve Kaddafi’si şeklinde söz edilmeye başladı ve Arabistan’da kraliyet tahtına oturmayı haketmediği belirtildi.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Kasım 11, 2018 15:18 Europe/Istanbul

Arabistanlı muhalif gazeteci yazar Cemal Kaşıkçı’nın Arabistan’ın İstanbul başkonsolosluğunda feci bir şekilde katledilmesi, uluslararası camianın ve özellikle medyanın Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman’ı ve kişiliğini tanımasına sebep oldu, öyle ki Muhammed bin Salman’dan Arap dünyasının yeni Saddam’ı ve Kaddafi’si şeklinde söz edilmeye başladı ve Arabistan’da kraliyet tahtına oturmayı haketmediği belirtildi.

Hatırlanacağı üzere geçen bölümde Muhammed bin Salman’ın Yemen savaşından Katar yaptırımlarına kadar uzanan dosyalarını gözden geçirdik. Şimdi ise Muhammed bin Salman’ın Suud prensleri tutuklama dosyası, Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin rehin alınma olayı ve en son da Kaşıkçı cinayeti dosyasını gözden geçirmek istiyoruz.

Suud veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın son bir yılda en önemli hareketlerinden biri yüzlerce Suud prensi, din adamı ve güçlü şahsiyetleri tutuklatmasıydı. Suud güvenlik güçleri Eylül 2017’de ani bir operasyonda yaklaşık 20 kişiyi tutukladılar. Tutuklananların arasında bazı hatipler ve güçlü şahsiyetler de vardı. Muhammed bin Salman 4 Kasım tarihinde de kendince mali fesatla savaş başlattı. Böylece Ritz Karlton hoteli bir ay boyuncu hükümeti temizleme merkezi ve onlarca Suud prensi ve üst düzey yetkililerin altın kafesi oldu. Velid bin Tellal gibi bazı şahsiyetler yüklü ödemeler yaptıktan sonra serbest bırakıldı.

Gerçekte Muhammed bin Salman’in Suud prenslerini tutuklama bahanesi mali fesatla mücadele olarak açıklandı, nitekim halkı kandırmaya yönelik bu slogan, Arabistan halkı tarafından olumlu da karşılandı. Fakat gerçekte bu operasyonun amacı Suud prensleri siyasi açıdan tasfiye etmek ve mali güçlerini azaltmak ve Arabistan’da iktidarı tek elde toplamaktı.

Fransa medyası Cemal Kaşıkçı cinayetinden sonra Suud veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın son bir yılda icraatı hakkında yayımladığı raporda şöyle yazdı: Suudi Arabistan Haziran 2017’de Muhammed bin Salman’ı veliaht prensi ilan ettikten sonra sürekli bir çok tartışmanın odağına yerleşti. Muhammed bin Salman bazı siyasi reformlar ve ülkeyi modernize etme projeleri ile kendisine itibar kazanmaya ve başta dini ve aydın kesim ve kadın haklarını savunanlar olmak üzere muhaliflerini bastırmaya başladı.

Ancak uzmanlar Arabistan’da sembolik sosyal reformları ve geniş çaplı tutuklamaları bu ülkede istibdadı yenileme operasyonu şeklinde yorumluyor.

Şimdi Saad Hariri dosyasına geçiyoruz.

Lübnan Başbakanı Saad Hariri 4 Kasım 2017’de aniden istifa ettiğini Arabistan’ın başkenti Riyad’dan duyurdu. Hariri istifa gerekçesinde de Hizbullah hareketini Lübnan’ın yönetimini ele geçirmekle suçladı.

Ancak tüm yorumlar Saad Hariri’nin Riyad’da bulunduğu sıralarda Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman tarafından rehine alındığı yönünde oldu.

Sonunda Fransa’nın olaya müdahelesi ile bu krize bir çözüm bulundu ve Hariri Fransa üzerinden ülkesi Lübnan’a döndükten sonra Hizbullah hakkındaki iddialarını ve ayrıca başbakanlıktan istifasını geri aldı ve Mayıs ayında düzenlenen parlamento seçimlerinden sonra bir kez daha Lübnan’da yeni hükümeti kurmakla görevlendirildi

Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın Lübnan Başbakanı Saad Hariri’yi gözaltına alması şimdiye kadar görülmemiş bir hareketti, üstelik bu hareket Lübnan’ın milli egemenliğinin de açık ihlaliydi ve bu yüzden Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Aun ve Lübnan Hizbullah hareketi genel sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah’ın sert itirazları ile karşılaştı.

Gerçekte Muhammed bin Salman diplomatik olmayan bu hareketi ile hem bir ülkenin başına geçme kapasitesinden yoksun olduğunu ve hem de her şeyden ziyade istikrara ihtiyacı olan Ortadoğu bölgesini istikrarsızlığa sürükleme potansiyeline sahip olduğunu göstermiş oldu.

Şimdi de Cemal Kaşıkçı dosyasına bakalım.

Arabistanlı muhalif gazeteci yazar Cemal Kaşıkçı’nın Arabistan’ın İstanbul başkonsolosluğunda feci bir şekilde katledilme olayı devlet terörünün en somut mısdakıdır. Suud rejimi ilkin Kaşıkçı cinayetinde eli bulunduğunu inkar etti, ancak uluslararası camianın baskıları yüzünden olaydan 18 gün sonra bu cinayeti işlediklerini itiraf etti. Gerçi Suud rejimi bu cinayetten Arabistan istihbarat Başkan yardımcısı Ahmet Asiri ve Suud kraliyet sarayı danışmanı Suud Kahtani gibi daha alt kademelerden bazılarını sorumlu tutarak bir nevi veliaht prensi Muhammed bin Salman’ı bu cinayetten aklamaya çalıştı. Ancak bu iddiayı ABD Başkanı Donald Trump’tan başka hiç kimse kabul etmedi.

Almanya Başbakanı Angela Merkel açıkça Suud rejiminin Kaşıkçı cinayeti ile ilgili açıklamasını kabul etmediğini açıkladı. Öte yandan sosyal paylaşım sitelerinin kullanıcıları da Suud rejiminin 18 Arabistanlı vatandaşı Kaşıkçı cinayetiyle ilgili suçlaması Muhammed bin Salman’ın bir numaralı sanık olduğu gerçeğini değiştiremeyeceğini belirtiyorlar. Söz konusu internet aktivistleri ve kullanıcıları, Suud veliaht prensi bazı adamlarını kendine kalkan ettiğini ve böylece Kaşıkçı cinayetinden sıyrılmak istediğini vurguluyor. Örneğin suçlanan kişilerden biri olan Suud Kahtani geçen yılın Ağustos ayında twitter sayfasında kendisini eleştiren birine şöyle cevap vermişti: Sen benim izinsiz başımı kımıldatabildiğimi mi zannediyorsun? Ben efendim, yani veliaht prensinin emir kuluyum.

Kuşkusuz Cemal Kaşıkçı cinayeti çok korkunç ve feci bir cinayettir ve hiç kimse bu cinayeti kınamadan edemiz. Ancak hiç şüphe yok ki bu cinayetin ağırlığı Yemen milletine dayatılan savaş, Mina faciası, Gazenfer Roknabadi cinayeti, Şeyh Nemr’in idamı, Suud prenslerin ve hatiplerin ve yetkililerin tutuklanmaları ve Saad Hariri’nin rehin alınma olayı ile bir araya gelince kat kat armaktadır, öyle ki Muhammed bin Salman’ı bir cani olarak tanımlamak ve uluslararası ceza mahkemesinde yargılamak gerekir.

Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın bu koltukta kalıp kalmayacağı tartışması bir yana, bin Salman’ın son 45 ayda Cemal Kaşıkçı cinayeti ile tamamlanan icraat dosyası, Suud rejiminin insan hakları başlıklı bir konuya kesinlikle yabancı olduğunu ve hatta Muhammed bin Salman’ın göstermelik reformları bile bu rejimin insan hakları alanındaki kara karnesini aklamaya yetmeyeceğini gösteriyor. Nitekim Cemal Kaşıkçı da Muhammed bin Salman’ın modası geçmiş bir aşiret lideri şeklinde tanımlıyordu.

Gerçekte bugün Suud rejimi ile terör arasında çok yakın ve kopmaz bağlar bulunuyor. Bu terör bazen 11 Eylül 2001’de olduğu gibi vahabi tarikatında yetişen teröristlerde estiriliyor ve bazen de Suud prensleri ve özellikle Muhammed bin Salman bizzat terör ve suiksat emrini veriyor.

El Kudüs El Arabi gazetesinin yazarı Tevfik Riyah “New York savaşından İstanbul savaşına; Arabistan kafeste” başlıklı yazısında şöyle diyor:

Arabistan 11 Eylül 2001 yıkıcı terör saldırısının sonuçlarından henüz tam olarak kurtulmadan bir kez daha 2001 tartışmalarından pek farkı olmayan yeni bir uluslararası tartışmanın odağına yerleşti. O günlerde yani 2001 yılında terör bireyseldi, nitekim bütün dünya da bu konuda hemfikirdi. Ancak bugün konu devlet terörüdür ve dünya bu tür teröre karşı çıkmakta hemfikirdir, gerçi bunu henüz resmi olarak ilan etmemiş olsa bile.

El Kudüs El Arabi gazetesinin yazarı Tevfik Riyah şöyle devam ediyor:

New York savaşı Eylül 2001’de Arabistan açısından önemli bir hadiseydi ve lanet edilmesine yol açtı. Şimdi ise görünen o ki İstanbul savaşı Ekim 2018’de bir kez daha Suud hanedanının sabıkasında kayda geçti. 11 Eylül 2001 olaylarında bir grup Suud genci (19 kişi) görülmemiş bir harekette Amerika’nın derinliklerini hedef aldı, ama onlar bu operasyonla aynı zamanda Arabistan’a darbe vurdu ve bu rejimi bu operasyonun maddi manevi her türlü bedelini hatta üzerinden 17 yıl geçtiği halde ödemeye zorladı, nitekim ödemeye de devam edecektir.

El Kudüs El Arabi gazetesinin yazarı Tevfik Riyah şöyle devam ediyor:

İstanbul savaşında ise Ekim 2018’de yine bir grup Suud genci (15 kişi), kaleminden ve düşüncesinden başka silahı olmayan bir muhalifi katlettiler. Ancak bunu yapan kişiler aslında Arabistan’a ağır darbe indirdiler ve dünya daha uzun bir süre bu olayın sonuçlarını seyredecektir. Bu cinayeti işleyen kişilerin amacı ise Suud elebaşılarının gönlünü kazanmaktı.

Kuşkusuz bundan onlarca yıl sonra tarih, Cemal Kaşıkçı olayının yazılarından daha fazla Arabistan’ı etkilediğini hatırlayacaktır. Cemal Kaşıkçı cinayeti siyasi bir cinayettir ve nihai kaderi cinayet kanunları çerçevesinde belirlenmesi gerekir, ama kim bilir belki de Cemal Kaşıkçı cinayeti de Arap dünyasında ve dünyada işlenen benzer örnekleri gibi muğlaklığını sürdürebilir. Lübnanlı alim İmam Musa Sadr’ın kaybolma olayı veya Fas devletinin solcu muhaliflerinden El Mehdi bin Berke olayı bu tür durumların en bariz örnekleridir.

ABD Dış ilişkiler konseyi Başkanı Richard Has şöyle diyor: Suud hanedanına açık çek verme dönemi sona ermeli, zira Muhammed bin Salman bu tür desteklere layık olmayacak kadar yanlış hareket ettiğini göstermiştir.

Burada akla gelen bir başka önemli soru ise, neden Batılı liderler ve medya organları sırf Cemal Kaşıkçı cinayetine tepki gösterdikleri sorusudur. Ancak Batılı yetkililer ve medya organları BM genel sekreterinin tabiri beşeriyet tarihinin son yirmi yılda yaşadığı en feci insani facia olan Yemen krizini göremiyor mi? Acaba Muhammed bin Salman’ın sebebiyet verdiği Yemenli masum çocukların katliam edildiğini ve Yemen milleti her gün yasak bombaların altında can verdiğini görmüyor mu? Acaba bu cinayetler Cemal Kaşıkçı cinayetinden daha feci cinayetler sayılmıyor mu?

Kuşkusuz Batılı liderler ve medya organları eğer Muhammed bin Salman’ın cinayetleri ile mücadele etmekte samimi iseler, en başta Yemen savaşını durdurmaları ve uluslararası ceza mahkemesi de Muhammed bin Salman’ı tutuklama kararı çıkarması gerekir. bu durumda Suud rejimi Muhammed bin Salman’ı mahkemeye teslim etmese bile, en azından başka ülkelere seyahat etmesi önlenmiş olur.