Suud ittifakının Yemen’de işlediği cinayetlerin üzerine - 1
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i147139-suud_ittifakının_yemen’de_işlediği_cinayetlerin_üzerine_1
Bugünkü sohbetimizde uluslararası cezai sorumluluk kavramını uluslararası hukukta tüzel ve özel kişiler olmak üzere iki açıdan beyan ettikten sonra S. Arabistan rejiminin Yemen savaşında uluslararası ceza mahkemesi tüzüğünün 8. maddesine göre işlediği savaş suçlarını ele almak istiyoruz.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Mayıs 12, 2020 08:08 Europe/Istanbul

Bugünkü sohbetimizde uluslararası cezai sorumluluk kavramını uluslararası hukukta tüzel ve özel kişiler olmak üzere iki açıdan beyan ettikten sonra S. Arabistan rejiminin Yemen savaşında uluslararası ceza mahkemesi tüzüğünün 8. maddesine göre işlediği savaş suçlarını ele almak istiyoruz.

Suud rejiminin başını çektiği askeri ittifak Mart 2015’ten itibaren Yemen’e karşı çeşitli adların altında düzenlediği harekatların çerçevesinde mazlum Yemen milletine geniş çaplı bir savaş dayattı. Öte yandan başta BM olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşların tüm uyarılarına rağmen Suud ittifakının 2015’ten şimdiye kadar devam eden beş yılı aşkın savaşta hastaneler, okullar, camiler, tahıl depoları, fabrikalar, çarşılar, düğün ve yas merasimleri, barajlar, ilaç depoları, elektrik santralleri, tarihî binalar, sınır tanımayan hekimler örgütü gibi uluslararası kurum ve kuruluşlara ait yardım ve sağlık merkezlerinden oluşan sivil merkezlere yönelik saldırıları hiç durdurulmadı.

Suud ittifakının bu saldırıları aslında savaşlarda askeri ve sivil hedefleri ayırt etme ilkesi başta olmak üzere uluslararası insani hukukun kesin ihlali olmuştur. Bu saldırıların özellikle kimyasal silahlar, fosfor bombaları ve misket bombaları gibi kitle imha silahlarının kullanılmasıyla korkunç boyutlara ulaşması ve güdümlü bir şekilde devam etmesi, Suud rejiminin elebaşıları Yemen milletini bilinçli ve kasıtlı olarak yok etmek üzere savaş suçu işlediklerini gözler önüne seriyor. Buna göre sohbetimiz boyunca bu suçların boyutlarını ve mısdaklarını uluslararası muteber kaynaklara ve belgelere dayanarak irdelemek istiyoruz.

Uluslararası cezai sorumluluk ile ilgili görüşler, özel ve tüzel kişiler açısından 20. yüzyıl boyunca gelişmeye başladı. Uluslararası genel hukuk ilkeleri adlı eserin yazarı Ian Brownlie şöyle yazıyor:

“Özel veya tüzel açılardan uluslararası cezai sorumluluk” tezi 20.yüzyılların başlarında yavaş yavaş resmiyet kazandı ve uluslararası ceza hukukunda yer aldı. Özel uluslararası cezai sorumluluk, hukuki açıdan genel bir ilkedir. Bu ilkeye göre, insanlar uluslararası ceza hukukuna karşı sorumlu kişiler olarak uluslararası insan hakları ve insani hakların ihlal edilmesine karşı sorumludur ve her özel kişi ceza kanunu bakımından hesap vermesi gerektiği, kabul edilen bir ilkedir.

Özel uluslararası cezai sorumluluk tezinde uluslararası cinayetlerin işlenmesinde sorumlu iki çeşit özel kişilerle karşı karşıyayız. İlk kesim, doğrudan cinayet işleyen askerler ve ikinci kesim, komutaları altında bulunan askerlerin işlediği cinayetleri yöneten elebaşılarıdır. Bunlar soykırım, beşeriyete karşı cinayet veya savaş suçu gibi özel uluslararası cinayetleri organize eder.

Uluslararası hukuk uzmanlarından Dr. Hamed Rahmanian şöyle diyor:

İkinci kesimi ülkelerin liderleri, savaş bakanları ve ordunun üst düzey komutanları gibi kişilerden oluşuyor ve özel uluslararası cezai sorumluluk ilkesi ve bazı uluslararası yargı süreçlerine göre verilecek cezayı çekmeleri gerekiyor; üstelik saldırgan devlet tazminat ödemek başta olmak üzere, verdiği zararları telafi etmesi gerekiyor.

Uluslararası ceza hukuku açıkça özel kişileri ceza bakımından sorumlu tutuyor; ancak buna karşın bu kavram halâ devletlerin hakkında uygulanmıyor. Uluslararası klasik hukuka göre, tüzel kişi veya devletin kendisi değil de, sadece tüzel kişiye veya devlete bağlı olan kişiler suç işler.  Bu konuda Thomas Weatherall şöyle diyor:

Devletlerin uluslararası hukuk komisyonuna göre dokunulmazlığı köklü bir kural olarak benimsenmiştir; ancak uluslararası hukukta yaşanan değişim sürece ve uluslararası ceza mahkemesinin kurulmasıyla birlikte devletlerin dokunulmazlığı ile devlet liderlerinin dokunulmazlığı birbirinden ayırt edilmiştir.

Bazı teorisyenler de devletin dokunulmazlığı ile yetkililerin dokunulmazlığının ayırt edilmesini eleştirerek devletin dokunulmazlığı temel bir ilke olduğunu ve bu dokunulmazlığın devletle yetkililerin arasında paylaştırılamayacağını; zira bu durumda devletler yetkililerin icraatını bahane ederek kendi kurumlarının sorumluluklarından kaçınabileceğini savunuyor.

Her halükarda uluslararası ceza hukukuna göre, Suud rejiminin elebaşıları ve askeri üst düzey komutanları uluslararası cinayetlerin emrini veren kişiler olarak yargılanmaları gerekiyor.

Uluslararası ceza mahkemesi de aslında insan hakları bazında ağır cinayetleri işleyenleri yargılamak ve bu zümrenin cezasız bırakılmalarına son vermek amacıyla kurulan bir mahkemedir. Dolayısıyla şimdi mahkemenin Yemen’de savaş suçu, soykırım, beşeriyete karşı cinayet ve tecavüz gibi cinayetlere azmettirenleri yargılamakta rol ifa etmesi büyük önem arz etmektedir.

Bu çerçevede S. Arabistan rejiminin Yemen’de işlediği bazı savaş suçlarını gözden geçireceğiz.

Savaş suçu, silahlı çatışmaların sırasında işlenmesi uluslararası insani hakların ihlaline yol açan suçlardır. Suud rejiminin Yemen’de işlediği savaş suçlarını beyan edebilmek için ilkin uluslararası ceza mahkemesinin tüzüğünün 8. maddesinde üzerine vurgu yapılan savaş suçuyla ilgili bazı maddi unsurların hakkında bir kaç bendi zikretmek ve ardından Suud rejiminin Yemen saldırısı sırasında işlediği bu cinayetlerin örneklerini paylaşmak istiyoruz.

Uluslararası ceza mahkemesinin tüzüğünün 8. maddesinin a ve b bentlerinde şu ifadelere yer veriliyor:

Kasıtlı katliam ve saldırıları kasıtlı olarak sivil insanlara genel anlamda yöneltmek veya çatışmalarda doğrudan yer almayan sivil insanlara karşı uygulamak veya kentlerin, köylerin, yerleşim merkezleri veya savunmasız binaları ve askeri olmayan hedefleri vurmak veya bombardıman etmek, hangi araçla olursa olsun, savaş suçu sayılır.

Bu bağlamda örnek olarak uluslararası kurum ve kuruluşların Yemen’de sivil katliamlarına dair yüzlerce raporundan birine işaret etmek istiyoruz.

Yemen insan hakları bakanlığı Mayıs 2018’de yayımladığı raporunda, Suud ittifakı Mayıs 2015’ten Mart 2018’e kadar Yemen topraklarına düzenlediği hava saldırılarında 38 bin 500 sivil hayatını kaybettiğini belirtti. Suud rejiminin Yemen topraklarına saldırısı dolaylı olarak 300 bin Yemenlinin ölümüne sebebiyet verdi. Bu savaş sırasında 247 bin Yemenli çocuk şiddetli kötü beslenme yüzünden ve 17 bin Yemenli de tedavi için yurt dışına çıkmak üzere mali gücü yetersizliği yüzünden hayatını kaybetti.

Uluslararası ceza mahkemesinin tüzüğünün 8. maddesinin b bendi ise şöyle diyor:

Sivil hedeflere karşı saldırıları kasıtlı olarak yönlendirmek, saldırıları dini, sanat, ilmi, eğitim veya hayır işlerinde kullanılan binalara karşı kasıtlı olarak yönlendirmek, askeri hedef sayılmamak kaydıyla tarihî eserlere, hastanelere, hastaların ve yaralıların toplandığı mekanlara saldırmak, hepsi savaş suçu mısdakıdır.

Oysa insan hakları gözetleme örgütü 2018 yılında yayımladığı raporlarından birinde, Suud ittifakına bağlı savaş uçakları askeri ve sivil hedefleri asla ayırt etmediğini duyurdu.

İngiltere’de yayımlanan The Guardian gazetesi 16 Eylül 2016 tarihinde yayımladığı sayısında, gazetenin araştırma ekibinin bulgularına dayanarak hazırladığı raporunda, Suud rejiminin Yemen’e karşı düzenlediği her üç saldırısından biri okulları, hastaneleri, pazarları, camileri veya bu ülkenin iktisadi altyapılarını hedef aldığını belirtti.

Uluslararası ceza mahkemesinin tüzüğünün 8. maddesinin b bendi, eğitim merkezlerine saldırmanın yasak olduğu ile ilgilidir. Oysa BM ve bağımsız medeni kurum ve kuruluşlarının raporlarına göre 26 Mart 2015’ten 26 Mart 2020 tarihine kadar geçen sürede Yemen’de 1072 okul, 173 üniversitesi binası ve 46 enformasyon tesisi Suud ittifakının düzenlediği hava saldırılarında tamamen yıkıldı veya ağır hasara uğradı. Bu veriler Suud rejimi Yemen’de askeri ve sivil hedefleri ayırt etmeksizin saldırı düzenlediğini gösteriyor.

Uluslararası ceza mahkemesinin tüzüğünün 8. maddesinin b bendi tarihî eserlere saldırıyı da yasaklıyor. Oysa Suud rejimi ve başını çektiği ittifakın Yemen topraklarına saldırılarında aralarında üç bin yıllık mazisi olan Mareb tarihî barajı ve İmam Abdurrezzak bin Humam camiinin de bulunduğu birçok tarihî eser ağır hasara uğradı.

Yemen’de tarihî eserlerin Suud ittifakı tarafından hedef alınması UNESCO’nun de isyan etmesine yol açtı. UNESCO 2018’de bir bildiri yayımlayarak Suud ittifakının Yemen saldırılarında bu ülkenin eşsiz tarihî eserlerini tahrip etmesini şiddetle kınadı.

Suud ittifakı Mart 2020’ye kadar Yemen’de kültürel ve tarihî ve medeni açılardan büyük önem arz eden 1934 mekanı hedef aldı, ki bu da Viyana dörtlü konvansiyonu ve uluslararası ceza mahkemesinin tüzüğünün açık ihlali sayılır.

Uluslararası ceza mahkemesinin tüzüğünün 8. maddesinin b bendi ayrıca hastanelere saldırıları da yasaklıyor. Dünya Sağlık Örgütü DSÖ Mart 2020’de yayımladığı raporda, Suud rejiminin Yemen topraklarına saldırısında 385 sağlık merkezi çalışamaz hale geldiğini, ülkenin tıbbi imkanlarının da sadece yüzde 45 kadarı kullanılabilir durumda olduğunu belirtti. Kolera ve tifüs gibi epidemik hastalıkların yayılması da Suud rejiminin Yemen’de hastanelere ve sağlık merkezlerine düzenlediği saldırıların sonuçlarından biridir.

Uluslararası ceza mahkemesinin tüzüğünün 8. maddesinin b bendine göre ayrıca işgalci devletin doğrudan veya dolaylı olarak işgal ettiği topraklara kendi sivil nüfusundan bir kısmını intikal ettirmesi veya işgal ettiği topraklarda yaşayan sivillerin tümünü veya bir bölümünü ihraç veya sürgün etmesi veya hapse atması da yasaktır. Oysa Suud rejiminin elebaşılığındaki ittifakın Yemen topraklarına yoğun hava saldırıları Yemen nüfusunun önemli bir bölümünün mülteci durumuna düşmesine ve savaş suçu sayılan bu durumun kapsamına girmesine yol açtığı anlaşılıyor.

S. Arabistan rejimi tarafından desteklenen Mansur Hadi’ye bağlı güçler genellikle Mansuriye ve Hay Rimi bölgelerinde yaşayan Yemenlileri Sana’da işbaşında olan yönetime bağlılıkları yüzünden yakalayarak Ensarullah hareketinin kontrolünde bulunan Taaz eyaletine sürgün ediyor.

Uluslararası ceza mahkemesinin tüzüğünün 8. maddesinin b bendi aşırı zararlara veya acılara yol açan veya esas itibarı ile silahlı çatışmalarla ilgili uluslararası hukuka aykırı sayılan her türlü zehirli madde, silah, mermi, el bombası ve benzeri silahları ve savaş taktiklerine de yasak getiriyor. Oysa uluslararası insan hakları gözetleme örgütü ve yüksek komiserliği gibi kurum ve kuruluşların raporlarına göre, Suud ittifakı birçok kez İmran, Hudayde, Sana ve Saade eyaletlerini bombardımanlarında türlü yasak silahları ve mühimmatı kullandı. Bu yasak silahlara Amerika, İngiltere ve Brezilya yapımı misket bombaları, moleküler, stereo, ses, nötrün, fosfor ve uranyum içerikli bombaları örnek vermek mümkün.

BM insan hakları konseyi 4 Eylül 2019’da yaptığı açıklamada, BM’den uzman bir heyet, savaş suçu işlemekle suçlanan Suud rejimi, BAE ve Yemenli 160 askeri yetkili ve politikacının adlarından oluşan bir liste hazırladığını belirtti. Açıklamada Amerika, İngiltere ve Fransa da bu canilere silah satışı yüzünden savaş suçu ortağı olmakla suçlanabilecekleri kaydedildi. Raporun 57.paragrafında Yemen ve aralarından Suud rejimi ve BAE’nin de bulunduğu Suud ittifakından yer alan ülkelerin bir çoğu uluslararası ceza mahkemesinin üyesi olmadığı belirtildi. Ancak buna karşın özel uluslararası cezai sorumluluk ilkesi savaş suçu işleyen liderleri ve askeri komutanları savaş suçu yüzünden uluslararası hukuk çerçevesinde yargılanmalarını tanıdığı anlaşılıyor. Üstelik saldırgan devletler BM bildirgesini ihlal ettikleri için verdikleri zararları telafi etmeleri ve tazminat ödemeleri gerekiyor.

Uluslararası ceza mahkemesinin tüzüğünün 8. maddesinin b bendinin konusu bir savaş taktiği olarak sivillere açlık çektirilmesini ve bekaları için gerekli olan şeylerden mahrum bırakılmasını da savaş suçu kapsamına alıyor. Gerçekte ne zaman saldırgan taraf sivilleri bekaları onlara bağlı olan durumlardan mahrum bırakması veya bir savaş taktiği olarak aç tutması durumunda “açlık verme suçu”nu işlemiş sayılıyor. Suud rejimi ise Yemen savaşında kelimenin tam anlamıyla Yemen halkını kıtlığa sürüklemenin en bariz mısdakı olan birçok uygulamayı savaş taktiği olarak kullanmıştır. İçme suyu kaynakları ve buğday depolarına saldırmak, Yemen topraklarına karadan, havadan ve denizden kuşatma uygulayarak bu ülkeye ilaç ve gıda maddelerinin girişini engellemek, Suud rejiminin Cenevre konvansiyonunun birinci protokolünün 52, 54 ve 56. maddelerine aykırı olan uygulamalarından bazılarıdır.

Suud rejiminin bu tür kasıtlı uygulamaları yüzünden BM 2018’de yayımladığı raporunda, Yemen halkından 22.2 milyon kişi acilen gıda maddelerine ihtiyaç duyduğunu, bu sayıdan 8.4 milyon kadarı çocuklardan ibaret olduğunu belirtti.

Uluslararası Kızılhaç’ın raporuna göre de Yemen nüfusunun yüzde 80 kadarı gıda maddeleri, sağlıklı içme suyu ve sağlık hizmetlerinin yokluğundan acı çekiyor.

Suud ittifakı 26 Mart 2015’ten 26 Mart 2020’ye kadar geçen beş yıllık süre içerisinde Yemen halkını aç ve susuz bırakmak ve onlara kıtlık durumunu dayatmak üzere kasıtlı olarak 1999 su deposu, kuyu ve pompayı, 6456 kadar tarım arazilerini 668 çarşıyı, 394 hayvancılık merkezi, 736 gıda maddeleri taşıyan kamyonu, 15 sivil havaalanı, 16 limanı, 459 balıkçı teknesi, 387 yakıt istasyonu, 286 yakıt tankeri, 866 gıda maddeleri deposu ve 297 elektrik santrali ve jeneratörüne saldırarak imha etti.

Suud rejiminin Yemen’de işlediği cinayetleri uluslararası ceza mahkemesinin tüzüğü ile karşılaştırdığımızda, bu rejimin Yemen’de işlediği cinayetlerin büyük bir bölümü başta savaş suçu olmak üzere uluslararası cinayetlerinin bariz örnekleri olduğu anlaşılır. Suud ittifakının Yemen’de işlediği savaş suçları başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sivil katliamları, buğday depolarını, hastaneleri ve ilaç depolarını tahrip etmek, ilaç ve tıbbi hizmetlerin ulaşmasını engellemek, sivil altyapı tesislerine saldırmak, Yemen halkına karşı Amerikan yapımı kimyasal ve fosfor bombaları ile yasak silahları kullanmak, orantısız ve hedef belirlemeksizin saldırmak, Yemen’i karadan, havadan ve denizden kuşatmak, tarihî, kültürel ve dini mekanlarını tahrip etmek, esirlere karşı kötü davranmak ve haklarını ihlal etmek gibi suçlardan ibarettir.

Yemen’de Suud ittifakının elebaşılarının cezai sorumluluğundan başka, Yemen’de düzenlenen saldırılarda yer alan ittifakın üye devletleri de uluslararası insan haklarını ihlal ettikleri için uluslararası sorumlulukları söz konusudur. Bu devletler Yemen’e verdikleri zararların sorumluluğunu üstlenmeleri ve telafi etmek üzere Yemen milleti ve devletine tazminat ödemeleri ve ayrıca adil ve kalıcı bir barışın sağlanması için Yemen’in imar sürecine karşı yükümlü hale getirilmeleri gerekir.