Lübnan yönetiminin istifa etmesi üzerine - 1
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i151826-lübnan_yönetiminin_istifa_etmesi_üzerine_1
Lübnan’da Beyrut patlamasından sonra, hükümetinin üzerinden 7 ay geçmezken Başbakan Hassan Diyab’ın istifa etmesinin gerekçelerini ele aldığımız iki bölümlük sohbetimizin birinci bölümünde sizlerle birlikteyiz.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Ağustos 18, 2020 12:00 Europe/Istanbul

Lübnan’da Beyrut patlamasından sonra, hükümetinin üzerinden 7 ay geçmezken Başbakan Hassan Diyab’ın istifa etmesinin gerekçelerini ele aldığımız iki bölümlük sohbetimizin birinci bölümünde sizlerle birlikteyiz.

Lübnan’da başbakanın istifa etmesi ile hükümetin çoğunluktan düşmesi aslında yeni ve tuhaf bir gelişme sayılmıyor. Bu gelişme Lübnan’ın siyaset meydanında tanıdık bir gelişmedir. Lübnan’da son 14 yılda 4 Başbakan istifa etti. Ömer Kerami 2005, Necip Mikati 2013, Saad Hariri 2019 ve Hassan Diyab Ağustos 2020’de istifa eden Lübnan başbakanlarıydı.

Lübnan’ın siyaset meydanında dikkat çeken bir başka önemli nokta, hükümetlerin ömrünün kısa olmasıdır.

Lübnan’da 1943 yılında bağımsızlığına kavuşması ve Fransa’nın sömürgesi olmaktan kurtulmasının ardından bugüne kadar hükümetlerin ortalama ömrü bir yıl üç ay oldu.

Lübnan’da 2005 yılında Refik Hariri suikastinden sonra bir tek Fuat Sinyore hükümeti dört yıl iktidarın başında kaldı. Buna göre akla gelen önemli soru, neden Lübnan’da hükümetlerin ömrü kısa olduğu ve seyrek sayıda hükümetin dört yıllık süresini tamamladığı sorusudur.

Görünen o ki bu konuda en önemli etken, dış aktörlerin müdahalesidir.

Lübnan’ın çağdaş siyasi tarihini üç evreye bölmek mümkün. İlk evre, 1943 yılında bağımsızlığını kazandığı tarihten 1980’li yılların başına kadar geçen süre, ikinci evre, Hizbullah hareketinin kurulduğu 1982 yılından Şubat 2005’te Refik Hariri suikastine kadar geçen süre, ve üçüncü evre de 2005 yılından sonraki süredir. Her üç evrede ise Lübnan gelişmelerinde yabancı aktörlerin rolü belirgindir.

Lübnan’da Hizbullah hareketi kurulmadan önce, işgal altındaki Filistin’le ortak sınır, yabancı aktörlerin Lübnan’ın içişlerine müdahalelerinin başlıca nedeniydi. Ancak Hizbullah hareketi kurulduktan sonra Lübnan direnişi ile mücadele, yabancı aktörlerin bu ülkenin içişlerine müdahale etkeni oldu. Bu müdahale ise 2005 yılından sonra artarak devam etti; zira Refik Hariri suikastinden sonra Suriye’nin Lübnan’dan çekilmesi ve ayrıca Hizbullah hareketini Refik Hariri suikastinde suçlama çabaları yönünde baskılar artmaya başladı ve 2008 yılında Batı yandaşı 14 Mart ve direnişe bağlı 8 Mart akımlarının şekillenmesiyle sonuçlandı. Bu tarihten sonra 14 Mart hareketini 8 Mart hareketine karşı desteklemek S. Arabistan, ABD ve Avrupa’nın daimi gündemi oldu. Bu tutum özellikle Hassan Diyab kabinesi döneminde de devam etti

Lübnan’ın siyasi ve sosyal yapısı da bu ülkede hükümetlerin ömrünün kısa olmasında etkili olan bir başka etkendir. Batı Asya meseleleri uzmanı Muhammed Ali Mehendi şöyle diyor:

Lübnan nüfus yapısı itibarı ile Şia, Sünni ve Hristiyan olmak üzere üç gruba ayrıldı ve güç de bu üç grubun arasında paylaşıldı. Lübnan’da etnikçi sosyal doku bu ülkede siyasi grupların arasında vahdetin sağlanmasını engelliyor. Yabancı aktörler ise Lübnan’da siyasi ve sosyal bütünlüğün olmamasından kendi hedefleri doğrultusunda yararlanıyor.

Burada bir başka önemli soru, neden Hassan Diyab kabinesinin kaderi yedi aydan daha az bir sürede istifa etmekle sonuçlandığı sorusudur.

Bu konuda ilk etken, Diyab hükümetinin çok sayıda iktisadi sorunu miras almasıdır. Dünya bankasının Nisan 2020 raporuna göre, Lübnan’da son on yılda yoksul nüfus ikiye katlandı ve hali hazırda bu ülke nüfusunun yüzde 45 kadarı yoksullukla karşı karşıyadır.

Buna karşın Lübnan’da Ekim 2019’dan Mayıs 2020’ye kadar gıda maddeleri fiyatlarında yüzde 72 artış yaşandı. Bu durum ise Lübnan halkı arasında hoşnutsuzluğu daha da tırmandırdı.

Öte yandan Lübnan’da her Amerikan doları 8 bin lira oldu ve sonuçta bu ülkenin milli para birimi önemli değer kaybına uğradı. Yine IMF raporuna göre, Lübnan’ın milli borçları 2020 yılında bu ülkenin gayri safi milli hasılasının yüzde 162 kadarı oldu ve 2021 yılında da yüzde 167 seviyesine yükselmesi bekleniyor.

Lübnan halkının iktisadi şartlar ve geçim sıkıntısından duyduğu hoşnutsuzluk, Diyab hükümetine karşı bir kaç tur protesto eylemlerine sebebiyet verdi; oysa gerçekte Diyab hükümeti bu durumdan sorumlu değildi ve sadece bu sorunları miras almıştı.

Diyab hükümetinin istifasının ikinci etkeni bu hükümete karşı yürütülen  kognitif savaştı. Diyab hükümeti sadece Lübnan’da son otuz yılda ortaya çıkan sorunları miras almış olmasına karşın muhalifler geleneksel ve yeni kitle iletişim araçlarını kullanmak ve gerçekleri ters yüz göstermek ve bir dizi yalanı uydurmakla Diyab hükümetini ve direniş eksenini ortada duran sorunlardan sorumlu göstermeye başladı. Buna göre Diyab hükümetini devirmek için siyaset ve medya çevreleri üzerinden yoğun saldırı başlatıldı ve Diyab hükümeti ekonomiyi çökertmek ve uluslararası camia ile teamülde bulunmamakla suçlandı. Diyab kabinesinin istifa eden Dışişleri Bakanı Nasif Hitti istifa mektubunda bu gerekçeyi ileri sürdü. Oysa gerçekte Diyab hükümeti başta ABD olmak üzere en ağır dış baskıların altındaydı.

Diyab hükümetinin istifasının üçüncü etkeni, Lübnan’da fesat dosyalarını ciddi bir şekilde takip etmesi oldu. Lübnan’da var olan acı gerçeklerden biri, bu ülkenin devlet yapısında geniş çaplı fesattır.

Uzmanlar bu konuda yaptıkları değerlendirmelerinde, son otuz yılda sadece iki temiz hükümet işbaşına geldiğini, bunlardan ilki 1998 ila 2000 yılları arasında iktidar olan Selim El Hos hükümeti ve ikincisi de Hassan Diyab hükümeti olduğunu belirtiyor.

Lübnan’da devlet yapısında söz konusu olan fesadın bir boyutu bu ülkenin elektrik sektöründe var olan fesat durumudur. Son on yılda bu ülkenin elektrik şebekesi için yaklaşık 47 milyar dolar harcandı; ancak elektrik sorunu halâ çözümlenmedi ve Lübnan halkı her gün saatlerce elektriksiz yaşamak zorunda kalıyor.

Yine Lübnan’ın bankacılık sistemi de geniş çaplı fesatla uğraşıyor. Lübnan’da bankalar, Hariri hanedanı ile yakın ilişkileri bulunan bazı politikacıların ve bankacıların tekelindedir.

Hassan Diyab hükümeti son yedi ayda fesatla mücadelede ve müfsitleri ifşa etmekte yoğun çaba sarf etti, ancak bu durum bu zümreyi Diyab hükümetini devirmek üzere harekete geçirdi. Nitekim Beyrut patlamasından sonra sözde protestocular içinde fesat dosyaları ve belgeleri bulunan Bakanlıkları basarak tüm bu dosyaları ve belgeleri yok ettiler, ki bu da Diyab hükümeti karşıtı protestoların muhaliflerce organize edildiğini ortaya koydu.

Diyab hükümetinin istifasının dördüncü etkeni, Beyrut patlamasıydı. Beyrut limanında 4 Ağustos tarihinde meydana gelen korkunç patlama, zaten baskı altında bulunan Hassan Diyab hükümetine nihai darbeyi indirdi. Beyrut limanı Lübnan ekonomisinin şah damarıdır. Bu liman Lübnan halkının ihtiyaç duyduğu her şeyin yüzde 70 kadarını temin ediyor ve Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasında köprü rolü ifa ediyor. Bu liman her yıl 3100 gemiye servis veriyor. Yine Lübnan’ın tahıl, yakıt ve diğer bazı stratejik ihtiyaçları bu limanda bulunuyordu.

Beyrut limanında meydana gelen patlamayı Diyab hükümeti ve direniş eksenine karşı kognitif savaş takip etti ve sonuçta hükümet karşıtı geniş çaplı protesto eylemleri ve şiddet olayları için gereken zemin hazırlandı.

Lübnan güvelik güçleri ile protestocuların arasında yaşanan şiddette en az bir kişi hayatını kaybetti, 700 kişi de yaralandı. Bu arada bazı bakanlar da muhaliflere ve protestoculara katılarak görevlerinden istifa etti. Başbakan Diyab ise istifaların devam etmesini önlemek ve hükümetin çoğunluktan düşmesini engellemek için istifa etti. Böylece Lübnan son 9 ayda ikinci kez hükümetin istifa etmesine ve yeni başbakanın belirlenmesi için siyasi pazarlıkların yeniden başlamasına tanık oldu.

Bu arada bazı iç aktörler, bölge için ve bölge dışı güçlerin sergilediği tutum ve muhalifleri yönetmeleri de Hassan Diyab kabinesinin istifa etmesinde önemli rol ifa ettiği belirtilmelidir, ki bu konuyu da sohbetimizin ikinci bölümünde ele alacağız.