Kanlı Hac; Mina faciasının hukuki boyutları
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i39445-kanlı_hac_mina_faciasının_hukuki_boyutları
Mina faciası belki de son yarım asırın en önemli insani faciasıydı ve dünyanın büyük bir bölümünü şoka soktu.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Eylül 25, 2016 13:33 Europe/Istanbul

Mina faciası belki de son yarım asırın en önemli insani faciasıydı ve dünyanın büyük bir bölümünü şoka soktu.

Mescid-i Haram’da düşen devasa vinç faciasından sonra yaşanan bu faciada  yaklaşık 8000 hacı hayatını kaybetti. Bu facia İslam dünyasını şok etmenin yanında derin yasa boğdu. Facianın boyutları ise o kadar geniştir ki üzerinden bir yıl geçtiği halde hala acıların dinmediği anlaşılıyor.

Gerçi Suud rejimi bu hadisede her türlü sorumluluğu üstlenmek yerine Mina faciasını ilahi takdire bağladı, fakat uluslararası hukuk açısından devletlerin sorumlu tutulması için onların herhangi bir meselede sorumluluk üstlenmesi veya üstlenmemesini gerektirmiyor ve uluslararası yasalara göre en ufak kusurda bu kural uygulanıyor. Bu yüzden eğer herhangi bir devlet uluslararası yasaları ihlal edecek olursa sorumludur ve uluslararası camiaya hesep vermesi ve yarattığı hasarı da telafi etmesi ve karşılaması gerekir.

Peki ama, Mina faciasında neden Arabistan rejimi sorumludur ve hangi uluslararası yasaları ihlal etmiştir?

Arabistan rejiminin Mina faciasında uluslararası açıdan sorumlu olduğu açıkça ortadadır. İnsan hakları belgeleri ve uluslararası belgelerde devletlerin yabancı uyrukluları her türlü hadiseye karşı korumakla yükümlü olduğu belirtiliyor. Şimdi eğer bir devlet bazı insanlara ticaret veya seyahat veya ziyaret amaçlı giriş izni veriyorsa, hukukiaçıdan onların can güvenliğini temin etmekten sorumlu olur ve bu doğrultuda gerekli tedbirleri alması ve uygulaması gerekir. Bu yüzden Arabistan rejimi Mina faciasında hayatını kaybeden veya yaralananların uğradığı zararı telafi etmesi gerekir. Nitekim bu faciada hayatını kaybeden hacıların aileleri de haklarını talep etmek için hukuki yollara baş vurabilir. Gerçekte suçlu rejimin aleyhine dava açmak, bu tür acı olayların bir daha tekrarlanmamasına da yardımcı olabilir. Mina faciasının görgü tanıklarının anlattıklarından bu faciada hacıların en ilkel hakları ve insan hakları ilkeleri ayaklar altına alındığı anlaşılıyor.

Allah’ın evini ziyarete gelen hacıların güvenlik hakkı ve hayat hakkı, Mina faciasında çiğnenen en temel haklardı. Maalesef bu korkunç faciada yaklaşık 8000 insan hayatını kaybetti. Bu geniş çaplı katliam, Arabistan rejimi uluslararası hukuka göre hacılara verdiği vizenin ardından onların hayat hakkını güvence altına almakla yükümlü hale gelmesine rağmen yaşandı.

Mina’da hacıların sağlık hizmetlerine ulaşma hakkı da çiğnenen bir başka haklarıydı. Arabistan rejimi facia yaşandığında hemen yaralıların ve mağdurların yardımına koşması gerekiyordu. Ancak görgü tanıkları Suud rejimi bu insani ve hatta yasal yükümlülüğünü yerine getirmediğini belirtiyor. Mina faciasında bir çok hacı ve olayda yaralananlar aşırı sıcak, kalabalığın baskısı ve susuzluktan hayatını kaybetti. Oysa Suud rejiminin yardım ekipleri hiç bir ciddi yardımda bulunmazken, Suud güvenlik güçleri de başka ülkelerin deneyimli yardım ekiplerinin yaralılara yardımda bulunmalarını engelledi ve böylece facianın boyutu daha da derinleşti.

Mina’da yaşanan korkunç kıyım, Arabistan güvenlik güçleri ve yardım ekipleri çok rahat bir şekilde yaralılara su ulaşırabilecekleri veya üzerlerin su serpebilecekleri halde yaşandı. Olaya yakın bir yerde itfaiye merkezi vardı ve buradaki itfaiye araçlarında bol su vardı. Ya da olaydan sonra bölgenin üzerinde uçan helikopter de hacıların üzerine su serpebilirdi, ama bu işlerin hiç biri yapılmadı ve hacılar susuz susuz bir bir can vermeye başladı.

Görgü tanıklarının anlattığı bir başka korkunç konu, hatta hayat belirtileri olan hacıların bile ölen hacılarla beraber konteynerlerin içine atıldığı konusuydu. Yine görgü tanıkları Suud yardım ekipleri belli bir ülkenin vatandaşı olan hacıları kasten kendi haline bıraktıklarını ve ölmelerine göz yumduklarını ve bu duruma itiraz ettiklerinde Suud yetkililerin edipsizce tepkileri ile karşılaştıklarını anlatıyor.

Allah’ın evini ziyarete gelen hacıların ve gerçekte her insanı sahip olduğu haklardan biri ise, insan cenazesinin hürmeti ve kerametinin korunmasıdır. Fakat maalesef Mina faciasında hacıların can vermesinden sonra Suud rejimi cenazeleri yönetmekte de çok çirkin bir tutum sergiledi. Mina faciasında olay yerinden götürülen son cenazeler saatlerce yerde ve sıcak havanın ve yakıcı güneşin altında birbirinin üzerine yığılı vaziyette kalmıştı. Bu durum cenazelerin daha hızlı bir şekilde bozulmasına yol açmıştı. Yine bu olayda hayatını kaybeden hacıların sayısı Mekke, Cidde ve Taef morglarının kapasitesinin çok çok üzerindeydi ve bu yüzden bazı cenazeler soğutma sistemli konteynerlerde tutuldu, ama bunlar cenazeleri saklayacak imkanlardan yoksundur ve bu da hatta hayatını kaybeden hacıların cenazelerinin yüzlerinin tanınmaz hale gelmesine yol açtı.

Suud rejimi cenazeleri iş makineleri ile toplayarak konteynerlerin içine atıyordu. Arabistan rejimi ilkin ölen hacıların bağlı bulundukları ülkelere haber vermeksizin şehitlerin mutahhar naşını defnetmeye başladı. Oysa Arabistan rejiminin Mina faciasında hayatını kaybeden insanların cenazelerini hukuki açıdan defnetmeye yetkisi yoktu. Suud rejimi Mina’da hayatını kaybeden hacıların cenazelerini bağlı bulundukları ülkelere teslim etmesi gerekiyordu. Cenazelerin Arabistan’da defnedildiği haberi yayınlandıktan sonra hacıların aileleri bu durumdan kaygı duymaya başladı, ancak Arabistan rejimi müslüman ülkeleri bilgilendirmeyi geciktiriyor ve ölenlerin sayısı hakkında kesin veri açıklamıyordu.

Öte yandan Arabistan rejimi hacıların mutahhar naşının bir an önce ülkelerine gönderilmesi için hızlı bir çalışma başlatması gerekiyordu, ama maalesef ilk günlerde bu alanda gerekli hızlı çalışma yapılmadı.

Mina faciasında insan hakları bildirgesi açıkça Arabistan rejimi tarafınan ihlal edilmiştir. Aslında bu tür acı ve karanlık hadiselerin sürekli Hac sırasında tekrarlanması da bu rejimin hiç bir zaman hukuki açıdan ciddi bir şekilde sorgulanmadığını gösteriyor, çünkü bu tür ölümcül hadiselerde mağdur olan İslam ülkeleri Arabistan ile siyasi ve bazen çıkarcı ilişkilerini koruyabilmek için bu hadiseleri görmezden gelmiş veya macerayı siyasileştirerek hukuki boyutuna gereken değeri vermemiştir ve sergiledikleri tutum daha çok siyasi sakıncalarla beraber olmuştur.

Mina’da 8000 hacının hayatını kaybetmesi İslam dünyası için büyük bir acıydı. Bu yüzden kurban aileleri, zarar gören İslam ülkeleri ve uluslararası camia benzer olayların tekrarlanmasını önlemek için olayın hukuki açıdan takipçisi olması gerekir. Öte yandan ülkelerin Dışişleri Bakanlıklarının bir görevi, vatandaşların haklarını takip etmektir. Bu yüzden olayda zarara uğrayan ülkelerin Dışişleri Bakanlıklarından bu risaletini ve sorumluluğunu yerine getirerek uluslararası kurumlar, İslam işbirliği teşkilatı, BM güvenlik konseyi ve benzeri kurumların aracılığı ile bu hadisenin hukuki, siyasi ve diplomatik açılardan takipçisi olması gerekir.

Öte yandan evrensel insan hakları bildirgesinin 8. Maddesine göre kim zarara uğruyorsa, ister maddi ister manevi, çiğnenen hakkını talep etme hakkına sahiptir ve bu bağlamda hem mağdur olan kimse ve hem yakınları harekete geçebilir. Bu yüzden eğer herhangi bir ülkenin vatandaşı başka bir ülkede zulme uğruyorsa, o ülkenin adalet bakanlığına baş vurması ve uğradığı zulümle ilgili dava açması gerekir.

Yine 1963 Viyana konvansiyonuna göre yurt dışında zarara uğrayan vatandaşlar bağlı bulundukların ülkenin büyükelçiliği veye konsolosluğuna baş vurarak hakkının ihya edilmesi yönünde destek talep edebilir.

Mina faciası konusunda uluslararası mahkemelerde dava açabilmek için ilkin Arabistan mahkemelerinde dava açmak gerekir. Eğer Arabistan yargı kurumu adaleti uygulamıyorsa o zaman başta uluslararası adalet divanı olmak üzere uluslararası mahkemelerin yolu açılmış olur. Uluslararası adalet divanı bazı dosyalarında diplomatik himaye açısından dava açılmasını benimsemiştir, şöyle ki bir devlet kendi vatandaşını temsilen ve haklarını korumak için suçlu devletin aleyhine dava açar.

Uluslararası adalet divanında hukuki dava açmak için ilkin Arabistan’ın hacılara karşı uluslararası yükümlülükleri çerçevesinde işlediği suçları belgeleyen kanıt ve delillerin toplanması ve Arabistan ve davayı açan ülkenin üye oldukları uluslararası konvansiyonlarla karşılaştırılması gerekir. Eğer Arabistan ve mağdur ülke arasında ikili anlaşma varsa, bu tür anlaşmaların içeriği de göz önünde bulundurulur. 1961 ve 1963 konsolosluk ilişkileri ile ilgili Viyana konvansiyonlarının Arabistan tarafından ihlal edilmiş olması, dava açmak için incelenmesi gereken konvansiyonlardan sayılır.

Bundan başka İslam dünyasında da hukuki girişimlerde bulunmak gerekir. Mina faciası ve binlerce hacının hayatını kaybetmesi İslam dünyasını yasa boğdu ve bu yüzden İslam dünyası 8000 bin müslümanın hayatını kaybetmesine karşı büyük sorumluluğu söz konusudur.

İslam ülkelerinden oluşan İslam işbirliği teşkilatı bu konuyu tüm ciddiyeti ile takip etmesi gerekir, İİT İslam ülkeleri liderleri düzeyinde oturum düzenlemek ve uluslararası gerçekleri bulma komisyonu kurmakla bu konuyu araştırması ve Arabistan’ı da yükümlülüklerini yerine getirme konusunda zorlaması gerekir.

Mina faciasında zarar gören ülkeler de BM’nin genel kurulu veya insan hakları konseyi gibi kurumlarından  gerçekleri bulma komisyonunda destek alabilir. Kuşkusuz bu konisyon olayın art niyetli veya kasıtlı olup olmadığını da aydanlatacaktır.015