Arabistan ile İsrail’in gizli ilişkileri
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i53728-arabistan_ile_İsrail’in_gizli_ilişkileri
Son yıllarda Arabistan ve korsan İsrail arasındaki ilişkilerin yeni bir aşamaya geldiği gözleniyor, öyle ki İsrailli yetkililer şimdiye kadar bir çok kez Suud rejimi yetkilileri ile Ortadoğu ülkelerinin dışında gizli görüşmeler gerçekleştirdiklerini ileri sürüyor.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Aralık 22, 2016 16:08 Europe/Istanbul

Son yıllarda Arabistan ve korsan İsrail arasındaki ilişkilerin yeni bir aşamaya geldiği gözleniyor, öyle ki İsrailli yetkililer şimdiye kadar bir çok kez Suud rejimi yetkilileri ile Ortadoğu ülkelerinin dışında gizli görüşmeler gerçekleştirdiklerini ileri sürüyor.

Bu arada bu ikilinin Ortadoğu bölgesindeki ortak çıkarları iki tarafın kendi aralarında derin ve yakın ilişki kurma meselesine sıcak bakmalarına sebebiyet verdiği gözleniyor. Bu iki rejimin arasında belki de en önemli ortak çıkar ve ortak konu, İran İslam Cumhuriyeti ile düşmanlıkları olabilir, nitekim buu konu aralarındaki ilişkilerin gelişmesinde de en etkili etken olduğu anlaşılıyor.

İran’da İslam inkılabının zafere kavuşmasından sonra gündeme gelen ve halen ilk günkü kuvveti ile devam eden İran’ın siyonist rejimin bölgede işgalciliğine ve sultacılığına karşı çıkması Tel aviv rejimini Ortadoğu bölgesinde yer alan Arap ülkelerinin ilgisini kendi İran karşıtı tutumuna çekmeye zorladı ve bu arada Suud hanedanının İran İslam Cumhuriyeti ile özellikle son yıllarda görüş ayrılığı yaşaması İsrail’i İran karşısında Arabistan ile ittifaka gitmeye yöneltti, nitekim Tel aviv bu konunun bölgeye yönelik çıkarları bakımından önem arzettiğine, üstelik Ortadoğu bölgesinde yaşanan gelişmelere bakıldığında çok kolay gerçekleşeceğine inanıyor. Bu yüzden Arabistan ile İsrail arasında gelişen yeni ilişkilerle ilgili herkesin aklına gelen soru, hangi etkenlerin bu ikili arasında Ortadoğu bölgesinde bu denli derin ilişkilere sebebiyet verdiği ve İran İslam Cumhuriyeti aleyhinde ne gibi amaçları güttükleri sorusu olabilir.

Aslında İran ve korsan İsrail arasında bu rejimin İran tarafından tanınmaması yüzünden yaşanan düşmanlıktan başka, Suud hanedanını İsrail ile el ele İran’a karşı ortak tepki göstermeye zorlayan konu, son yıllarda İran İslam cumhuriyetinin bölgesel ve küresel bazlalrda büyük gelişme ve ilerleme kaydetmesidir. Bu etken Arabistan ile İsrail arasındaki ilişkileri güçlendirme yönündeki etkisi, iki taraf yetkililerini eskiden gizlice yürüttükleri görüşmeleri artık aleni bir şekilde gerçekleştirmeleri noktasına kadar götürecek derecede güçlüydü, öyle ki şimdi ne Riyad ve ne de Tel aviv aralarındaki ilişkilerin Ortadoğu bölgesinde gün ışığına çıkmış olmaından asla çekinmiyor.

2015’in yaz aylarında Suud rejimi ile İsrail rejiminin önde gelen üst düzey yetkililerinin Washington araştırma enstitüsünde buluşmaları gün ışığına çıktı. Bu görüşmede İsrail’i temsil eden Dori Gold, Arabistan’ın istihbarat eski subaylarından Enver Aşki’ye iki taraf arasında bir çok ortak çıkar söz konusunu olduğunu ve yakında Riyad ile Tel aviv ilişkilerinde yeni bir dönem başlayacağını anlattı.

Bu arada Arabistan ve İsrail’in ortak çıkarları ve İsrail’den Ürdün’e ve oradan da Mısır, Arabistan ve Fars körfezinde yer alan Arap emirliklerine kadar uzanan ve sünni ittifakı olarak adlandırılan alana kadar yayıldığı gözardı edilemeyecek kadar geniştir. Aslında bu ortak çıkarlara göre sıkı ilişkilerin de kurulması gerektiğini doğrulayan bir konu da geçen sene Arabistan’da düzenlenen bir anketin sonuçlarıdır. Bu ankette Suud hanedanı İsrail’den ziyade İran’dan korktukları ve İran’ı bölgede en büyük kaygı nedeni olarak gördükleri ortaya çıktı.

Bundan başka siyonist rejimin İsrail Bil-arabiye haber sitesi geçenlerde yayımladığı bir raporunda İsrailli bir uzmandan naklen Arabistan’ın İsrail’den İHA alımı için 400 milyon dolarlık bir anlaşma imzalamak istediğini duyurdu. Tüm bu şartlar ve ikili ilişkileri geliştirme çabaları ne Arabistan ve ne de İsrail bölgeye hakim olan son durumdan pek hoşnut olmadıkları ve her biri bir nevi Ortadoğu gelişmeleri ve gidişatından kaygılı oldukları bir sırada gündeme geliyor.

Öte yandan Arabistan’ın Bahreyn topraklarına işgalci güç göndermesi, Suriye’ye tekfirci teröristleri sevketmesi ve en son Güney komşusu yani Yemen’e topyekün bir savaş dayatması, Suud hanedanının bölgeye hakim olan şartlarda tamamen İsrail’in politikalarını izlediğini ortaya koyan gelişmelerdir. Özellikle Yemen gelişmeleri ve Arabistan’ın Yemen saldırısında İsrail’in Filistin’e saldırdığı sırada işlediği cinayetlere benzer cinayetleri işlemesi bu ikilinin kendi aralarında bir ittifak kurdukları ve ilişkilerini normalleştirme yönünde büyük adımlar attıklarını akıllara getiren gelişmelerdir.

Yine Suud elebaşılarının Ortadoğu bölgesinin kanayan yarası Suriye krizinin çözümünü sabote etmesi, Riyad’ın bölgedeki konumunu iyice sarstığı ve Suud hanedanının Suriye’de Beşar Esad yönetimini İsrail’in gizli destekleri ile devirmek ve Suriye’yi parçalamak istediği yönündeki kanaati daha da güçlendiriyor. Aslında bu kanaatin sebebi, Arabistan’ın biri askeri strateji ve diğeri kullandıkları silahlar olmak üzere iki açıdan İsrail’in 33 günlük savaşta Lübnan’a dayattığı savaşa benzer stratejiyi ve silahları kullanmasıdır.

Oysa İran İslam Cumhuriyeti hem Arabistan ve hem İsrail’in bölgenin şimdiki meselelerine yönelik izledikleri politikalara karşı çıkıyor  ve şu anda bölgede savaşzede ve mazlum Filistin, Yemen ve Suriye milletlerinin Suud rejimi ve siyonist rejimin cinayetlerine karşı en büyük hamisi sayılıyor. Bu yüzden kuşku yok ki Suud hanedanı ve Tel aviv İran İslam cumhuriyetinin bu ilkeli tutumunu gayri meşru çıkarları önünde en büyük engel sayıyor. Yine İran’ın 5+1 grubu ile nükleer müzakereleri ve sonuca ulaşması ve taraflar arasında nükleer anlaşmanın imzalanmasının siyonist rejimle Suud rejimini aynı derecede rahatsız etmesinden sonra görünen o ki bu ikili İran’a karşı ortak bir cephe oluşturmak için daha da istekli görünüyor. Dolaysıyla hali hazırda Suriye, Yemen ve İran gibi üç önemli konunun Arabistan’ın bölgesel politikalarının yönünü İsrail’e çeviren üç önemli etken olduğu söylenebilir. Gerçekte Arabistan siyonist rejimi bu rejimi sevdiğinden değil de bölgede meşru da olmayan iktidarını ve konumu elde verme kaygısı yüzünden stratejik ortak olarak seçtiği düşünülebilir.

Aslında Suud rejimi son zamanlarda her zamankinden daha çok Ortadoğu bölgesinde konumunun sarsılmış olmasından korku ve ızdırap duyuyor ve akılcı ve doğru bir politika ve strateji üretemediği için tek seçenek olarak askeri operasyonlara ve savaş çıkarmalara yöneliyor ve böylece bölgede başka ülkeleri de kaos ve kargaşaya sürüklemeye çalışıyor. Arabistan Suud hanedanının iç zafiyeti ve yanlış politikaları yüzünden her zamankinden daha çok onlarla ortak siyasi tutum sergileyen rejimlere bağımlı hale gelme yolunda adım atıyor ve böylece İran gibi ülkelerin gücüne karşı düştüğü zayıf konumu telafi etmeye çalışıyor.

Ancak Arabistan ile İsrail ilişkilerinde dikkat çeken önemli bir nokta, Arabistan’ın kendisini İsrail’in dış politika önceliklerinden biri olarak telakki etmesin karşın siyonist rejim elebaşıları Arabistan ile uzun süreli yapıcı ilişki ve teamülde bulunmaktan ziyade bu ülkeye hakim olan kapalı aşiret düzeninden kendilerinin İran veya diğer herhangi bir ülkeye karşı düşmanca politikalarını gütme yönünde nemalanmak istiyor.

Gerçekte siyonist rejim İsrail Arabistan rejiminin aksine ve hatta İran gibi bazı bölge ülkelerine karşı hasmane tutumuna rağmen çok temkinli hareket etmek istiyor, oysa Arabistan tamamen akılsızca ve düşüncesiz ve yapıcı bir plandan yoksun bir şekilde hareket ediyor. Buna göre gerçi her iki taraf Ortadoğu bölgesinde onların politikalarına karşı çıkan ülkelere karşı birlik kurmak istemelerine rağmen uygulamada çok farklı düşündükleri söylenebilir. Nitekim İsrail’in Arabistan gibi akılsız bir rejime karşı gayet akıllı ve zekice bir tutum sergiliyor, fakat Arabistan belirtildiği üzere tamamen akılsız bir şekilde ve körü körüne taklit yöntemi ile hareket ediyor.

Gerçek şu ki İsrail Arabistan rejiminin kendisinin ortağı ve dostu görmekten ziyade bu ülkeyi Ortadoğu bölgesine yönelik hedeflerini gütme aracı olarak görüyor. İsrail bu yoldan daha az bir bedel ödeyerek bölgede azami derecede hedeflerini gerçekleştirebileceğine inanıyor. Nitekim Suud rejiminin bölgesel teamüllerinde özellikle İran ile stratejik bir çıkmaza girdiğini fark eden İsrail büyük bir istekler Riyad ile ilişki kurmak istiyor. Çünkü bu etken bölgede bir çok vekalet savaşını tetiklediği gözleniyor ve bu arada Arabistan ve İsrail’in bu savaşlarda İran’dan tamamen farklı ama birbirine benzer bir tutum sergilyor ve her ikisinin İran’ı zayıf düşürmeye çalıştığı anlaşılıyor.

Sonuçta İsrail ve Arabistan’ı çeşitli konularda ortak kaygılarının yanı sıra bir araya getiren esas etkenin İran’ın bölgesel ve küresel arenalarda büyük başarılara imza atmesi ve her iki arenada İsrail ve Arabistan’ın bu durumdan zararlı çıktıklarını düşünmesinden ibaret olduğu söylenebilir.