Arap ülkelerinde savaşın çocuklar üzerinde etkileri - 3
Geçen bölümlerde savaşın somut ve somut olmayan tesirlerinden söz ettik ve her biri için bir kaç örnek sunduk.
Öte yandan savaş teknolojileri ilerledikçe savaşların kurban sayısı da artıyor ve bu durumdan en başta siviller ve özellikle savunmasız çocuklar etkileniyor. Bu şartlarda savaş sırasında ve hatta barış zamanında çocukları koruma altına almak uluslararası camianın önemli kaygılarından birini oluşturuyor.
Uluslararası aktörler özellikle çocukları sağlık ve sosyal açıdan koruma altına almaya önem vermeye başladı. bu çerçevede 20. Yüzyılın başından itibaren çocuk haklarını korumayı iki önemli boyut olan teorik ve kurumsal hale getirme boyutlarından ele alınmaya başlandı.
Sohbetimizin son bölümünde bu iki boyutta sarf edilen çabaları çocuklara verilen destek açısından ele almak ve her iki boyutta karşılaşılan sorunları ve zafiyetleri gözden geçirmek istiyoruz.
Çocuk haklarını teorik açıdan desteklemek ve gereken yasaları çıkarmak için ilk çabalar birinci dünya savaşından sonra ve milletler cemiyeti çerçevesinde sarf edildi. Milletler cemiyeti çocuk haklarını tedvin etmek üzere bir komisyonu görevlendirdi. Bu komisyon çocuk hakları alanında ilk uluslararası belge olan çocuk hakları bildirgesini hazırladı. Belge Eylül 1924 tarihinde milletler cemiyeti üyelerince onaylandı.
Daha sonra milletler cemiyetinin dağılması ile birlikte çocuk hakları bildirgesi de bir nevi feshedildi. Ancak BM genel kurulu bu yolda ikinci adımı attı ve 20 Kasım 1959 tarihinde evrensel çocuk hakları bildirgesi onaylandı. Bildirgenin önsözünde şu ifadelere yer verildi:
Bu bildirge çocuk haklarını, çocukluk evresi mutlulukla beraber olan ve bildirgenin devamında gelen haklardan çocukların ve yaşadıkları toplumların yararlanması için resmen kamuoyuna duyurmaktadır ve analardan ve babalardan, kadınlardan ve erkeklerden toplumun fertleri olarak ve gönüllü kurumlardan ve yerel yönetimlerden ve devletlerden bu hakları tanımalarını ve bu hakların yasalarla ve diğer tedbirlerle güvence altına alınması için çaba harcamalarını istemektedir.
Evrensel çocuk hakları bildirgesinde çocukların ad, sosyal güvenlik, konut, sağlık, beslenme, eğlenme ve eğitim gibi haklardan yararlanma hakkından söz ediliyor. Ancak evrensel çocuk hakları bildirgesine yönelik eleştirilerden biri, bu bildirgenin sadece on maddesi bulunması ve hiç bir maddede de çocukların savaş sırasında haklarına değinilmemiş olmasıdır. Gerçekte bu evrensel bildiride gündeme gelen hakların tümü devletleri ilgilendiren haklardır ve savaş döneminde veya savaşla uğraşan ülkelerde devletlerin çocuklara karşı yükümlülüklerine değinilmemiştir.
Teorik açıdan çocuk hakları ile ilgili onaylanan üçüncü önemli belge, 1989 yılında onaylanan çocuk hakları konvansiyonudur. Bu belge çocuk hakları alanında en geniş kapsamlı belgedir. Ancak bu uluslararası önemli bilge çocukların savaş sırasında haklarına özel değildir. Belgede çocuk hakları ile ilgili düşünceler, zaruretler ve ülküler gündeme getiriliyor, ki gerçekte bu da çocukların medeni hakları ile ilgilidir ve en iyi durumda, sadece gelişmiş ülkelerde uygulanabilir niteliktedir.
Çocuk konvansiyonu adıyla ün yapan çocuk hakları konvansiyonu 20 Kasım 1989 tarihinde BM genel kurulunda onaylandı ve 1990 yılında da yürürlüğe girdi. Konvansiyonun 54 maddesi bulunuyor ve 191 ülke tarafından onaylandığı anlaşılıyor.
Çocuk hakları konvansiyonunun birinci maddesinde çocuk terimi tanımlanıyor ve bu konvansiyona göre, çocuklarla ilgili uygulanan yasalarda buluğ yaşı daha düşük olarak tespit edilmediği müddetçe 18 yaşın altındaki insanların çocuk olarak tanımlandığını belirtiyor.
Gerçi çocuk konvansiyonunda çocukların kaçırılması, cinsel tacize uğraması, çocuk ticareti yapılması gibi durumların engellenmesine ve sosyal güvenliklerinin temin edilmesine ve evrensel insan hakları bildirgesinde belirtilen medeni haklarına vurgu yapılıyor, ama sadece 38 ve 39. Maddelerde savaş sırasında çocuk haklarına uyulmasına işaret ediliyor.
Konvansiyonun 38. Maddesinin 1. Fıkrasında konvansiyona taraf olan ülkelerin uluslararası insani kanunlara yönelik üstlendikleri sivilleri silahlı çatışmaların sırasında koruma yükümlülükleri çerçevesinde çocuk haklarına saygı duyacakları kaydediliyor.
Aynı maddenin ikinci fıkrasında da konvansiyona taraf olan ülkelerin 15 yaşın altındaki çocukların silahlı çatışmalara doğrudan katılmalarını engellemek için her türlü pratik uygulamayı yerine getireceklerin belirtiliyor. Yine38. Maddenin 3. Fıkrasında konvansiyona taraf ülkelerin 15 yaşın altındaki çocukları silahlı kuvvetlerde istihdam etmemek ve 15 ila 18 yaş arasındaki insanları istihdam ederken de daha büyük olanlara öncelik vermekle yükümlü oldukları ifade ediliyor.
Konvansiyonun 38. Maddesinin 4. Fıkrasında da konvansiyona taraf olan ülkelerin uluslararası insani kanunlara yönelik üstlendikleri sivilleri silahlı çatışmaların sırasında koruma yükümlülükleri çerçevesinde savaş sırasında çocukları savaşın etkilerinden korumak ve onları desteklemek için çaba harcayacakları kaydediliyor.
Bu maddenin içeriği çocukların silahlı kuvvetlerde istihdam edilmemesi gibi çok önemli konulara işaret ediyor, fakat bu madde sadece tavsiye niteliği taşıyor ve bir çok uluslararası kanun gibi bu maddenin uygulanması için hiç bir güvence önerilmiyor. Gerçekte konvansiyona üye olan ülkeler savaş zamanında çocukları desteklemeyi kabul ettiklerini belirtiyor, fakat hiç bir üye ülkenin yükümlü hale getirilmediği gözleniyor. Bu yüzden eğer konvansiyona üye bir ülke savaş halinde olan ülkelerde çocuklara destek vermediği takdirde hiç bir illegal hareket yapmış sayılmıyor.
1989 yılında onaylanan çocuk hakları konvansiyonunun 39. Maddesinde ise şöyle deniliyor: konvansiyona taraf ülkeler savaştan etkilenen çocukların veya ilgisizlik ve sömürü ve suistifade veya işkence veya diğer şiddet içerikli insani olmayan uygulamalardan etkilenen çocukların cismi ve ruhi açıdan iyileşmesinin hızlandırılması için gerekli tüm uygulamaları yerine getirecektir. Bu iyileşme süreci ve topluma yeninden katılma çocuğa saygı ve özgüven kazandırıcı ve sağlığına katkı sağlayacak bir ortamda yerine getirilmelidir.
Bu maddede savaşa, çocuklara zarar veren diğer etkenlerin yanında işaret ediliyor.
Ancak tekfirci teröristlerin Irak ve Suriye’de ve Arabistan’ın Yemen’de ve korsan rejim İsrail’in Filistin’de işledikleri cinayetlere bakıldığında, dünyada çocuk hakları ile ilgili her üç konvansiyonun çiğnendiği anlaşılıyor.
Çocuklara destek meselesi teorik boyutta iyi ilerleme kaydetmiştir, fakat bu ilerleme bile savaş döneminde destekle ilgili değildir. Gerçekte savaşla uğraşan devletlerin çocuklara karşı görevleri belli değildir ve hatta çocuk hakları konvansiyonunu imzalayan ülkeler onlar için belli bir görev belirlenmemiştir ve sadece bazı normlara işaret edilmişti. Bu normların uygulanması için güvence gereklidir, fakat bu konular devletlerin görevi olmadığından hiç biri için icra bağlamında güvence gözetilmemiştir. Bunun belki de önemli bir sebebi gelişmiş ülkelerin savaşla uğraşmadığı ve sadece gelişmekte olan ülkelerin savaşıyor olmasıdır.
Her halükarda çocuklar onlara karşı sorumlu olan yeteri kadar uluslararası kurum ve kuruluşun bulunmaması sorunu ile karşı karşıyadır ve bu da dünyada mülteci hasta, güçsüz ve ruhi açıdan çökmüş öksüz çocuk sayısının artmasına yol açan etkendir. Nitekim çocuk alanında ister barış ister savaş zamanında faaliyet yürüten kurum sayısı UNISEF, dünya sağlık örgütü ve BM mülteciler ajansı gibi parmak sayısını geçmeyecek kadar azdır.