Asatana sürecinde Suriye krizinin aktörlerinin konumu
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i58888-asatana_sürecinde_suriye_krizinin_aktörlerinin_konumu
Suriye krizinin çözümü için başlatılan Astana sürecine sayılı günler kaldığı bir sırada Suriye yönetimi, Suriyeli muhalifler ve bölgesel ve bölge dışı aktörlerin bu müzakerelere hangi konumdan katıldığı büyük önem arz ediyor.
(last modified 2024-12-09T04:22:16+00:00 )
Ocak 22, 2017 14:17 Europe/Istanbul

Suriye krizinin çözümü için başlatılan Astana sürecine sayılı günler kaldığı bir sırada Suriye yönetimi, Suriyeli muhalifler ve bölgesel ve bölge dışı aktörlerin bu müzakerelere hangi konumdan katıldığı büyük önem arz ediyor.

Suriye krizi Mart 2017’de yedinci yılına giriyor. Son altı yılda teröristlerin donatılması ve iç savaşın şiddetlendirilmesinin yanı sıra Suriye yönetimi ile muhalifler arasında sürekli müzakereler de gerçekleşti.

Gerçi Batı – Arap – İbrani ve Türk ittifakının teröristleri dişine kadar silah ve mühimmatla donatması Suriye krizini bu cephenin lehine sonuçlandıramadı. Bu yüzden Suriye yönetimi ile muhaliflerin katılacağı müzakerelerin düzenlenmesi, Suriye krizinde rol ifa eden hemen hemen tüm aktörlerin üzerinde görüş birliğine vardığı bir konudur.

Suriye yönetimi ile muhalif gruplar en son Nisan 2016 tarihinde iki hafta boyunca Cenevre’de müzakere masasına oturdu. Şimdi ise Kazakistan’ın başkenti Astana, Suriye krizine taraf olan tüm aktörlerin Nisan 2016’da Cenevre müzakerelerine katıldıkları şartlardan farklı konumda bulundukları bir sırada Suriye müzakerelerine ev sahipliği yapıyor.

Suriye krizinin ele alınacağı Astana müzakereleri 23 ve 24 Ocak tarihlerinde Suriye yönetimi, muhalifler ve ayrıca Rusya, Türkiye ve İran İslam cumhuriyetinin katılımı ile düzenlenirken, Amerika’nın da bu müzakerelere davet edildiği belirtiliyor.

Image Caption

Suriyeli muhalif grupların arasında Ahrarul Şam, Ceyşül İslam ve Ceyşül Hür adlı grupların katılacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Astana zirvesi, bundan önce Suriye krizinin çözümü için düzenlenen oturumların aksine Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın iktidarın başında bulunup bulunması söz konusu olmadığı ve sadece kalıcı ateşkes ve Suriye halkına insani yardım ulaştırma meseleleri ele alınacağı bir sırada düzenleniyor.

Suriye’den muhalif gruplar ve Şam yönetimi, askeri sahada farklı şartlar altında bulundukları bir sırada Astana müzakerelerine katılıyor. Suriye’de gittikçe kan kaybeden terör örgütleri Astana sürecinin arifesinde vatandaşların içme suyunu engellemek gibi cinayetlere yönelmeye başladı ki bu da savaş suçunun en bariz mısdakı sıyalır.

Öte yandan Suriyeli muhalif gruplar Astana sürecine, Suriye’nin askeri sahasında Suriye yönetimi teröristlere ve muhalif gruplara karşı üstün konumda yer aldığı bir sırada katılıyor, ki bu da Astana sürecini bundan önceki tüm müzakerelere nazaran farklı kılan en önemli özelliği sayılıyor.

Suriye yönetimi ve ordusu Aralık 2016 tarihinde stratejik Halep kentini teröristlerin işgalinden kurtararak stratejik bir zafere imza attı ve ardından Halep’in çevresini kurtarmak üzere teröristlere karşı yeni bir operasyon başlattı.

Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad Japonya’nın TBS TV kanalına verdiği mülakatta vurguladığı üzere Şam yönetimi Astana sürecinde Suriye’de kalıcı ateşkesin sağlanmasını ve insani yardımların ulaştırılmasını ve silahlı gruplara barış anlaşmasına katılma imkanı sağlamasını amaçlıyor.

Image Caption

Bölgesel düzeyde de aslında bölgesel atörlerin konumu Suriye krizi ile ilgili geçmiş yıllarda düzenlenen müzakerelerdeki gibi olmadığı gözleniyor. Nitekim ilk kez Rusya, Türkiye ve İran İslam Cumhuriyeti Suriye krizinin çözümü için bir nevi anlaşmaya vardı. Oysa geçmişte düzenlenen müzakerelerde Türkiye yönetimi Beşar Esad’ın baş düşmanıydı ve Arabistan ve Amerika’nın yanında ve İran ve Rusya’nın karşısında yer alıyordu. Bu yüzden şimdi Türkiye’nin Suriye krizindne İran İslam Cumhuriyeti ve Rusya yönetiminin saflarına yaklaşması ile birlikte dış güçler cephesinde de ağırlıkların değiştiği anlaşılıyor. Gerçekte Astana sürecinin olumlu sonuçlarla sonuçlanması yönünde umutları artıran etken de Türkiye’nin İran ve Rusya’nın yanında yer almasıdır. Öte yandan Astana sürecine davet edilen Suriyeli muhalif gruplar da genellikle Türkiye’nin desteklediği gruplardan oluşuyor.

Astana müzakerelerini Suriye krizi ile ilgili şimdiye kadar düzenlenen oturumlardan farklı kılan en önemli bölgesel düzeydeki fırklılık ise Astana müzakerelerinde hiç bir Arap ülkesinin davet edilmemesidir. Bunun anlamı, Suriye yönetiminin en önemli Arap muhalifleri olan ve Beşar Esad yönetimini devirmek için teröristlere ellerinden geldiğince sınırsız destek veren Arabistan ve Katar gibi rejimlerin Astana sürecinde dışlanmış olmaları ve Astana sürecine davet edilmeyerek yıkıcı rol ifa ettiklerinin ortaya koyulmuş olmasıdır. Gerçi bu durum Arabistan ve Katar gibi rejimlerin yine yüklü paralar harcayarak Astana sürecinde elde edilecek muhtemel ateşkes anlaşmasının uygulanmasını engellemeye çalışmalarına yol açabilir.

Suriye krizinde bölge dışı düzeyde de dengelerin değiştiği ve bölge dışı aktörlerin durumu geçmişten farklılaştığı gözleniyor. Suriye krizi ile ilgili bundan önceki oturumlarda Amerika baş aktördü ve örneğin oturuma İran İslam cumhuriyetinin davet edilip edilmemesine karar veriyordu. Ancak Astana sürecinde Amerika’nın bu zirveye davet edilip edilmemesi İran, Rusya ve Türkiye arasında tartışılan ve karara bağlanan bir konu oldu. Nitekim bu yüzden Amerikalı şahin senatör John Mc Cain Amerika’nın ne hale düştüğünü şu ifadelerle anlattı: Bakın işimiz nereye vardı ki Rusya, Türkiye ve İran bizi Kazakistan konferansına davet etme konusunda karar veriyor.

Image Caption

Dolaysıyla Astana sürecinde Suriye yönetimini desteklenen en önemli bölge dışı güç olarak Rusya’nın eli güçlü olduğu söylenebilir. Öte yandan Amerika’nın yeni Başkanı Donald Trump’ın dış politikasının nasıl gelişeceği hakkında şimdilik fikir yürütmek zor gözüküyor. Ancak Trump’ın başkanlık seçim kampanyalarında ve başkanlık seçimlerini kazandıktan sonra Rusya hakkındaki açıklamalarına bakıldığında, Amerika’nın Astana sürecinde elde edilecek muhtemel anlaşmayı sabote etmemesi beklenebilir. Bu beklenti özellikle Trump’ın Amerika içinde güçlü konumda olmadığına bakılınca ve Astana sürecine başkanlık koltuğunu teslim aldıktan sadece üç gün sonra katılıyor olması da düşünüldüğünde, Amerika’ya yapılan çağrının sadece Trump’ın muhaliflerine karşı elini güçlendirme girişimi şeklinde yorumlanabilir.

Suriye krizinde Astana sürecine katılan bölge dışı aktörlerin hakkında söylenebilecek bir başka nokta, bu zirveye AB’den hiç bir ülkenin davet edilmemesidir. Gerçi AB’dan İngiltere, Fransa ve Almanya gibi ülkeler son yıllarda Suriye krizi ile ilgili müzakerelere katılmıştı, fakat gerçek şu ki AB ülkeleri geçmişte düzenlenen oturumlarda da ancak ABD’nin politikaları yönünde hareket ediyordu. Bu yüzden şimdi AB ülkelerinin Astana sürecinde yer almamış olmaları, muhalif Arap rejimlerin aksine Astana’da elde edilecek muhtemel anlaşmanın uygulanması yolunda ciddi engel oluşturmayacağı anlaşılıyor.

Her halükarda Astana müzakereleri, Şubat ayında Cenevre’de düzenlenmesi beklenen Suriye müzakerelerinin ön hazırlığı olabilir. bu yüzden Astana sürecine katılan tarflarda iç arenada, bölgede ve bölge dışında değişen güç dengelerini gözetmek ve ayrıca Amerika’da yeni Başkanı işbaşına geldiğini de dikkate alarak Suriye’de kalıcı ateşkes anlaşmasına ve Suriye milletine insani yardım ulaştırılmasına evet demeleri bekleniyor.

Gerçi Astana süreci ve ardından Cenevre müzakereleri Suriye’de hemen barışın sağlanması ile sonuçlanması beklenmiyor, çünkü barış kısa vadede inşa edilebilecek bir konu değil, ama bu müzakereler Suriye krizinin çözümü yönünde bir dönüm noktası olabilir, öyle ki 2017 yılının sonunda Suriye’deki terör örgütleri en zayıf konuma düşmeleri mümkündür.