Sahirat anlaşmasının başarısızlığı ve Libya krizi
Sahirat barış antlaşması 17 Aralık 2015 tarihinde, milli uzlaşı hükümetin kurulması amacı ile BM Libya Özel Temsilcisi Bernardino Leon ile Libya milli kongre arasında imzalandı.
Sahirat antlaşmasının en önemli hedeflerinden biri, milli uzlaşı hükümetin kurulması, daha fazla askeri çatışmaların yaşanmasını engellemek, ayrıca ülke ekonomisinin dağılmasını engellemekti, fakat bu hedeflerin hiç biri gerçekleşmedi.
BM arabuluculuğu ve denetimi altında Trablus hükümeti ve meclisi ile doğuda Tobruk hükümet ve meclisi temsilci grupları arasında ocak 2015'te başlayan görüşmeler, 17 Aralık 2015'te Sahirat antlaşmanın imzalanması ile sonuçlandı. Bu süreçte kasım 2015'e kadar Bernardino Leon ve ardından da Martin Kobler BM temsilcisi olarak görüşmeleri denetlemekle görev aldılar.
Antlaşmanın imzalanmasından 14 ay geçmesine rağmen, Libya milli kongre ve temsilciler meclisi başta milli uzlaşı hükümetin kurulması olmak üzre Sahirat antlaşmanın hiçbir maddesini gerçekleştirmede başarılı olamadılar, üstelik Libya aynı anda doğuda, Trablus'ta ve BM ve dünya güçlerin desteğinde olan Fayiz el-Serac başkanlığında 3 hükümete sahip oldu. başka bir ifade ile Libya'nın Sahirat ardından siyasi şartları daha da kötüleşti ve bu ülke siyasi açıdan daha da parçalama ihtimal ile karşı karşıya kaldı.
Libya, Sahirat ardından, ekonomi ve sosyal açıdan da daha kötü bir durumdadır. Sahirat antlaşması ardından halkın ekonomi durumu daha da kötüleşti. Bankalarda nakit para rezervi azalınca halkın ülkedeki bankacılık sisteminde hoşnutsuzluğuna sebep oldu, üstelik bankada mevduata sahip olanların, bankada paralarına el konulduğu ve istedikleri zaman para çekemeyecekleri duygusuna kapılmasına sebep oldu. Gıda fiyatları yüksek oranda arttı ve bir çoğu devlet memuru olan halk, artık gıda ve ihtiyaç duydukları ürünleri alamaz oldu.
Güvenlik açısından da Sahirat'tan sonra durum iyileşmezken, ülkede daha çok silahlı çatışma yaşandı. Libya güvenlik güçleri bölgesel olarak çalışıyor, milli güvenlik gücü yok ve mevcut olan güvenlik güçleri de vatandaşları veya gruplar arasında yaşanan çatışmalara müdahale etmiyor, üstelik ülkede güvensizliği kontrol altına alacak bir yasa ve kural da yok.
Şimdi sorulması gereken soru: Acaba Sahirat antlaşması neden başarısız kaldı?sorusudur.Bu soruya cevap vermek için bir çok sebep açıklanabilir. En önemli cevaplardan biri Sahirat antlaşmasının Avrupa güvenlik tehditleri ve şartlarına göre hazırlanmasıdır. Bu antlaşma Avrupa'nın terörizm ve sığınmacı krizi ile karşı karşıya olduğu bir dönemde hazırlandı ve Paris'in kasım 2015'te terör saldırılarına sahne olduğunda, aralık'ta imzalandı. Bu yüzden daha çok libya'daki tehditlere dikkat edilmesi yerine Avrupa'nın dikkat ettiği güvenlik sorunları ele alındı.
Bu konu Sahirat'in en baştan itibaren gerçekleşme sorunu ile karşı karşıya gelmesine sebep oldu. Libya'da Halife Hafter'in meydan aktörlerinden olduğu ve başta doğuda bulunan hükümet ve meclis olmak üzere bir çok grup tarafından desteklenirken, Fayiz el-Serac kabinesinde inzivaya itildi. Tobruk'daki hükümet ve temsilciler meclisi savunma bakanlığının Hafter'e verilmesini beklerken, Fayiz el-Serac bunu kabul etmedi. Fakat Fayiz el-Serac milli uzlaşı hükümetin kurulmasında başarısız olduğu geçen 14 ayda, Halife Hafter, Libya'nın bazı komşularınca desteklenen IŞİD ile mücadelede bazı başarılar kazandı.
Sahirat antlaşmasının başarısız olmasının bir başka sebebi, Libya'daki kriz ile ilgili yabancı aktörler arasında da görüş birliğinin olmamasıdır. Amerika liderliğindeki batı ülkeler gibi aktörler, Sahirat anlaşması ve Fayiz el,Serac hükümetini desteklerken, IŞİD ile mücadele ve sığınmacı akınını kontrol altına alınmasını, Libya ile ilgili öncelikleri olarak görüyorlar. Fakat Mısır, Rusya ve BAE ise Libya milli ordusu komutanı Halife Hafter'e desteği, kendi öncelikleri görüyor, Halife Hafter'in IŞİD ile mücadele için daha kabiliyetli olduğunu belirtiyorlar.
Başka bir ifade ile batı ülkeleri, Libya'da iç potansiyele göre ülkedeki güvenlik tehdit ve krizleri çözmekten ziyade, 2011 yılında olduğu gibi, bu ülkedeki müdahaleci işleri için ortamın hazırlanmasını istiyorlar. Fakat Kaddafi sonrası yaşanan gelişmeler, batının 2011 yılındaki müdahaleci siyasetlerinin Kaddafi rejiminin devrilmesine sebep olmasını gösterse de yine kaddafi sonrası şiddetin en büyük sebebi yine batının Libya'daki müdahaleci siyasetidir. Genel olarak batı Libya'daki güvensizliğin Avrupa'ya sıçramasından endişeli olsa da yine Libya krizine siyasi açıdan yaklaşmakta.
Tunus, Cezayir, Sudan, Nijer, Çad ve Mısır'dan oluşan Libya komşuları ve Afrika Birliği'nden bir heyet de Libya tehditleri ve krizine bölgesel yaklaşıma sahipken, bu tehditlerin kendi güvenliklerini tehdit etmesinden endişe ediyorlar. Bu ülkeler şimdiye kadar Libya krizi ile ilgili 10 oturum düzenlediler ki sonuncusu da ocak 2017'de ve Kahire'de düzenlendi. Bu ülkeler, Libya toprak bütünlüğünün korunması, yasal kurumların desteklenmesi ve her türlü dış müdahaleye karşıdırlar.
Bu ülkeler Sahirat antlaşmasını onaylarken, bu antlaşmanın bazı reformlarla gerçekleşebileceğini belirtiyorlar. Bu yüzden Kahire oturumunda Sahirat antlaşmasına 5 düzeltilme önerildi. Ülkedeki çeşitli fırka ve kanatların şansının yükselmesi için Libya milli diyalog komitesi yapısının değiştirilmesi, ordu komutanı görevlerinin değiştirilmesi, silahlı güçlerin bağımsızlığının korunması için girişimlerin yapılması, ayrıca silahli güçlerin siyasi çekişmelerden uzak durmasına dayalı 5 düzeltilme gündeme geldi. Mısır'ın ekseni olduğu bu ülkeler, Libya'da Sisi gibi bir yönetime benzer model oluşturmaya çalışıyorlar.
Libya halkının Muammer kaddafi yönetimine karşı ayaklanmasının en önemli hedeflerinden biri, general kaddafi'nin askeri yönetimini devirerek, halkçı bir hükümet kurmaktır. Fakat görünüşe göre Libya, kaddafi ardından karşı karşıya olduğu krizi aşmak için, en azından kısa dönemde Halife Hafter gibi askeri bir hükümdarın eksenliğinde milli vahdet hükümetin kurulmasına ihtiyacı vardır. Öyle ise Libya barış görüşmelerinde ilerleme, bir yandan Libya'nın gerçeklerine göre düzeltilmiş Sahirat'a ihtiyacı vardır, üstelik diğer yandan da Halife Hafter'in dikkate alınmadığı bir barış görüşme sürecinin de imkansız olduğu gerçeğini unutmamak gerekir. Bu arada Libya milli görüşmeler komite yapısı da tekrar tarif edilmeli ve BM de barış görüşmelerini gözlemlemesi de batının reçetelerine göre değil, Libya içindeki gerçeklere göre yapılmalı.
Ve son olarak unutmamak gerekir ki, batının Libya'nın iç işlerine askeri ve siyasi müdahalesi, ülkedeki tehditler ve krizleri daha da vahim hale getirecektir; hal bu ki Libya komşularında olduğu gibi, bölgesel görüş birliği bu ülkedeki tehditlerin yok olmasına yardımcı olabilir.