IŞİD'in ardından Musul ve yabancı aktörlerin tutumları
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i63322-iŞİd'in_ardından_musul_ve_yabancı_aktörlerin_tutumları
ABD'nin 2003'teki saldırısı ve terör örgütü IŞİD'in Haziran 2014'te topraklarının bir kısmını işgal etmesinin ardından Irak yabancı aktörlerin yarıştığı bir alan haline gelmiştir.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Mart 03, 2017 14:04 Europe/Istanbul

ABD'nin 2003'teki saldırısı ve terör örgütü IŞİD'in Haziran 2014'te topraklarının bir kısmını işgal etmesinin ardından Irak yabancı aktörlerin yarıştığı bir alan haline gelmiştir.

IŞİD teröristleri Haziran 2014 yılında Irak'a girerek bu ülke topraklarının büyük bölümünü işgal ettiler.

Irakta siyasi gruplar arasında yeni başbakanın seçilmesiyle ilgili siyasi çekişmeler yaşandığı bir sırada terör örgütü IŞİD bu ülkeye saldırdı. İşte bu konu, Irak'ta bir nevi siyasi boşluğun patlak vermesine neden olmuştu, bu da IŞİD için Irak'ın muhtelif kentleri ve bölgelerini işgal etmesi için uygun zemin sağladı.

Irak'ın toprak bütünlüğü ve güvenliğine karşı ciddi bir tehdit sayılan IŞİD'e karşı Irak topraklarını işgal ettiği ilk yılda belli başlı bir mücadele verilmedi. Ancak 2015 yılının ikinci yarısından sonra, IŞİD teröristleriyle mücadele için bazı adımlar atıldı ve sonununda IŞİD'e karşı ciddi mücadele, yapılan planlamaların ardından 2016 yılının ortalarına doğru, El-Anbar vilayetini kurtarma operasyonu ile başladı.

Musul'u kurtarma operasyonu 17 Ekim 2016 tarihinde Irak Başbakanı Haydar İbadi'nin talimatı ile başladı ve 17 Şubat 2017 itibarıyla bu operasyon 5. ayına girmiş oldu.

Musul operasyonunun uzun süresi ile ilgili muhtelif sebep ve nedenler ifade ediliyor, ancak bu bağlamda gündeme getirilen en önemli konu ise, IŞİD'in ardından Musul'un nasıl yönetileceği ile ilgilidir, zira iç ve dış aktörler bu bağlamda farklı tutum sergilemekteler.

İşte bu durum, Irak'taki mevcut ortamın çetrefil ve karmaşık bir hal almasına neden olmuştur. Musul'u kurtarma operasyonunun son aşamasında Irak Sadr Grubu taraftarları başkent Bağdat'ta gösteri düzenleyerek, Irak hükümetini terörizm krizinin yanısıra, siyasi ve sosyal itiraz krizi ile karşı karşıya koydu. Kuşkusuz, Musul operasyonu, terör örgütü IŞİD'in Irak'ta devlet kurma faaliyetlerinin bir nevi sonu sayılır. Bunun için de iç ve dış aktörler için Sadr taraftarlarının itirazlarından kat kat daha önemlidir, zira, Musul için işgalinden sonra tercih edilecek idarecilik modeli, büyük ölçüde Irak'ın tamamı için genelleştirilmiş olacak. Bu yüzden Musul'un işgalden kurtarılması IŞİD'in Irak'taki devlet kurma çalışmalarının sonu olacak, ancak bununla birlikte IŞİD'in Irak'taki varlığının biteceği anlamına gelmemektedir. Analistler ise, IŞİD'in Musul'un işgalden kurtarılmasının ardından kan kaybedeceğini ancak yok olmayacağına inanıyorlar.

Amerika, Musul'u kurtarma operasyonunda rol ifa eden en önemli bölge dışı aktör sayılır. ABD, 2003'te Saddam rejime karşı saldırısıyla, Irak'a girdi ve Nuri Maliki yönetiminin ciddi muhalefeti sonucu 2011 yılında bu ülkeyi terk etmek zorunda kaldı, ancak bu, ABD'nin çıkarlarına uygun bir konu değildi. Bu yüzden, Washington'un bir kez daha Irak'a geri dönme bahanesi ve fırsatı peşindeydi.

Terör örgütü IŞİD'in Haziran 2014'te ortaya çıkışı, ABD için bu fırsatı sağlamış oldu. Buna göre, hatta Irak'ın terör örgütü tarafından işgal edilmesinin Irak'ın içindeki bazı unsurların ihaneti ve ABD ile koordinasyon ile mümkün olduğuna dair bir görüş gelişti. ABD'ye askeri varlığıyla Irak'taki etkinliğinde  ümit veren şey, Irak'ta görevdeki yetkililerin jenerasyon değiştirmesidir. ABD'liler Saddam rejiminin devrilmesinin ardından, Celal Talabani ve Ahmet Çelebi gibi Iraklı yetkililerin birinci nesline sızmaya çalıştılar, ancak bunda başarılı olmadılar. Şimdi ise, Irak'taki birinci nesil ya hayatını kaybettiği veya hastalanıp, yaşlandığı için devre dışı kaldığı için, ABD, bu ülkedeki yeni nesil liderlerin arasına sızmaya çalışıyor. 2018 parlamento seçimlerinde açıklanacak yeni adaylar arasına ABD'nin sızma olasılığı var. böylece kendi hedeflerini gerçekleştirebilir.

ABD'nin, IŞİD'in işgalinden kurtarılmasından sonra Musul'un idare edilmesi için stratejisi şöyledir; bir taraftan çok sayıda ABD'li asker Musul'da kalacak, diğer yandan da, Irak merkezi yönetiminin esas rolüne vurgu yapmış olmasına rağmen Musul'un idaresinin Iraklı Kürtlere verilmesi ve Neyneva'nın görevden alınan valisi Nuceyfi gibi şahısları yeniden göreve getirmek gibi konuları gündeme getirerek, bir nevi Bağdat yönetiminden imtiyazlar koparmaya çalışıyor.

İran İslam Cumhuriyeti, Türkiye ve Suudi Arabistan ise, Irak krizine taraf 3 bölgesel aktör sayılır. İran İslam Cumhuriyeti, krizle ilgili Irak'ın toprak bütünlüğünün korunmasını ve işgalden kurtarılmasından sonra Musul'un merkezi yönetim tarafından idare edilmesini isteyen ve bu bölgenin diğer muhalif gruplara devredilmesine karşı çıkan tek yabancı aktördür.

Türkiye ise, Musul'u kurtarma operasyonu bile başlamadan önce, Irak topraklarına girmeye çalıştı. Bu çerçevede Türkiye bir grup askerini Musul'un kuzeyindeki Başika Kampı'na konuşlandırdı.

Bu durum Irak Başbakanı Haydar İbadi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında tartışma ve söz kavgasına neden oldu. Türkiye, Irak'taki siyasi ve ekonomik etkinliğini arttırmaya çalışıyor. Bu konunun 2015'ten itibaren ABD'nin yeşil ışığı ve Iraklı Kürtler'in işbirliği ile yeni bir aşamaya girmiştir. Türkiye, Telafer'de etnik köken nifakını gündeme getirmesi, Türkmenlerin haklarına sahip çıkma  iddiası ve Musul'da Ehl-i Sünnet'e yönelik görünüşte destekçi yaklaşımı ve Haşdi Şabi güçlerini, "terörizm" sözcüğüyle tanımlamasıyla Irak'taki hedef ve emellerine varmaya çalışıyor. 

Başika Kampı'nın Iraklı güçler tarafından kuşatılmasının ardından Türkiye güçlerinin aslında etkisizleştiği ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tehditleri de hiçbir zaman gerçekleşmediğine rağmen, Türk yetkililerin açıklamaları, Neyneva vilayetinin Sünni Araplar eksenliğinde idare edilmesi politikasını takip ettiklerini gösteriyor. Başka bir deyişle, Ankara, Musul'un Türkiye'ye eğilimli yerel güçler tarafından kontrol edilmesini istiyor.

Irak krizine taraf olan yabancı aktörlerden Suudi Arabistan'a gelince şunları ifade etmek gerekiyor ki, Suudi Arabistan, Musul'u kurtarma operasyonuna doğrudan katılmasa da, ancak her zaman Irak gelişmelerine yönelik özel bir bakışı olmuştur. Suudi Arabistan, Şiiler'in Irak'ta iktidara gelmesinden beri, bütün güç ve imkanlarını kullanarak, Şiileri karalamaya çalışmıştır.

Suudilerin, ikinci döneminde Nuri Maliki'ye güvensizlik oyu verilmesi ve Iraklı Kürtleri, Şiiler ile ittifak yapmamaya özendirmesi çalışmaları, bu iddiayı kanıtlar niteliğindedir. Suudi Arabistan'ın Irak'taki Büyükelçilik ve Kürdistan bölgesinde Konsolosluğu'nun yeniden açılmasının ardından Suudi Arabistan için iş daha da kolaylaştı. 

Bu ülke, Irak'ın batı vilayetlerinde önemli ölçüde etkinlik ve nüfuz sahibidir ve son yıllarda Neyneva ve el-Anbar vilayetlerindeki planlarını güçlendirmeye çalışan  Esil Nuceyfi ve Rafi İsavi gibi isimleri ve şahsiyetleri kullanmayı başarmıştır.

Al-i Suud rejimi, Türkiye gibi Neyneva vilayetinin Sünni Araplar eksenliğinde idare edilmesini ve El-Anbar ve Neyneva'dan müteşekkil bir Sünni bölgenin kurulmasını istiyor.

Ancak ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan başta bazı yabancı aktörlerin işgalden kurtarılmasından sonra Musul dahil Irak'ın içişlerine müdahaleleri olmasaydı, Musul'u IŞİD işgalinden kurtarma operasyonu şimdiye kadar bitmiş olurdu.

 Musul'un işgalden kurtarılmasının ardından, Irak'ta Musul'un statü ve idaresi ve ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi aktörlerin yeni müdahaleleri eksenliğinde yeni bir sorunun patlak vereceğini şimdiden söylemek boş olmaz.