Suudi Arabistan'ın bölgedeki aktörlüğü -2
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i64616-suudi_arabistan'ın_bölgedeki_aktörlüğü_2
ABD'nin yeni yönetimi, Arap ülkeleri ve Siyonist rejimin İran karşıtı bir ittifak oluşturma girişimleri, şu sıralarda Batı ve bölge medyasının ilgi odağında yer alan bir konu haline gelmiştir. Bölgedeki krizleri arttıran yaklaşım, Filistin meselesini yok etmek için Siyonist rejime hizmet ediyor.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Mart 14, 2017 16:15 Europe/Istanbul

ABD'nin yeni yönetimi, Arap ülkeleri ve Siyonist rejimin İran karşıtı bir ittifak oluşturma girişimleri, şu sıralarda Batı ve bölge medyasının ilgi odağında yer alan bir konu haline gelmiştir. Bölgedeki krizleri arttıran yaklaşım, Filistin meselesini yok etmek için Siyonist rejime hizmet ediyor.

İran'ın çevresindeki siyasi coğrafya, İslam Cumhuriyeti'nin ulusal güvenliği üzerinde her daim önemli etki bırakmıştır. Fars Körfezi bölgesinde yaşanan gelişmeler de bu kuraldan müstesna değil ve bu kritik bölgede, bugün yeni güvenlik düzeninin oluşmasına zemin teşkil ediyor, bölgedeki Arap ülkeleri ile yabancı ülkeler arasındaki askeri ittifaklar, bunun esas bölümünü teşkil ediyor, ancak bu ittifaklar hangi hedeflerin peşindeler ve bu askeri anlaşmalarda Fars Körfezi'ndeki Arap ülkeleri hangi konum ve mevkide yer almaktalar?

Suudi Arabistan başta olmak üzere bölgedeki Arap ülkelerine göre Fars Körfezi'nin güvenliği alanındaki askeri ittifaklar, makro seviyede silah alımları ve Batı'nın bölgede güvenlik oluşturma projelerine ortaklığını sağlamaya dayalıdır.

Bu görüş, bölge ülkelerinin ihtiyaçlarından kat kat fazla silah almalarına sebebiyet vermiştir. Başka bir deyişle, Bu süreci yöneten ve yönlendiren akım Fars Körfezi'nin kıyısındaki Arap ülkeleri değil, İngiltere ve ABD'nin makro politikaları çerçevesinde hareket eden büyük silah kartelleridir

Bu çerçevede, ABD Başkanı Donald Trump, Arap müttefikleriyle askeri bir ittifak kurmayı düşünüyor.

Son sıralarda Wall Street Journal gazetesinde yayınlanan bir rapor, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Siyonist rejim, Mısır ve Ürdün'den müteşekkil İran karşıtı bir ittifakın kurulması hedeflendiğini ortaya koydu.

Wall Street Journal bu raporda şöyle yazdı; "Mısır ve Ürdün'ün İsrail ile barış anlaşmaları var ve diğer Arap ülkeleri de olasılıkla bu ittifaka katılacaklar. Bu bağlamda, Arap dünyası medyası da İran karşıtı maceracılıktan geri kalmış değil ve bu bağlamda İran'a karşı hasmane ve gerçekçi olmayan analizler ve görüşleri, abartmaktadır".

Ed-Destur gazetesi de "Washington ve 2+4 ittifakı" adlı bir raporda, "NATO benzeri bu ittifakın amacı, bölgede İran'ın büyüyegelen gücünü önlemektir, bu ittifak, İran ile mücadeleye bir öncelik olarak bakıyor" diye yazarken, Camersunt gazetesi de, ABD yönetiminin İsrail ile iyi ilişkileri olan Mısır ve Ürdün'ü bu ittifaka dahil edebileceğini düşündüğünü yazdı.

"Ray el-Yevm" gazetesi editörü ve ünlü Arap yazar ve analist, Abdul-Bari Atan da, bu ittifaktan gerçek amacının İran'a karşı savaş ilan etmek değil, İran tehdidi diye hayali iddiayı, Arap ülkelerinin işgal rejimi İsrail ile ilişkilerini tamamen normalleştirmek ve Fars Körfezi'nin kıyısındaki ülkelerin geri kalan servetini, Trump'ın başkanlık seçimleri kampanası sırasında sözünü verdiği projeleri finanse etmek için yağmalamak amacıyla kullanmak olduğuna inanıyor.

İsrail'in bu durumdan Filistin meselesini tamamen yok etmek için faydalanacağı açık ve nettir.

İtalyan Lastampa gazetesi de, "İsrail'den Suudi Arabistan'a kadar, herkes İran karşıtı" başlıklı bir yorumda, Münih Güvenlik Konferansı'nda, İsrail ve Suudi Arabistan'ın İran'a karşı ortak cephesine  dikkat çektiğini yazısında, Avigdor Liberman ve Adil Cubeyr'in Tahran'a karşı tutumlarının birbirine yakın olduğunu bildirdi.

Aynı gazete, Liberman'ın da, Suudi Arabistan'ın propagandası ile daha cesaret bularak, 1948 yılından şimdiye kadar, Sünni ve ılımlı Araplar'ın asıl düşmanlarının İsrail, Yahudiler veya Siyonizm değil, İran olduğunu ilk kez fark ettiklerini ileri sürdüğünü aktardı.

Ürdün'de yayınlanan ed-Destur gazetesi de, bu konuya biraz derinden bakarak şöyle yazdı : "Biz, Arap ülkelerinin ABD ile ilişkilerindeki çıkarlarını biliyoruz, ancak bilmiyoruz ki İsrail ile işbirliği ve ittifak kurmanın ne katma değeri olacak, İsrail'in bu ittifakta yer almasını, Arap ülkelerinin kontrol edilmez olan ABD'nin yeni yönetimine yaranmak için bu bağlamda İsrail ile ittfaka girmeleri kabul etmiyoruz".

ABD'nin İran karşıtı ittifak oluşturma seçeneği yeni bir yaklaşım sayılmaz. Esasında Trump, bütün görüşlerine rağmen ABD'nin önceki politikalarına dayanarak, İranofobi senaryosu uyarınca önceki yörüngede hareket ediyor.

Bu alandaki önemli aktörlerden biri, Suudi Arabistan'dır, Riyad, bölge güvenliğini bozmak için bütün fırsatlardan yararlanarak, ABD'yi yeniden bölgedeki gerilim merkezlerine çekmeye çalışıyor.

Bu siyasi oyun son yıllarda, Suudi Arabistan başta olmak üzere Arap ülkelerine 130 milyar dolar uçak ve yeni silahların satımı için zemin sağlamıştır.

Ortadoğu bölgesinde Suudi Arabistan'ın silah alımındaki sırası dünyada 7'den 4'e düştü. Suudiler geçtiğimiz yıl, 80 milyar dolardan fazla , silah alımı için ayırdı. ABD Savunma Bakanlığı Savunma Güvenliği İşbirliği Ajansı'nın verilerine göre, ABD 2009 yılından şimdiye kadar Suudi Arabistan'a 115 milyar dolar ve Fars Körfezi'nin kıyısındaki Arap ülkelerine toplamda yaklaşık 200 milyar dolar silah satmıştır.

İngiliz Guardian gazetesi bu bağlamda, geçen senede İngiltere'nin askeri teçhizat ihracatının yüzde 63'ünün Ortadoğu'daki Arap ülkelerine olduğunu duyurdu.

Kuşkusuz, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil Cubeyr'in ölçüsüz açıklamaları, bu süreci daha hızlandırmıştır. Suudi Dışişleri Bakanı, İran'ın sadece bölge için değil bütün dünya için en büyük tehdit sayıldığını ileri sürerken, Arap dünyasının güvenliğini bozan İsrail tehlikesini görmezden geliyor.

Bütün izlenimler ve yaşanan gelişmeler, Suudi Arabistan'ın hala ABD'nin çizgisinde hareket ettiğini ve bu bağlamda tavır koyduğunu gösteriyor. Son aylarda, Umman ve Kuveyt'in İran ile Fars Körfezi'nin kıyısındaki Arap ülkeleri arasında ilişkileri iyileştirmeye çalışırken, Riyad'ın hala İsrail ile tutumunu koordine etmekte olduğunu gördük. Bu iddiayı kanıtlayabilecek durum ise, İsrail savaş bakanı Avigdor Liberman'ın İsrail'in Suudi Arabisan ile koordinasyonda ileri bir aşamaya geldiğine dair sözleridir.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı defalarca yaptığı açıklamalarında, İran İslam Cumhuriyeti'ni dünyada terörizmin en büyük hamisi olarak nitelemiştir.

Cubeyr, İranlı mevkidaşının bölgedeki şiddet ve radikalizme karşı ortak bir cephe kurulmasına ilişkin davetini reddettiği gibi, uluslararası camiadan da, bankacılık, vize ve ticaret alanlarında kısıtlama uygulamak suretiyle Tahran için kırmızı çizgi belirlemesini istemiştir.

Ray el-Yeevm gazetesinin editörü Abdul Bari Atvan, bu hareketler ve girişimlere rağmen, Suudi Arabistan'ın politikalarına başka açıdan bakarak, Suudi Arabistan'ın Irak ve İran'ın Suriye krizinin çözümü başta olmak üzere bölgenin geleceğinde önemli rol ifa edeceği kanaatine vardığı için, İran ile diyaloğun, Yemen bataklığından çıkış için tek can yeleği olduğunu iyi bildiğini ve bu bağlamda Irak'ın iyi bir aracı olabileceğine inanıyor.

Ray el-Yevm editörü, Adil Cubeyr'in bölgesel inzivasını kırmaya çalıştığına temasla, Suudi Dışişleri Bakanı'nın Bağdat'a yaptığı ziyaretinin, mezhepçiliğe dayalı agresif politikasının yenilgiye uğradığını bir nevi itiraf etmek olduğunu sözlerine ekledi.

Her halde, bu durumun tek bir anlam ve yorumu var ve o da Suudi Arabistan'ın konumundaki çöküş ve düşüştür. Bu da, Suudilerin bölgede mezhepçi politikalarının bir ürünüdür.

Riyad yetkilileri şimdi ise, hem sahada, hem de diplomasi ve kamuoyu nezdinde inisiyatifini bir arada kaybettiğini görmektedir.

Hazinesi boşalan ve bölgesel planlarında başarısız kalan Suudi Arabistan'ın iç, bölgesel ve uluslararası sorunları da tahmin edilemez bir hızla artmaktadır ve bölgesel ve uluslararası arenada Suudiler için daha büyük başarısızlıklar ve sorunların patlak vermesi beklenir.