Batı’nın kimyasal silah bahanesi ile Suriye’ye karşı yeni komplosu - 1
Amerika ve müttefikleri önceden yazdıkları bir senaryo çerçevesinde ve destekledikleri tekfirci teröristlerin direnişe karşı ağır hezimetleri örtbas etmek amacıyla Suriye yönetimini kimyasal silah kullanmakla suçladı.
Suriyeli muhalifler geçtiğimiz günlerde Suriye ordusunu İdlib’in çevresinde yer alan Han Şeyhun kentini bombardımanları sırasında kimyasal silah kullanmak iddiası ile suçladı. Bu iddia, Suriye ordusu son altı yılda tekfirci teröristlerle mücadelesinde hiç bir zaman kimyasal silah kullanmadığı halde ileri sürüldü.
Suriye ordusu bu bağlamda yöneltilen ve Suriyeli askerleri Han Şeyhun’da kimyasal silah kullanmakla suçlayan iddiaları ve spekülasyonları reddederek, Suriye ordusu bundan önce hiç bir zaman kimyasal silah kullanmadığını ve gelecekte de böyle bir şey söz konusu olmayacağını açıkladı.
Buna karşın ve Suriye ordusunun bu saldırı hakkında hızlı ve net ve şeffaf tepkisine rağmen muhalifler Şam yönetimine karşı medya üzerinden büyük bir psikolojik savaş ve karalama kampanyası başlattı ve muhaliflerin önde gelen liderleri tüm gücünü uluslararası camiayı Suriye’nin yasal Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetimine karşı seferber etme yönünde kullandı.
Bu süreçte dikkat çeken nokta, Amerika ve Batılı müttefiklerinin Şam yönetiminin kimyasal silah kullandığı iddialarına gösterdikleri tepkiydi. Amerika bu haberin üzerinden henüz bir kaç saat geçtiği bir sırada siyasi ve aynı zamanda komik bir çıkış yaparak hem Beşar Esad yönetimini bu olaydan sorumlu tuttu. Oysa İdlib’in Han Şeyhun bölgesinde kimyasal silah kullanıldığı iddiaları henüz araştırılmamıştı.
Amerika’dan sonra beyaz sarayın İngiltere ve Fransa gibi Batılı müttefikleri de hemen harekete geçti ve Suriyeli muhaliflerce önceden yazılan bu senaryo çerçevesinde Beşar Esad yönetimine baskı uygulamaya başladı.
Medyaya yansıyan habere göre Amerika, İngiltere ve Fransa Suriye yönetimi karşıtı bir kararname tasalğı hazırlayarak BM güvenlik konseyinde oylamaya sundu.
Kuşkusuz henüz hakkında hiç bir araştırma yapılmayan ve hiç bir kesin sonuç elde edilmeyen bir olay hakkında bunca dış baskının Şam yönetimine uygulanması başka amaçlar çerçevesinde gerçekleşiyor ve Şam yönetiminin kimyasal silah kullanmakla suçlanması uluslararası camiayı Beşar Esad’ın yasal yönetimine karşı seferber etmeyi amaçlıyor.
Amerika ve müttefikleri hazırladıkları kararname taslağında Şam yönetimini Şairat hava üssünden yapılan tüm uçuşları içeren tam bir liste ve rapor sunmakla yükümlü hale getirmeye çalıştı. Rapor aynı zamanda BM genel sekreteri Antonio Guteres’i de Şam yönetiminin söz konusu kimyasal saldırı hakkında uluslararası araştırmalara eşlik edip etmeme derecesini belirlemek ve bu konuda aylık rapor sunmakla yükümle hale getiriyordu.
Amerika ve Batılı müttefikleri Han Şeyhun bölgesinde düzenlenen şaibeli kimyasal saldırıdan Suriye ordusunu sorumlu tutarak bir nevi Şam yönetiminin esas müttefikleri olan İran ve Rusya’ya baskı uygulamak ve sonuçta dolaylı bir şekilde Tahran ve Moskova’yı sorumlu göstermek istiyor. Gerçi Amerika İran ve Suriye arasındaki stratejik ilişkilerin asla kesilemeyeceğini çok iyi biliyor, fakat Rusya’nın Suriye’ye yönelik desteğinin kesilmesine göz diktiği anlaşılıyor ve bu yüzden kimyasal silahla saldırı parolasına sarılarak Rusya yönetimini bölge ve dünya kamuoyunun Moskova yönetimine karşı tepkisinden sakındırmak ve böylece Şam yönetimi ile siyasi ve askeri ilişkilerini kesmesi konusunda ikna etmek istiyor.
Öte yandan Amerika yönetimi Han Şeyhun kimyasal saldırısından Beşar Esad yönetimini sorumlu tutarak uluslararası camiada Esad’a karşı bir konsensüs oluşturmaya çalışıyor. Biraz önce de belirtildiği üzere Şam yönetimini Han Şeyhun bölgesine kimyasal saldırı ile suçlamak önceden hazırlanan bir senaryo çerçevesinde gündeme geliyor. Bu bağlamda ve saldırıdan tam bir gün önce teröristlere bağlı bir muhabir twitter sayfasında şöyle yazıyor: yarın Hama çevresinde düzenlenecek ve sivillere karşı klor gazı kullanılacak bir hava akını hakkında yeni bir haber dalgası başlıyor.
Han Şeyhun bölgesi Hama ve İdlib eyaletlerinin ortak sınırında bulunduğundan bu insanlık dışı cinayeti kimin işlediği bu ifade ile daha iyi anlaşılıyor.
Bundan başka Suriyeli muhaliflerin ve bölgesel ve küresel hamilerinin önceden yazılan bir senaryo çerçevesinde Şam yönetimini İdlib’in Han Şeyhun bölgesinde kimyasal saldırı ile suçlaması aslında tekfirci teröristlerin ve silahlı muhaliflerin Suriye ordusu ve direniş cephesine karşı uğradıkları art arda hezimetlerin ve ağır yenilgilerin örtbas edilmesine yönelik bir çabadır. Şimdi Amerika ve müttefikleri her yol başvurarak Suriye’de destekledikleri ve besledikleri tekfirci teröristlerin ağır hezimete uğramalarını örtbas etmeye ve kamuoyunu saptırmaya ve bölge ve dünya kamuoyuna yanlış adres göstermeye çalışıyor.
Hali hazırda Amerika ve Batı’nın ve bölgede bazı malum ülkelerin desteklediği tekfirci teröristler Suriye’nin askeri sahasında söyleyecek bir tek sözü bulunmuyor. Bugün Suriye’de tekfircilerin işgal ettiği bir çok bölge artık direniş güçlerinin eline geçmiş bulunuyor ve teröristlerin çok zayıf konuma düştükleri gözleniyor. Siyaset arenasında da Suriyeli muhaliflerin ve teröristlerin durumu askeri arenadaki zayıf konumundan pek farklı görünmüyor. Muhalifler siyasi alanda da Şam yönetiminin temsilcileri ile boy ölçüşemeyeceklerini çok iyi biliyor, çünkü mevcut şartlarda Şam yönetimi ile yürütecekleri siyasi müzakerelerde ellerinde ortaya atabilecekleri bir tek koz bile bulunmuyor.
Suriyeli silahlı muhaliflerin siyaset arenasındaki zayıf konumları ile ilgili bir başka nokta, muhaliflerin kendi aralarında yaşadıkları derin anlaşmazlıklardır. Bugün Suriyeli muhalifler bir kaç kesime ayrılıyor. Muhaliflerden bazıları Riyad tarafından destekleniyor ve emirleri Suud hanedanından alıyor. Kahire grubu olarak anılan kesim ise Mısır yönetiminin komutası altında faaliyet yürüterek bağımsız bir tutum sergiliyor.
Her halükarda Suriyeli silahlı muhaliflerin ve tekfirci teröristlerin Suriye ordusu ve müttefiklerine karşı hezimetlerini örtbas etmek ve öbür yandan kamuoyunu Suriye ordusu ve direniş ekseninin askeri sahada zaferlerinden saptırmak, Suriye yönetimini kimyasal silah kullanmakla suçlama senaryosunun en önemli amaçlarından biridir. ancak bu senaryonun başarısız olacağı şimdiden açıkça ortadadır. Gerçekte Amerika’nın Suriye topraklarına saldırması Beşar Esad yönetimini deviremeyeceği de kesindir. Nitekim Amerika’nın Şairat hava üssüne füze saldırısı da önceden karara bağlanan bir operasyondur ve Han Şeyhun olayı sadece bu saldırının bahanesini oluşturmuştur.Ray El Yom gazetesi başyazarı Abdulbari Atvan Amerika’nın Şairat hava üssüne füze saldırısını kaleme aldığı makalede ise şu ifadelere yer verdi:
Bu saldırı önceden tasarlanan bir saldırıydı.
Atvan Amerika’nın Şairat hava üssüne Tom Hawk füzeleri ile saldırısı beklenmedik bir saldırı olmadığını, zira iki gün öncesinden Han Şeyhun cinayeti etrafında yapılan provokatif yayınlar ve aşırı abartmalar böyle bir saldırının yolda olduğunu gösteriyordu. Amerika Başkanı Donald Trump da başta askeri seçenek olmak üzere intikam amaçlı seçenekleri incelemekte olduğunu açıklamıştı.
Bu gelişmelerin ardından Amerika yönetimi hemen yargısız infazda bulundu ve Han Şeyhun olayı ile ilgi haberler yayınlanmaya başlar başlamaz beyaz saray Suriye yönetimini kimyasal saldırı cinayeti işlemekle suçlamaya başladı, üstelik olayın uluslararası bağımsız bir komisyon tarafından araştırılmasını da beklemedi. Bu çıkış, Han Şeyhun saldırısının Suriye düşmanları tarafından önceden tasarlanan bir cinayet olduğunu ve bu cinayetten Şairat askeri hava üssüne saldırmak için yararlanılacağını ortaya koydu.
Öte yandan Amerika’nın Suriye’ye yönelik bu saldırısı Irak ve Libya ve Yemen topraklarına yaptığı saldırı ile benzerlik arz ediyordu. Amerika bu ülkelere de sahte ve uydurma bahaneleri ileri sürerek saldırmış ve sonraları ileri sürdüğü gerekçelerin tamamen yalan ve uydurma olduğu anlaşılmıştı, üstelik bu son saldırı da hiç biri de uluslararası camianın izni olmaksızın yapılmıştı ve tek amacı Amerika’nın yeni Başkanı Donald Trump’ın zayıf ve savaş yüzünden dağılmış bir ülkeyi hedef alarak gövde gösterisi yapması ve Amerika’nın çöken ihtişamını yeniden inşa etmesine yönelikti.
Ray El Yom gazetesi başyazarı Abdulbari Atvan makalesinin devamında bölgede en az dört Arap ülkesine saldıran, üstelik hepsinde de başarısız olan ve bu ülkeleri kana ve teröre bulayan Amerika gibi bir ülkenin insanlık ve insan haklarından dem vurması asla kabul edilemez olduğunu, çünkü Amerika Irak’ta bir milyon ve Libya’da yüz bin ve Yemen’de binlerce insanın ölümü ile sonuçlanan korkunç cinayetleri işleyen bir devlet olduğunu ve ayrıca Suriye’de tekfirci teröristlere askeri ve mali ve askeri eğitim sağlayarak Suriye’de en az 300 bin sivilin katliamından sorumlu olan bir devlet olduğunu ve sonuçta Amerika insanlıktan söz edebilecek son ülke olduğunu kaydetti.
Amerika’nın Suriye topraklarına tecavüzü, Arap dünyasını bölgesel savaşlara ve hatta dünyayı da dünya savaşına sürükleyebilecek bir çığ gibi büyüyebilir. Nitekim Rusya devlet Başkanı Vladimir Putin bu saldırıyı hemen şiddetle kınadı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov da saldırı önceden planlandığını ve Suriye’de silahlı terör örgütlerinin elini güçlendirmeyi amaçladığını belirtti.
Ray El Yom gazetesi başyazarı Abdulbari Atvan Amerika’nın Suriye’nin Şairat hava üssüne saldırısı tüm dengeleri bozduğunu ve Suriye krizini sil baştan noktasına getirdiğini, ayrıca bu krizin barışçıl yollardan çözümlenmesi ve bu ülkede barışın sağlanması yolunda sarf edilen tüm çabaları boşa çıkardığını ve bölgede kanlı savaşların alevlenme ihtimalini yükselttiğini vurguladı.