Batı’nın kimyasal silah bahanesi ile Suriye’ye karşı yeni komplosu - 2
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i68262-batı’nın_kimyasal_silah_bahanesi_ile_suriye’ye_karşı_yeni_komplosu_2
Geçen bölümde Amerika yönetimi ve müttefikleri Suriye’nin Han Şeyhun bölgesinde düzenlenen şaibeli kimyasal saldırıyı bahane ederek Şairat hava üssüne füze saldırısı düzenlediğini ve esas amacı Şam yönetimini zayıflatmak ve teröristlerin elini güçlendirmek olduğunu anlattık.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Nisan 21, 2017 11:24 Europe/Istanbul

Geçen bölümde Amerika yönetimi ve müttefikleri Suriye’nin Han Şeyhun bölgesinde düzenlenen şaibeli kimyasal saldırıyı bahane ederek Şairat hava üssüne füze saldırısı düzenlediğini ve esas amacı Şam yönetimini zayıflatmak ve teröristlerin elini güçlendirmek olduğunu anlattık.

Bu arada Amerika’nın Suriye topraklarına bu tür saldırıları, Şam yönetimini deviremeyeceği belirtilmelidir. Ama maalesef bölgede Suud rejimi bu tecavüze alkış tutan ve olumlu karşılayan ilk ülke oldu. Arabistan’ın hemen ardından siyonist rejim İsrail ve daha sonra da Türkiye bu saldırıya alkış tutan rejimler oldu. Çünkü gerçekte bu üçlünün ortak bir yönü bulunuyor, o da komşularına saldırmaktır. Bilindiği üzere Arabistan rejimi Yemen topraklarına saldırdı, Türkiye de Fırat kalkanı adı altında Suriye topraklarına tecavüzde bulundu. Korsan İsrail’in durumu zaten ortada. İşgalci rejim Gazze şeridi, Lübnan ve Suriye topraklarına saldırmayı adet edindi. Ancak ne var ki Ortadoğu bölgesinin Arap kesimi Amerika’nın Şairat hava üssüne saldırmasının ardından adeta büyük bir infilaka imza atmak için bir kıvılcım bekleyen barut fıçısına dönüştü. Kuşkusuz bu patlamanın esas kurbanları Araplar ve Müslümanlar olacağı gibi bu kesimin gelecek kuşaklarının güvenliği ve istikrarı da tehlikeye girecek ve gelecek kuşaklar kan, yoksulluk ve açlıktan başını kaldıramayacaktır.

Bugün İslam dünyasına tecavüz ve düşmanlık gütme cephesinde yer alanlarla bu cephenin karşısında duran kesimleri birbirinden ayırma zamanı gelmiştir. Nitekim Batı’nın Irak ve Libya ve Yemen topraklarına saldırdığı günde olduğu gibi bugün yine saldırıya uğrayan Suriye milletinin yanında yer almak gerekir.

Peki ama Amerika Başkanı Donald Trump neden Suriye’ye saldırma yönünde talimat verdi, dersiniz? Aslında Trump’ın neden Suriye’ye saldırılması yönünde talimat verdiğini aydınlatan bir çok neden açıkça ortadadır. Bu işaretler aynı zamanda Amerika’nın şimdilik bu saldırı ile yetindiğini da ortaya koymaktadır.

Image Caption

İranlı uzman Sadık Kurbani bu saldırı hakkında şu değerlendirmede bulunuyor:

Amerikan savaş gemileri Suriye’nin Şairat hava üssüne onlarca füze fırlattı. Peki ama Amerika neden bunu yaptı? Acaba bu saldırılar aynı şekilde devam edecek mi? bu soruların cevabı için bazı işaretler bulunuyor.

Birincisi, Han Şeyhun’da düzenlenen şaibeli kimyasal saldırı Amerika’nın iç arenasında gerginlikler doruğa ulaştığı ve Başkan Trump’ın Rusya ile ilişkileri mercek altına alındığı bir sırada gerçekleşti. Amerikan kongresinin bir üyesinin açıkladığına göre bu ilişkinin araştırılması devam ettiği takdirde hatta Trump’ın yakınlarından bazılarının gözaltına alınması da muhtemeldir. Gerçi Trump Amerika’da ve uluslararası çevrelerde Putin’in  kuklası olarak biliniyor ve bu yüzden kendisini Rusya’dan bağımsız ve ABD çıkarlarını düşünen bir lider gibi gösterebilmek için çok ses getirecek bir harekete ihtiyacı bulunuyordu.

İkinci nokta, Donald Trump işbaşına geldiği günün üzerinden üç ay geçtiği bir sırada Trump’ın önerdiği hemen hemen tüm planları suya düştü. Göçmenlerin ABD’ye giriş yasağı, Obamacare sağlık sigortası kanununun feshedilmesi ve yerine Trump’ın gözetlediği bir sağlık sigortasının getirilmesi ve vergi reformu yasa tasarısı gibi Trump’ın bir çok önerisi duvara tosladı. Ancak beklendiği gibi Trump’ın düzenlediği askeri bir operasyon ilk kez demokrat senatörleri Trump’a destek vermeye yöneltti.

Öte yandan Trump’ın kamuoyunda desteği anketlere göre en düşük seviyeye gerilemiş ve bu yüzden Amerikan tarihinde beyaz saraya giren en sevilmeyen Başkan ünvanını kazanmıştı. Aslında Donald Trump Amerika’da ani ve sınırlı bir askeri operasyonla kaybeden imajını düzeltmeye ve Amerikan kamuoyunun desteğini arkasına almaya çalışan ilk Başkan da değildir.

Amerika’nın yeni muhafazakar kesimine bağlı medyanın raporlarına göre Donald Trump, Obama’dan daha farklı bir politika izleme sözü vermişken, korsan İsrail’e yakın lobilerin baskısı altında en azından dış politika alanında bir değişiklik yaratması gerekiyordu.

Image Caption

Her halükarda Trump’ın Suriye topraklarına saldırması siyonist lobilerce büyük ilgi ile karşılaştı. Fakat bazı karineler Trump’ın Suriye’ye karşı askeri operasyon seçeneğini en azından şimdilik sürdürmek istemediğin gösteriyor.

İlkin, gerçi askeri operasyon geçici de olsa Trump’tan güçlü bir imaj yaratabilir, ancak Trump savaş karşıtı sloganlar atarak başkanlık seçimlerini kazanan bir liderdir ve bu yüzden uzun süreli ve muhtemelen yıpratıcı bir savaşa girmesi hiç kuşkusuz imajını zedeleyecek ve halk arasında desteğini yok edecektir.

İkincisi, Pentagon yetkilileri saldırıdan bir kaç saat önce Şairat hava üssünün vurulacağı konusunda Rusya yönetiminin bilgilendirmişti. Rusya da bu saldırıdan Şam yönetimini haberdar etti. Bu yüzden Suriye yönetimi üsteki önemli askeri teçhizatını başka yerlere taşıyarak hasarın artmasını önledi. Trump’ın Putin’i saldırı hakkında bilgilendirmesi, Rusya ile Suriye’de doğrudan çatışmaya girmekten korktuğunu ortaya koydu.

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson da saldırıdan önce ve sonra Suriye’de siyasi çözüm yolu bulma zaruretinden söz etti. Pentagon’dan bir yetkili de saldırının Amerika’nın Suriye’ye yönelik politikası değiştiği anlamına gelmediğini açıkladı.

Gerçi Amerika’nın tüm müttefikleri söz konusu askeri saldırıyı destekledi, fakat Türkiye ve Arabistan dışındaki tüm müttefikleri bu saldırıya geçici ve güdümlü bir adım olarak destek verdiklerini, fakat Suriye krizinin askeri çözümü olmadığına inandıklarını belirtti.

Aslında Amerika ve müttefiklerinin Irak, Afganistan ve Libya gibi ülkelere dayattıkları savaş ve yıkım yüzünden uluslararası camia şimdilik Suriye’ye karşı geniş çaplı askeri operasyonu asla tasvip etmiyor.

Öte yandan Amerika’nın iç durumuna ve Amerikalı yetkililerin açıklamalarına ve olayla ilgili yayımlanan bilgilere bakıldığında, saldırının sırf prestij kazanma ve iç arenada destekleri arttırma ve Rusya’dan bağımsız hareket edildiğini telkin etme yönünde gerçekleştiği ve şimdilik de bu saldırı ile yetinileceği anlaşılıyor.

Amerika’nın Suriye’de Şairat hava üssüne 59 Tom Hawk füzesi ile saldırısı, Başkan Donald Trump daha önce Han Şeyhun bölgesinde düzenlenen kimyasal saldırı yüzünden Suriye’ye askeri operasyon düzenlemeyi incelediğini açıkladı bir sırada gerçekleşti.

İranlı uzman Feridun Meclisi ise saldırıyı şöyle değerlendirdi:

Bu saldırı ele alınırken en başta Amerika’nın Suriye’ye saldırısının asla yasal ve haklı olmadığı belirtilmelidir, zira Amerika’nın yeni yönetimi bir kaç gün önce İdlib’in Han Şeyhun bölgesinde düzenlenen kimyasal saldırının failleri belirlenmeden bu saldırıyı gerçekleştirmişti. Bu hadisede dikkat çeken önemli nokta, İdlib’deki kimyasal saldırı hakkında yürütülen geniş çaplı kampanya ve Şairat hava üssüne saldırının da bu kampanya ekseninde yapılmasıdır. Oysa Saddam’ın İran’a dayattığı savaş yıllarında Han Şeyhun saldırısından daha ağır ve facia boyutunda kimyasal saldırılar İran’a karşı düzenlendi, ama Batı bu saldırıları görmezden geldi ve İran yönetimi yıllarca saldırının Saddam tarafından düzenlendiğini ispat edemedi. Bu durum Trump yönetimi Suriye’ye yönelik iddialarına itibar kazandırmak için bir mazeret peşinde olduğunu ve Han Şeyhun’daki kimyasal saldırı Trump yönetimine Suriye’den başlayarak bölgeye yönelik tek yanlı uygulamalarını başlatmak üzere gereken bahaneyi oluşturduğunu ortaya koyuyor.

Image Caption

Amerika’nın Suriye’ye yaptığı illegal saldırıyı haklı göstermek için yürüttüğü kampanyadan dikkat çeken bir başka nokta, Trump yönetiminin bir kaç kimyasal saldırıdan sonra bu saldırıyı yapmak zorunda kaldığı telkin edilmesidir. Oysa 2013 yılında ve Amerika ve bazı müttefikleri ilk kez Beşar Esad yönetimini kimyasal saldırı ile suçlandığında, BM temsilcileri olayı araştırdı ve saldırının selefi ve tekfirci güçlerce ve Irak’ta geriye kalan kimyasal silahlarla yapıldığını ve daha sonraki saldırılarda da selefi tekfircilerin benzer kimyasal silahları kullandığını ispat etmişti. Bu yüzden ve bu maziye bakarak Han Şeyhun saldırısında da saldırının Beşar Esad yönetimi tarafından yapılıp yapılmadığı araştırılması gerekiyordu.

Aslında mevcut şartlarda ve Suriye yönetimi iç savaşta daha üstün konumda olduğu ve Astana ve Cenevre müzakerelerine de elindeki güçlü kozlarla katıldığı bir sırada Şam yönetiminin kendi bacağına sıkması asla makul olmadığı da açıkça ortadadır. Çünkü gerekli araştırmalar yapılıp Beşar Esad yönetiminin İdlib’deki kimyasal saldırının sorumlusu ortaya çıktığı takdirde Şam’da hiç kimse bu durumu savunamayacağı ve ayrıca karşı tarafın elinde büyük bir bahane olacağı kesindir ve bu yüzden Suriye ordusu üstün konumdayken, Beşar Esad’ın böyle bir riske girmeyi kabul edeceği asla muhtemel ve mantıklı değildir.

Öte yandan Suriye’nin Han Şeyhun’daki kimyasal saldırıda Şam yönetiminin eli bulunduğu iddiası ispat edildiği takdirde Beşar Esad en başta Rusya yönetiminin sert tepkisi ile karşılaşacağı da kesindir. Örneğin Rusya yönetimi Şam yönetiminin onayı ile daha önce Suriye’ye gönderdiği S-300 ve S-400 füze savunma sistemleri ile düşman ülkelerin savaş uçaklarının Suriye hava sahasında uçmalarına yasak uygulasın. Bu uygulama ise hiç kuşkusuz daha fazla tehlikelere ve daha fazla sivil kaybına yol açacağı kesindir.

Image Caption

Ancak bir başka durumda ve Suriye yönetiminin kimyasal saldırıda suçsuz olduğu ispat edildiği takdirde tarafların müzakere masasına oturarak meseleyi çözümlemeleri de muhtemeldir.

Her halükarda Amerika’nın Suriye topraklarına yönelik saldırılarının boyutu, bölgede topyekun bir savaşı tetikleyecek boyuta ulaşmayacağı anlaşılıyor. Gerçi bu uygulamanın bir süre Türkiye’nin Irak ve Suriye’de bu ülkelerin yasal yönetimlerinin izni olmaksızın kurduğu üslerine darbe vurulmasına sebebiyet verebileceği de muhtemeldir.

Son nokta ise, devletlerin bu tür şartlarla sabırlı hareket etmeleri ve mümkün mertebe kanlı bir savaşın patlak vermesini önlemeleri gerekir. İran yönetimi de diplomasi alanında gerekli akılcılığı sergileyerek kendine düşen paya göre ve milli çıkarları çerçevesinde bölgede çatışma tarafları arasında askeri yüzleşmeleri engellemelidir. Nitekim İran’ın bölgesel ve küresel düşmanları bu tür fırsatları İran ile hesaplaşma yönünde yararlanmaya çalışacağı ve İran’ı da bu krizin içine çekmek için gayret edecekleri kesindir.