ABD’nin Suriye’ye saldırmakta uzun vadeli hedefleri - 2
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i72844-abd’nin_suriye’ye_saldırmakta_uzun_vadeli_hedefleri_2
Geçen bölümde Amerika’nın geçtiğimiz günlerde Suriye’de Şairat hava üssüne düzenlediği füze saldırısı, krizzede Ortadoğu bölgesinin siyasi ve güvenlik eksenindeki gelişmelerinde yeni bir süreci başlatabileceğini ve Amerika’nın bu saldırıyı düzenlemesinin muhtemel nedenlerini anlattık ve Han Şeyhun’daki şaibeli kimyasal saldırının Amerika’ya füze saldırısına gerekçe yarattığını belirttik.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Haziran 03, 2017 08:43 Europe/Istanbul

Geçen bölümde Amerika’nın geçtiğimiz günlerde Suriye’de Şairat hava üssüne düzenlediği füze saldırısı, krizzede Ortadoğu bölgesinin siyasi ve güvenlik eksenindeki gelişmelerinde yeni bir süreci başlatabileceğini ve Amerika’nın bu saldırıyı düzenlemesinin muhtemel nedenlerini anlattık ve Han Şeyhun’daki şaibeli kimyasal saldırının Amerika’ya füze saldırısına gerekçe yarattığını belirttik.

Suriye’de Han Şeyhun kentinde yaşanan kimyasal olayı aynı zamanda Suriye krizine müdahil olan bölge içi ve bölge dışı aktörlerin  tepkilerini sınama açısından bir kriter şeklinde değerlendirmek mümkün.

İranlı uzman Emir Hüseyin Recebi Mimar ise şu değerlendirmede bulunuyor: Bu kez yine geçmişte yaşanan bir kaç kimyasal saldırı gibi her şey muğlaklığını sürdürüyor. Ancak Arap Batı ittifakına bağlı medya ordusu bu olayla ilgili hiç bir kanıt ve belge ortada yokken, haber bombardımanına başladı ve her zamanki yöntemleri ile Şam yönetimini bu hadiseden sorumlu tuttu.

Geçen bölümde en son El Nusra cephesi, Ahrarul Şam ve Eknafi Beytulmukaddes adındaki üç önemli terör örgütü Dera kentinin El Menşiye semti başta olmak üzere bu kenti işgal etmek için bir operasyon düzenlediklerini, fakat Suriye ordusu bu saldırıyı geri püskürttüğünü anlattık. Şimdi sohbetimize bu operasyonla ilgili kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz.

Üç terör örgütünün operasyonu ile ilgili mevcut bilgiler, bu teröristlerin kullandıkları silahların Ürdün’ün Ramsa kentinin yakınında bir köyden Sed karayoluna getirildiğini ve oradan da Dera ve Tafas’ın doğusunda Nasib köyüne sevkedildiğini gösteriyor. Bu iki köy, tekfirci teröristlerin Suriye ordusunun Dera’nın El Menşiye semtindeki mevzilerine saldırılarını başlattıkları iki noktadır.

Image Caption

Peki ama, Dera’nın El Menşiye semti neden önem arz ediyor?

Birincisi, El Menşiye semti, Dera kentinin güneybatısında bu kente giriş kapısı sayılıyor ve teröristlerin bu semte musallat olması durumunda, Suriye ordusunun kontrolü altında bulunan tüm mahalleleri füze ve roketlerle hedef alma rampası olacaktır.

İkincisi, El Menşiye semti, Dera kentinin Deral El Mahta ve Dera El Beled mahalleleri arasında uzanan Zeydi vadisine ve yine Suriye’nin Dera El Beled ile Ürdün’ün Ramsa kentini birleştiren karayoluna musallat olmasından ötürü stratejik önem arz eden bir bölgedir. Ramsa kenti Ürdün ve Suriye’nin ortak sınırından üç km uzaklıktadır.

Üçüncü nedene gelince, tekfirci teröristlerin El Menşiye semtini ele geçirmek için düzenledikleri tüm saldırıların geri püskürtülmesi bu semtin önemini arttırmıştır, öyle ki Suriye ordusu sadece son iki yılda beş kez tekfirci teröristlerin bu semti ele geçirmek için düzenledikleri geniş çaplı saldırıları geri püskürtmüştür. Bu saldırıların ilki 2015 yılında ve Güney fırtınası adlı bir operasyon çerçevesinde başlatıldı ve operasyonu Amerika, Fransa ve Ürdün şer ekseni El Mok odasından yönetti ve son operasyon da geçen bölümde anlatıldığı üzere 12 Şubat 2017 tarihinde “El mot vela El mezle”  adı altında düzenlendi ki bu operasyonda da tekfirci teröristler çok ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldı.

Öte yandan Suriye’de askeri sahada yaşanan son gelişmeler Ürdün, Suud rejimi ve siyonist rejim İsrail’in ABD’nin gözetiminde Suriye’nin güneyinde sözde tampon bölge oluşturma girişimleri yönündeki siyasi hareketlilikleri ile beraber oluyor. Haber kaynakları  Suriye’nin güneyinde tampon bölge oluşturma planını Ürdün kralı ikinci Abdullah ve siyonist rejim Başbakanı Benyamin Netanyahu Amerika’ya yaptıkları son ziyaretlerinde ve yeni Başkan Donald Trump ile görüşmelerinde gündeme getirdiklerini belirtiyor. Trump seçim kampanyaları sırasında kendince terör örgütlerinin hamilerine Suriye’de güvenli bölge kurma sözü vermişti, gerçi Fars körfezi kıyılarında yer alan irticai Arap rejimlerinden de bu projenin mali bedelini karşılamalarını istemeyi de ihmal etmedi.

Korsan İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu da Suriye’nin güneyinde tampon bölge oluşturulması yönünde çaba sarf ettiğini açıklamıştı. Siyonist gazete Haaretz, Netanyahu’nun bu projeden amacı, bölgede İran ve Lübnan Hizbullah hareketlerinin kendilerine bir yer edinmelerini engellemek olduğunu yazdı.

Öte yandan Suriye’nin güneyinde ABD gözetiminde tampon bölge oluşturma yönündeki çabalarla ilgili haberleri, geçtiğimiz günlerde Amerikan ordusuna ait zırhlı araçların Ürdün ve Suriye sınırından geçerek Mefrak bölgesine girdikleri ile ilgili haberler takviye etmeye başladı. Mefrak bölgesi Dera kentinin karşısında yer alıyor. Bu arada Ürdün ve Amerika’nın özel kuvvetleri Suriye sınırının çeşitli bölgelerinde konuşlandığı haberleri de tampon bölge oluşturma projesinin ihtimalini güçlendirmeye başladı.

Image Caption

Suriye’de Han Şeyhun kentinde yaşanan kimyasal olayı aynı zamanda Suriye krizine müdahil olan bölge içi ve bölge dışı aktörlerin  tepkilerini sınama açısından bir kriter şeklinde değerlendirmek mümkün. Bu kez yine geçmişte yaşanan bir kaç kimyasal saldırı gibi her şey muğlaklığını sürdürüyor. Ancak Arap Batı ittifakına bağlı medya ordusu bu olayla ilgili hiç bir kanıt ve belge ortada yokken, haber bombardımanına başladı ve her zamanki yöntemleri ile Şam yönetimini bu hadiseden sorumlu tuttu. Ancak eğer bu hadisenin zamanlamasına biraz daha dikkatle bakacak olursak, medyada yürütülen kampanyanın hedef ve sonuçları daha iyi anlaşılır.

2013 yılında ve Şam’ın Doğu Gutta bölgesinde düzenlenen ilk kimyasal saldırının ardından Rusya’nın yaptığı arabuluculuğun ardından Suriye yönetimi, korsan İsrail’e karşı caydırıcı bir etken olarak tuttuğu tüm kimyasal silahlarını BM denetçilerine teslim etti. Gerçi bu gelişme Amerikalıların gözetimi altında cereyan etti, ama buna karşın Washington yönetimi Suriye krizinin değişen şartlarına göre arada bir Şam’ın kimyasal silahı bulunduğu iddiasını ortaya atmaktan da çekinmedi. Söz konusu kimyasal saldırının iç, bölgesel ve bölge dışı olmak üzere üç önemli hadise ile hemen hemen eşzamanlı gerçekleşmesi ise dikkatlerden kaçmadı.

Suriye krizinin iç arenasında ve askeri sahada cari yılın başlarından itibaren El Nusra terör örgütünün elebaşılığında ve sözde ılımlı silahlı muhaliflerin işbirliği ile Hama bölgesinde geniş çaplı bir operasyon başlatıldı. Saldırı ilk başta çok ağırdı ve teröristler ve silahlı muhalifler biraz ilerleme de kaydetti, ancak Suriye ordusu ve müttefikleri teröristleri geri püskürtmeyi ve mevzilerini pekiştirerek teröristlere yönelik karşı atağa hazırlanmayı başardı. Gerçekte bu saldırı silahlı muhaliflerce başlatıldığından Suriye ordusunun karşılık verme hakkı saklıydı. Bu savaşta da üstün taraf, Halep operasyonunda olduğu gibi Suriye ordusu ve direniş güçleriydi, gerçi muhaliflere bağlı medya organları büyük bir propaganda savaşı başlattı ve Şam’ın doğusunda düzenlenen bir saldırının üzerinde odaklanarak  başkentin tehlikeye girdiğini telkin etmeye çalıştı, fakat sonuçta Suriye ordusu muhaliflerin saldırısını geri püskürterek ilerlemeye başladı.

Image Caption

Bölgesel arenada, Ürdün’de düzenlenen Arap birliği konferansı hiç bir belli getirisi olmadan ve Arap liderlerin birbirine karşı soğuk davranışları ile sona erdi. Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’nin Katar emirinin konuşması sırasında salonu terk etmesi ise sözde Arap ülkelerinin tek sesi olması ve siyonist rejimle mücadelenin temel kalesi ve Kudüs’ü özgürlüğüne kavuşturan kurum olması gereken Arap birliğinde kopukluğun ve gerilimin doruk noktasını gözler önüne serdi. Nitekim bu yüzden bu zirve de Suriye krizi konusunda hiç bir sonuca ulaşamadı veya önemli bir uygulamada bulunamadı. Ancak uluslararası arenada cereyan eden gelişmeler başta Suriye’de yasal yönetime muhalefet eden akımın baş hamisi olan Arabistan olmak üzere Fars körfezi kıyılarında yer alan Arap emirlikleri herkesten daha çok kaygılandırıyordu.

Böylece Suriye’nin Han Şeyhun bölgesine düzenlenen şaibeli kimyasal saldırıdan sadece bir kaç gün önce Amerikalı bazı üst düzey yetkililer açıkça Beşar Esad’ın kaderini Suriye milleti belirleyeceğini ve Amerika bu konuya müdahale etmek istemediğini söylemeye başladı. Bu açıklamalar Suriye’de teröristlerin hamilerine soğuk düş etkisi yaptı, çünkü bu zümre Amerika’nın yeni cumhuriyetçi yönetimi Suriye krizine Beşar Esad’ın iktidardan uzlaştırılması ile sonuçlanacak şekilde müdahale etmesini umuyordu. Fakat şimdi teröristlerin hamilerinin planlarının önemli bir bölümü çıkmaza sürüklenmiş ve Donald Trump üzerinde yaptıkları yatırımları boşa çıkmıştı.

Ancak tam bu şartlarda Suriye’nin Han Şeyhun kentinde hakkında hiç bir uluslararası araştırma bile yapılmayan şaibeli bir kimyasal saldırı gerçekleşti. Bu gelişme sözü edilen her üç eksende Arap Batı ittifakının lehine bazı gelişmelere yol açabilirdi. Askeri sahada Han Şeyhun’da düzenlenen kimyasal saldırı ve akabindeki medya kampanyaları ve provakatif yayınlar ve bomba haberler, Suriye ordusunun teröristlere karşı zaferlerini arka plana itmeye başladı ve bunun karşısında silahlı muhaliflerin eline Şam yönetimini suçlamak ve Suriye ordusunu karalamak ve kaybettikleri morali yeniden inşa etmek için iyi bir fırsat geçti.

Bölgesel açıdan da bu hadise Suriye yönetiminin müttefiki olan veya gönülden destek veren ülkeleri inzivaya sürükledi ve bu ülkelerin bu cinayete ortak oldukları ve hesap vermeleri gerektiği gibi bir hava yaratıldı. Bu hadise Şam yönetimine desteğin bedelini söz konusu ülkeler için arttırmakla beraber uluslararası camiada imajlarını da zedeliyordu. Geri bu senaryo askeri sahadaki dengeleri Şam yönetiminin zararına değiştiremezdi, ama yine de insan hakları bakımından olumsuz etki yapabilirdi. Ve sonuçta uluslararası açıdan Suriye’de teröristlerin hamisi olan ülkelerin nihai amacına yani Amerika’yı Suriye’deki iç savaşa bulaştırma hedefine yaklaştıracaktı.

Suriye’ye yönelik açıklamaları ve Rusya ile yakınlığı yüzünden iç ve dış baskıların altında bulunan Amerika’nın yeni Başkanı Donald Trump ise Han Şeyhun kimyasal saldırısını bir taşla iki kuş vurma noktasında uygun bir fırsat olarak buldu, böylece bir yandan kendisine yönelik baskıları hafifletecek ve öbür yandan da Amerika’nın Suriye topraklarında belli hedeflere yönelik askeri operasyon yapabilecek askeri güce sahip olduğunu ispat edebilecekti. Nitekim Suriye’nin Humus eyaletindeki Şairat hava üssüne düzenlenen füze saldırını da bu çerçeve değerlendirmek gerekir.