Arabistan’ın İran’ı temelsiz suçlama hedefleri – 1
Bir çok siyasi gözlemci, Arabistan veliaht halefi ve savunma bakanı Muhammed bin Salman’ı Al-ı Suud hanedanında nam peşinde koşan ve güce susamış yeni nesil prenslerinden olduğu kanaatinde.
Nitekim bir süreden beri lafazanlıklarla İran’a karşı güç gösterisi yaparak sözde bölgenin güvenliği ve işbirliğinden söz ediyor, fakat iddia ettikleri ile Riyad’ın siyasetleri tamamen çelişmekte.
Şimdi akla bir soru geliyor: neden kırmızı çizgileri aşarak İran’a tehditler savuruyor? Azaba bölgenin siyasi dengelerinde bir değişiklik mi olmuş yoksa Muhammed bin Salman sürekli krizlerle çalkalanan Al-ı Suud hanedanındaki konumunu korumak için son kozlarını mı oynuyor? Bu sorular bir çok yorumcu ve uzmanın gündeminde yer almıştır.Bizler de iki bölümlük sohbetimizde bu sorulara cevap bulmaya çalışacağız. Sizleri programımızın birinci bölümünü dinlemeye davet ediyoruz.
Arabistan yetkilileri 3 yıl önce Mina faciası ve en az 7 bin hacının Al-ı Suud hanedanın kifayetsizliği nedeni ile feci bir şekilde ölümü ardından saldırgan davranışlarda bulunarak, sorumluluk içinde kendi zaafları ve tedbirsizliklerini karşılamak yerine gündem saptırarak konuyu unutturmaya çalışarak, aynı zamanda da saldırgan tutumla İran’ı Arap ülkelerin içişlerine müdahale etmekle suçluyor.
Aslında sorulması gereken soru ise şu, eğer Arabistan iyi komşuluk ilkelerine inanıyorsa öyle ise neden Siyonist rejim ile işbirliği yapıyor ve Suriye ile Irak ve Yemen’e müdahale ederek bölgeyi kaosa sürüklüyor?Biraz geriye dönerek, 11 eylül 2001 olayları ardından yaşanan olayları gözden geçirdiğimizde, Arabistan çok sessiz ve sinsice, bölgede tasarlanmış terörizm akımının bir parçası olmuştur. Zira tam da Amerika’nın el-Kaide’ye karşı Afganistan’a girdiği zaman, Usame bin Ladin gibi bu olayın perde arkasında olan el-Kaide elebaşları, Arabistan ile ilişki içindeydiler. Fakat İslam dünyası terörizm ile suçlanıyordu. Şimdi Arabistan yaklaşık 10 yılın ardından ve Amerika’nın bölgedeki maceracılıkları ve kendi gözünde terörizme destek veren ülkelere karşı sözde önleyici hareketlerde bulunduğu bir dönemde ise Suudi Arabistan yeni bir akıma girerek içinde gizlendiği kabuktan çıkıp Yemen’e karşı askeri saldırı siyasetini izliyor.
Bu hareket tam da 11 eylül raporunun yayınlandığı bir ortamda gerçekleşti. 11 Eylül raporunda uçakları kaçırma ve New York ticaret merkezi ikiz kulelere çarpma planını tasarlayan 19 kişiden 15’inin Arabistan uyruklu olduğu belirtiliyordu. Fakat raporun bu bölümü Beyaz Saray tarafından gizli tutuldu. Raporun alenileşmesi ile birlikte Arabistan’ın neden el-Kaide ve IŞİD teröristlerine destek verdiği sorusu gündeme geldi. Acaba neden Arabistan Yemen’e saldırdı ve neden Bahreyn, Suriye ve Irak’a sulta kurmak istiyor?
Arabistan’ın Yemen’de on binlerce kadın, çocuk ve sivili katliamdan geçirme hedefi, sözde barışçıl yollardan Yemen’de müstafi ve firari cumhurbaşkanı Mansur Hadi’yi tekrar iktidar yapmak şeklinde açıklanıyor. Arabistan Yemen ile savaşmaya pek meyilli olmadığını ve siyasi bir çözüm yolu bulmaya çalıştığını iddia ediyor, fakat Yemen’i adeta bir viraneye ve yanmış topraklara çevirdi; adeta Siyonist rejimin Gazze uygulamaları gibi Yemen’in stratejik limanlarını denizden ablukaya aldı.
Müstebit Arap ülkeleri arasında, Suudi Arabistan’ın tüm siyasetlerinin güvenlik karşıtı olduğu, inkar edilmez bir gerçektir. Hasta ruhlu Arabistan devlet adamları kendi hata ve zaaflarını örtbas etmek için sürekli daha fazla hata işliyorlar. Bu hatalar askeri boyutlardan muhalefet ve siyasi aktivistlerin bastırılmasına, sağlıksız ekonomik rekabetlerden petrol piyasasındaki istikrarı bozmak ve OPEC anlaşmaları ayaklar altına almak kadar ilerlemiştir.
Bu süreç şimdi de tehdit içeren lafazanlıklar ve savaşı İran sınırları içine sürüklettirme tehditleri savurmakla yeni bir boyut kazanmıştır. Bu sürecin devam etmesindeki ısrarın bir çok sebebi olabilir. Bu sebeplerden biri ise Arabistan’ı iç ve dış arenada ciddi ekonomi, siyasi ve güvenlik sorunları ile karşı karşıya getiren hırslı politikalarıdır. Aslında Arabistan stratejik hataları nedeni ile bir çok hasara uğramıştır. Bu yüzden Riyad yöneticilerinin asık sorunu kendi konumlarının sarsılmakta olduğunu görmesidir. Arabistan hatta Türkiye’nin de aralarında olan bazı bölge ülkeleri liderlerini İran’ı suçlamaya bile teşvik etti. Fakat Türkiye de bölgede kaos oluşturan siyasetlerin bir diğer kaybeden tarafıdır.
Böylece Arabistan Müslüman ülkeler arasında tefrika oluşturdu; bu da Muhammed bin Salman liderliğindeki Al-ı Suud yöneticilerinin yeni kuşağının ilk getirileridir. Bu siyasetler ve çalışmalar, onun bölgede jeopolitik amaçları ve vahabicilik ideolojisi ile harmanlanan kendi sultacı hedefleri peşinde olduğunu açıkça gösteriyor. Tüm bunlar Al-ı Suud hanedanının kibirli hedeflerine ulaşma faaliyetleri anlamındadır ki yeni nesil yöneticiler tarafından İslam dünyasına sulta kurma doğrultusunda tedvin edilmiştir.Bu akım birkaç yıldan beri dikkat çekici bir şekilde gelişerek, Libya, Nijerya, Somali, Afganistan, Irak ve Suriye’de Bokoharam, el-Kaide, IŞİD ve el-Şebab gibi radikal grupların oluşmasıyla sonuçlandı. Fakat tüm bu grupların kaynağı ise Arabistan’da tekfirci gruplar tarafından tahrif edilen düşüncelerin yayılmasıdır.Aslında Ortadoğu, bölgeyi savaş ve krize sürükleyen, terörizmi yayan ve bölge ekonomisine sorun oluşturan bir Arabistan ile karşı karşıyadır.
Fakat Suudi Arabistan’ın aynı zamanda bölgede izlediği bir diğer hedef ise ıraksama siyasetini güçlendirmektir ki Amerika ve Siyonist rejim tarafından bölgede yoğun ve ciddi bir şekilde izlenmekte. Tabi ki İran da Arabistan’ın saldırgan siyasetlerinin asıl hedefi sayılıyor.Bu bağlamda Arabistan Amerika’nın bölgedeki askeri varlığını güçlendirme ortamını oluşturarak, Washington’un askeri gücü desteğinde, bölgenin istikrar ve güvenliğinin korunmasında etkin olan İran’ın savunma iktidarına sorun oluşturmaya çalışıyor. Bu konu ise Arabistan’ın İran karşıtı tutumunun sebeplerinde önemli bir konudur zira İran bölgede güvenliğin ecnebi ve bölge dışı güçler olmaksızın sağlanmasını istiyor fakat Arabistan da bizzat bu konuya muhalefet ediyor. Bu konuyu bir sonraki sohbetimizde ele alarak kaldığımız yerden devam edeceğiz./