İşgalci rejimin Filistin milletine yönelik 69 yıllık cinayetleri - 3
Bugünkü sohbetimizde korsan İsrail’in cinayetlerinden, işgal altındaki Filistin topraklarında siyonist yerleşke inşaatından söz etmek istiyoruz.
Gerçekte siyonist rejimin şom varlığı iki temele dayanır. Bunlardan biri Filistin topraklarını işgal etmek ve diğeri Yahudileri işgal edilen topraklara göç ettirmektir.
İsrail şom varlığını ilan etmek için en başta toprağa ihtiyacı vardır. Buna göre 1897 yılında düzenlenen birinci küresel siyonizm kongresinde toprak satın alınması ve Yahudilerin satın alınan topraklara göç ettirilmeleri gündeme geldi. Bu sürecin bir başka sonucu, işgal altındaki topraklarda yaşayan Arapların zorla göç ettirilmesiydi. Böylece İsrail’in şom kuruluşu ilkin toprak alımı ile başladı. Bu alımın ardından Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden Yahudilerin işgal altındaki Filistin topraklarına göç süreci başladı, bu süreç aynı zamanda Arapların zorunlu göçünü tetikledi.
Ancak bu süreçte önemli olan nokta, toprak alımının sadece sürecin ilk başlarında gerçekleşmesiydi ve daha sonra bu süreç Filistinlileri topraklarını satmaya zorlamak ve ardından da işgal ve gasp etmekle devam etti ve en son savaş yoluyla toprakları ele geçirme süreci ile noktalandı. Bu değişimin sonucunda Araplar zorla göç ettirildi veya sürgün edildi ve her halükarda yerleri değiştirildi, ki bu sürece de Yahudileştirme adı verildi.
Öte yandan bu stratejinin doğurduğu en önemli sonuçlarından biri, zorunlu göçe karşı direnen işgal altındaki toprakların esas sakinleri ya siyonist çetelerin infaz takımlarınca katledilmeleri veya çatışma sonucu öldürülmeleri veya yaralanmaları veya mülteci durumuna düşürülmeleriydi. Bugün bu politikaların sonucunda en az 5 milyon Filistinlinin mülteci durumuna düştüğü ifade ediliyor.
Aslında bu sürecin ve bu stratejinin esas sonucu işgal altındaki Filistin’de nüfus yapısının siyonistlerin lehine değişmesiydi, ki bu da gerçekte eli kanlı siyonistlerin en önemli amacıydı.
Bu süreçte bir başka nokta, korsan İsrail’in işgal ettiği toprakları genişletmekte hiç bir sınır tanımamasıdır. Biraz önce sözü edilen yöntemlerden başka siyonistler inşa ettikleri yerleşkelerin arasında kalan Filistinli bölgeleri de kuşatarak bu bölgeleri işgal ettikleri topraklara ilhak ediyor ve içinde yaşayan Arapları ihraç ederek göçmen Yahudileri onların yerine yerleştiriyor.
Siyonist rejim Doğu Beytulmukaddes’te çok sayıda siyonist yerleşke inşa ederek Filistinlilerin Beytulmukaddes’e ulaşma yolunu kesmeye ve bu kutsal İslamî kenti tamamen Yahudileştirmeye çalışıyor. Siyonistler gerçekte bu yoldan sözde Büyük Kudüs projelerini hayata geçirmeye çalışıyor. Bu projeye göre Batı şeriada inşa edilen yerleşkelerin Doğu Kudüs’te inşa edilen yerleşkelerle birleşmesi ve bir milyon Yahudinin Doğu Kudüs’e yerleştirilmesi öngörülüyor.
Gerçekte katil rejimin işgal altındaki topraklarda işgalci huyu hatta bu şom rejimin başkentini Tel aviv’den Beytulmukaddes’e taşıma projesini Amerika ve bazı AB ülkelerinin himayeleri ile hayata geçirecek kadar şiddetlendiği anlaşılıyor.
İşgal altındaki Filistin topraklarında yerleşke inşaatı korsan İsrail için büyük önem arz ediyor. Nitekim uluslararası camianın bu rejime yönelik baskılarını arttırma sebebi olmasına karşın yerleşke inşaatını durdurmayı kabul etmedi. Hatta işgal altındaki Filistin’de yerleşke inşaatı korsan İsrail kabinesi ile ABD yönetimi ve özellikle eski Başkan Obama ile ciddi anlaşmazlıklara yol açtı, fakat telavivi yine yerleşke inşaatını durdurmaya yanaşmadı. Bu arada İsrail’in Batılı müttefikleri yerleşke inşaatı Araplarla İsrail arasında barış olması yolunda en büyük engel olduğuna inanıyor.
Aslında katil rejimin hatta BM güvenlik konseyinde bu rejimi kınayan kararname onaylanmasına yol açan yerleşke inşaatı yüzünden uygulanan baskılara karşı direnmesinin sebebi, yerleşke inşaatının işgal altındaki topraklarda Yahudileştirme ve Arapları ihraç etme sonuçlarını beraberinde getirmesidir. Bu durum hiç kuşkusuz işgal altındaki toprakların kültürel ve dini yapısı ve kimliğinin değiştirilmesine ve bu topraklarda siyonistlerin milli kimliğinin oluşmasına yol açıyor.
Yerleşke inşaatının korsan İsrail için önem arz etmesinin en stratejik sebeplerinden biri, bu rejimin bir yandan Ortadoğu bölgesinde ecnebi bir varlık olması ve öte yandan işgal ettiği toprakların kısıtlı ve Arap ülkelerince çevrilmiş olması ve sonuçta bölgede stratejik derinliğinin bulunmamasından acı çekmesidir. Gerçekte stratejik derinliğin yokluğu, siyonist rejimin karşı karşıya bulunduğu en önemli güvenlik sorunlarından biridir. bu yüzden yerleşke inşaatı İsrail’in güvenlik stratejilerinde stratejik derinliğin yokluğundan kaynaklanan olumsuzlukları hafifletmek için hayati önem arz ediyor.
Öte yandan yerleşke inşaatı için gerekli arsaların tespitinde su kaynakları, tarım arazileri, gıda maddeleri ihtiyacının karşılanması ve sanayi tesislerinin kurulması gibi bileşenler büyük önem arz ediyor. Zira tüm bunlar bir yandan siyonist yerleşkecilere istihdam alanları açıyor ve öbür yandan da Yahudileri işgal altındaki topraklara göç etmeye teşvik ediyor.
Jeopolitik ve uluslararası ilişkilerle ilgili tezlerde güç kaynaklarından biri olarak tanımlanan toprak yayılmacılığı, uluslararası hukuk konvansiyonlarında açık bir suç olarak tanımlanıyor. Kuşkusuz korsan İsrail’in işgal altındaki topraklarda yerleşke inşaatı ile birlikte izlediği toprak yayılmacılığı inkar edilemez bir cinayettir. İsrail’in yerleşke inşaatı işgalciliğin bariz örneği olmakla beraber, yerleşke inşaatı yüzünden işlenen suçlar da bir çok uluslararası konvansiyonun bariz ihlali sayılıyor.
Yerleşke inşaatı işgal altındaki Filistin topraklarında yaşayan Arap nüfusun ihraç edilmesine ve zorla göç ettirilmesine ve bir başka ifade ile Arap nüfusun silinmesine yol açıyor. 1949 yılında onaylanan 4. Cenevre konvansiyonunun 49. Maddesinin birinci bendinde işgal edilen topraklarda işgalci güçlerin işgal edilen topraklarda yaşayan insanları zorla bireysel veya toplu halde göç etmeye zorlaması veya ihraç etmesi sebebi ne olursa olsun, yasak olduğu belirtiliyor. Oysa yerleşke inşaatı işgal altındaki topraklarda Filistinlilerin azınlık konumuna düşmesine yol açtığı gibi, 5 milyon Filistinlinin de bu topraklarda veya başka ülkelerde mülteci durumuna düşmesine yol açtığı gözleniyor
Uluslararası ceza mahkemesi tüzüğünün 7 ve 8. Maddelerinde de bir bölgede yaşayan insanları zorla göç ettirmek veya ihraç etmenin beşeriyete karşı suç ve savaş suçu mısdakı şeklinde tanımlanıyor. İşgalci güç işgal ettiği topraklarda yaşayan insanları ihraç etmek veya zorla göç ettirmekten men edildiği gibi, kendi nüfusunu işgal edilen topraklara yerleştirmekten de men ediliyor. 4. Cenevre konvansiyonunun 49. Maddesi de bu konuda, işgalci rejimin kendi nüfusunun bir bölümünü işgal ettiği topraklara göç ettiremeyeceği veya yerleştiremeyeceği şeklinde bir yasak getiriyor. Oysa korsan İsrail Filistin topraklarını işgal ederek işgal ettiği topraklarda nüfus yapısını değiştiriyor ve bu toprakların Arap dokusunu yok ederek İbrani dokuya dönüştürüyor.
Avarelik, evsiz barksız kalmak, eli kanlı rejimin işgal altındaki topraklarda yerleşke inşa etmesinin sadece bir iki belirgin sonucudur. Oysa yerleşke inşaatının bazı gizli tesirleri de vardık ki buna da Filistin milletinin kültürü, dini, etnik yapısının yok edilmesi, Filistinli çocukların eğitim hakkından mahrum kalması, mülteci durumunda kötü beslenme ve türlü hastalıklarla karşılaşılması ve ayrıca iktisadi ve gelir kaynaklarının yok olması gibi etkileri örnek vermek mümkün.
İmdiye kadar BM güvenlik konseyi 446, 450, 465, 478 ve 2334 sayılı kararnameleri gibi bir çok kararnameyi BM genel kurulunun çıkardığı kararnamelere paralel olarak çıkardı ve İsrail’in yerleşke inşaatını kınayarak bu sürecin durdurulmasını istedi. Ancak bu rejim bu kararnameleri hiçe saymakla kalmadı, yerleşke inşaatını daha büyük bir ivme ile sürdürdü ve sürdürmeye de devam ediyor.