Arabistan’ın İran’ı temelsiz suçlama hedefleri – 2
Son günlerde Arabistan veliaht halefi ve savunma bakanı Muhammed bin Salman, haddini aşarak el-Arabiye TV kanalına verdiği küstahça demecinde İran’ın bölgede istikrarsızlığın sebebi olduğunu iddia ederek savaşı İran sınırları içine taşımak gerektiğini söyledi.
Amerika, bazı Arap yönetimleri ve Siyonist rejimin İran’a karşı bir koalisyon oluşturma konusu, son günlerde haber çevrelerinin gündeminde. Aynı zamanda Riyad’ın Trump tarafından oluşturulan kaos ortamını suiistimal edebileceğine dair haberler de duyuluyor. Bazı siyasi gözlemcilere göre Arabistan saldırgan siyaseti izleyerek kendi nüfuz alanını genişletebileceğini düşünüyor. Bu çevrelere göre Arabistan’ın bu hedeflere ulaşması için izlediği strateji 3 konu üzerine odaklanmıştır. Bölge ülkelerinin güvenlik kademelerine sızmak, Fars Körfezi’nde Amerika ve İngiltere için stratejik kilit üslerin masraflarını temin etmek ve bazı Arap ülkeleri ile askeri koalisyon kurmak ise söz konusu 3 temel konudur.
Bu stratejinin ana bölümü, Amerika ve ingiltere’nin yardımları ve direkt iştiraki ile Arabistan’ı bölgede güvenliğin korunması için ana bileşen olarak gündeme getirmektir. Stratejinin bir diğer bölümü ise İranofobi yöntemi ile İran askeri gücünü bir tehdit olarak göstermek ve bölge istikrar ve güvenliğinin İran tarafından tehdit edildiğini lanse etmektir. Suudilerin bu stratejiyi izlemekten hedefi, bölgede güç dengelerini Arabistan lehine değiştirmektir. Başka bir ifade ile Arabistan, bölge içi ve dışındaki süper güçlere dayanarak askeri anlaşmalar imzalamakla bölgeye sulta kuran askeri bir kutba dönüşmek istiyor.
Bu strateji aslında Amerika’nın temel hedeflerini de bölgede ilerletmekte. Üstelik Amerika bölgede güvenlik meselesini ticarete dökerek silah satışı ile kendine milyarlarca dolar gelir kaynağı üretmekte.Bu hedef doğrultusunda Amerika başkanı Trump Suudi Arabistan’ın İran’ı suçlama sürecini destekliyor. Trump da selefleri gibi bu bahane ile Amerika ekonomisini Arap şehyliklerin petro-dolarlarından beslemek istiyor ve diğer yandan da üzerindeki baskıların bir kısmını bölgede yeni güvenlik planlar çerçevesinde Arap ülkelere aktarmak niyetinde. Trump seçim konuşmalarında aralarında Arabistan’ın da bulunduğu Arap ülkelerin istedikleri güvenliğe karşı bedel ödemeleri gerektiğini söyledi. Bu konu da Trump açısından hedefin, yaşanan gelişmeleri ticarileştirmek olduğunu gösteriyor, bu hedef bölgenin güvenlik konusu dahi olsa bile.
Bu strateji belki hali hazırda İran’a karşı direkt bir tehdit sayılmayabilir fakat uzun vadede İran’ın çevresindeki güvenlik havzasını kışkırtan bir faktör olarak, üstelik Arabistan’ın tefrikacı rolü ile birlikte toplu güvenliğe karşı bir tehdit bileşenine dönüşebilir. Nitekim günümüzde Muhammed bin Salman kırmızı çizgileri aşarak, tehdit içerikli sözleri ile, saldırgan siyasetlerinde Amerika’nın desteği üzerine hesap açtığını gösteriyor.
Suudiler İran’a karşı çalışmalarını çok boyutlu hedeflerle çalıma programına almıştır. Bölge gelişmelerinde İran’ı tecrit etmek, İran ve komşu ülkeleri arasında ayrılık oluşturma ve bölge dışı ülkelerin askeri varlığı için fırsat oluşturmak, Arabistan dış siyasetlerinin başlıklarını oluşturuyor. Arabistan bu çalışmalar sayesinde İran’ı bölgede yayılmacı ve gerginlik yaratma siyaseti izlemekle suçluyor. Fakat tüm bu çalışmalar gerçeklerden kaçmak ve sahte olayların arkasında gizlenmekten ibarettir.Arabistan’ın bölge ülkelerinin güvenliği ve istikrarını sarsmak için terör örgütlerine desteği, vahabicilik ve tekfirci düşünceleri yaymaktaki rolü ise ifşa edilmiştir.
İşte bu gerçekler nedeni ile İran’ın BM temsilcisi Gulam Ali Hoşru, Arabistan savunma bakanı ve veliaht prensin halefi Muhammed bin Salman’ın İran karşıtı sözlerinin BM bildirgesi 2.maddenin 4.bendi uyarınca İran’a bir tehdit sayıldığını ve bu rejimin İran içinde terör ve şiddet olayları ile işbirliğinin itirafı olduğunu söyledi.Hoşru, BM genel sekreteri ve BMGK başkanına yazdığı mektupta, Arabistan’ın bölgede ve dünyada teröre ve radikalizme desteğini, Yemen halkına açıkça ve geniş çapta katliam ve kıtlığı dayatmasını durdurmak için baskı uygulamasını istedi.
Arabistan hali hazırda bizzat kendi başlattığı Yemen savaşı bataklığına saplanmış bulunuyor. Arabistan’ın Bahreyn’e askeri müdahalesi, Bahyren ve Arabistan’da baskı ve insan hakları rezaletinden başka bir getirisi olmamıştır. Arabistan yetkilileri bu eylemlerle bölgenin jeopolitik dengelerine karışabileceklerine inanıyorlardı. Suudiler fırkacı nefreti yaydılar, fakat kendileri de bizzat istikrarsızlığa sürüklendiler. Suudi yetkilileri bölgesel saflaşmalarla kendi çılgınca ve akılsızca girişimlerini barışın sağlanması ve terörizm ile mücadele ittifakı adı ile haklı göstermeye çalıştılar. Fakat pratikte savaş, yıkım ve masum insanları katliam tohumları ektiler.
Riyad hükümdarları içte de siyasi aktivistlerin bastırılması için demir yumruk siyasetini izlediler. Kifayetsiz Al-ı Suud rejiminin izlediği çılgın siyasetleri, ülkede seçkin Müslüman din alimi Şeyh Nemer’i idam etmek ve muhalefetin bastırılması ile devam ederken, onların tedbirsizliği sayesinde hac merasimi sırasında en az 7 bin hacı hayatını kaybetti. Bu durumda güç sevdalısı Al-ı Suud hanedanı gündem saptırmak ve İran’ı bölgede istikrarsızlık oluşturmakla suçlama sayesinde kendi mantıksız siyasetlerini meşrulaştırabileceğini sanıyor.
Suudiler bizzat oluşturduğu ortam ve yaşattıkları olayların tümünü İran’a mal etmeye çalışıyorlar. Tüm bu planlanmış girişim ve olaylar sonuçta Arabistan ve müttefiklerinin zararına mal olmuştur. Aslında bölgedeki Arap ülkelerin, istikrarsızlık ve kaos yaşadıkları, inkar edilmez bir gerçektir; bu da Arabistan’ın aşiretçi politikalarının ürünüdür. Bölgedeki gelişmeler Arabistan’ın belirli bir hedef izlediğini gösteriyor. Arabistan bu doğrultuda bölgede Fars Körfezi İşbirliği Konseyi’ni oluşturmak gibi hareketler çerçevesinde bölgeyi kutuplaştırmaya çalışıyor. Riyad’ın hali hazırdaki yöneticilerine göre eğer Trump yönetimi kendi aşırıcı tutumlarını devam ettirirse Arabistan da bölgede savaş çığırtkanlığı ve kaos oluşturma fırsatına sahip olacaktır. Fakat bu fırsat Arabistan için fazla sürmeyecektir.
Arabistan yetkililerinin bilmesi gereken ise İran savunma bakanı tuğgeneral Hüseyin Dehgan geçenlerde el-Minar TV kanalına verdiği demeçtedir. General Dehgan Arabistan yetkililerinin kibirlerinin, kendilerinin bile anlayamadıkları sözler sarf etmelerine sebep olduğunu, tüm yaptıklarının ise ancak Siyonist rejimi İran’a karşı kışkırtmak olduğunu söyledi. İran savunma bakanı eğer Arabistan’ın İran’a karşı aptalca bir harekette bulunursa Mekke ve Medine kentleri dışında bu ülkenin diğer bölgelerinin güvende olmayacağını da önemle vurguladı.Bu yüzden eğer İran’a karşı Arabistan tarafından akılsızca bir hareket gerçekleşirse, Arabistan bundan kurtulacak fırsat bile bulamayacaktır.
İran’ın kendi dış siyaset temel ilkeleri uyarınca Arabistan ile hiçbir düşmanlığı veya yapıcı olmayan bir rekabet içinde olmadığı, su götürmez bir gerçektir; fakat Arabistan özellikle de kral Abdullah’ın ölümü ardından İran ile ilişkilerinde gerginlik dolu bir döneme start vererek, bu gerginliğin çapını toplu güvenlik alanına kadar yaydılar. Bu davranışlar ve siyasetler, Arabistan’ın siyasi süreklilik; güvenlik alanında iktidar ve sağlıklı ekonomiden oluşan hakimiyet istikrarında büyük sorunlar yaşadığı bir ortamda izleniyor. Bu yüzden kendi davranış, siyaset ve yöntemlerini ıslah etmediği müddetçe, bizzat kendi oluşturduğu bataklıkta daha da batacaktır.
Aslında Riyad’ın bir yol ayrımında olduğu söylenebilir. Birincisi sonuçta Arabistan’ın mahvolmasına sebep olan mevcut yola devam etmek; ikincisi ise eskiden ders alarak yanlış tutumlarını düzelterek izlediği siyasetini tekrar gözden geçirmektir. Arabistan ancak ve ancak bu şekilde bölgede yapıcı bir rol üstlenebilir.