Humus’un Suriye’nin kucağına geri dönmesi - 1
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i75162-humus’un_suriye’nin_kucağına_geri_dönmesi_1
Humus kenti yaklaşık beş yıl Suriyeli muhalif örgütlerin işgali altında bulunduktan sonra tamamen işgal altından kurtarıldı.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Haziran 23, 2017 08:09 Europe/Istanbul

Humus kenti yaklaşık beş yıl Suriyeli muhalif örgütlerin işgali altında bulunduktan sonra tamamen işgal altından kurtarıldı.

Bu kent, Suriye’de muhalifler olarak adlandırılan güçler ilk kez Beşar Esad ve yönetimine karşı muhalefet etmeye başladıkları kentti.

Suriye’de savaş ve çatışmalar başladığı ilk günlerden itibaren bu ülkede bir kaç mevki hem muhalifler ve hem Şam yönetimi için büyük önem taşıyordu. Bu önemli bölgelerin ve kentlerin arasında Humus her zaman iktisadi, coğrafi ve stratejik açılardan önem arz etti, çünkü tarım açısından verimli toprakları olan ve Asi ırmağının yanı başında yer alan ve Suriye’nin Akdeniz kıyıları ile merkezi arasında tek doğal irtibat yolu sayılıyordu.

Rusya’nın uluslararası meseleler uzmanı Aleksandır Goriyev, Suriyeli muhaliflerin son grubu Humus’tan Cerablus’a doğru yola çıkarken, Sputnik haber ajansına Humus eyaletinin önemini şöyle anlattı: Suriyeli son muhalif grubunu Humus’un El Vaar bölgesinden çekilmesi, bir çok sivil kendi kentlerinde ve evlerinde kalmayı tercih ettiği bir sırada gerçekleşti. Şimdi mayınları temizleme ekipleri ve muhalif grupları etkisiz hale getirme birlikleri bu bölgeye gelmelerinin ardından medya temsilcilerinin de en yeni kurtarılan bu bölgeye girip giremeyecekleri hakkında karar alınacaktır. Milis güçlerin Humus’tan çekilme operasyonunun 11. merhalesi aralarında 700 milisin de bulunduğu 2500 kişinin Humus’u terk etmeye başlaması ile birlikte başlamış oldu.

Bundan önce geçen 13 Mart tarihinde Suriye yönetimi ile milis grupların liderleri Rusya’nın arabuluculuğu ile Humus’ta bir anlaşmaya vardı. Anlaşmaya göre milis güçlerin aileleri ile beraber ve güvenlikleri güvence altına alındığı bir şekilde kentten çekilmeleri kararlaştırıldı.

Rus uzman Goriyev açıklamasının devamında bu bölgenin Suriye’de ve özellikle savaş döneminde önemini şöyle beyan etti:

Humus radikal örgütlerin de facto merkezleriydi. 2011 yılında bu kent muhalifler olarak adlandırılan örgütlerin Beşar Esad ve yönetimi ile mücadele etmeye başladığı ilk kent oldu. Goriyev, şimdi bu radikal örgütlerin tüm gücünü bir sonraki hedefleri olarak İdlib üzerinde odaklayacaklarını vurguladı. Goriyev Suriye’de çatışmaların devam edeceğini belirterek bu süreçte Humus’un kurtuluşu siyasi açıdan çok büyük önem taşıdığını kaydetti.

Suriye’de savaş Irak’tan İran ve Afganistan’dan Pakistan ve Türkiye’ye kadar tüm Ortadoğu’yu bu savaşa bulaştırmış bulunuyor. Gerçi bu ülkelerden bazılarında doğrudan herhangi bir askeri operasyon yapılmıyor, ama yine de doğrudan veya dolaylı bir şekilde bu savaşa karıştıkları gözleniyor. Şimdi Goriyev’le beraber bir çok uzmanın ortak kanaati, Şam yönetimine bağlı ordu birliklerinin en önemli görevi ülkenin tümünü kurtarmak ve kentleri bir bir geri almak yönündedir, zira hala bir çok bölge muhaliflerin kontrolünde bulunuyor.

Suriye ordusunun şimdiye kadar kurtarmakta başarısız olduğu ve şimdi İran ve Rusya ve Türkiye arasında varılan mutabakatın ardından çatışmasızlık bölgesine dönüştüğü en önemli bölgelerden biri, kurtarılan El Vaar bölgesinin hemen kuzeyinde yer alıyor ve çatışmasızlık bölgeleri üzerinde uçuş yasağı uygulandığı için kuzeyden Hama eyaletine varan bu geniş alanın kurtarılması hemen hemen imkansız gibi gözüküyor. Bu anlaşma aynı zamanda Suriye ordusu ile silahlı muhalif grupların arasında bu bölgelerde çatışmaların durdurulmasını ve insani yardım ve tıbbi yardımların ulaştırılması ve sivillerin evlerine geri dönmesi ve yıkılan mekanların yeniden inşa edilmesi için gerekli şartların oluşturulmasını öngörüyor.

Çatışmasızlık bölgelerin en geniş alanı İdlib ve çevresindeki Hama, Halep ve Lazkiye bölgelerini kapsıyor. Diğer üç bölge de Humus eyaleti, Şam kentinin doğusundaki Doğu Guta bölgesi ve ayrıca Suriye’nin güneyinde, Ürdün sınırında yer alan bir bölgeden oluşuyor. Humus’un kuzeyi ve Hama’nın güneyinde yer alan bu bölge, hemen hemen Humus eyaletinin en önemli karayolları içinden geçtiği ve Suriye ordusunun  ülkenin kuzeyine ulaşabileceği tek güzergah oluşu ve Halep de yayında yer aldığı için önem arz ediyor. Bu bölge hala muhaliflerin elinde bulunduğu için ordu birliklerinin kuzeye uzanan güzergahının güvenliğini temin etmeyi zorlaştırdığı gibi Suriye ordusuna ağır bedel dayatıyor.

Şimdi ise Suriye ve Yemen cephelerinde savaşın daha alevleneceği anlaşılıyor. Amerika’nın Suud rejimine silah satmasını Suriye ve Yemen’de savaşın daha da ısınması şeklinde değerlendirmek gerekiyor.

İranlı uzman Abbas Seyyid Mir şöyle yazıyor:

ABD Başkanı Donald Trump’ın Arabistan ziyareti medyaya yansımaya başladığı günün üzerinden bir kaç hafta geçtiği bir sırada sonunda Trump Riyad’a geldi ve kral Salman bin Abdulaziz ve veliaht prensi halefi ve savunma Bakanı Muhammed bin Salman ile müzakere masasına oturdu. Bu ziyaret sırasında Arabistan ve Amerika arasında askeri teçhizat ve silah anlaşması imzalanıyor. Bu anlaşmaya göre Amerika Arabistan ordusunu takviye etmek amacıyla 100 milyar doları aşkın askeri teçhizat ve silahı on yıllık bir süre içerisinde Riyad’a teslim ediyor. Üstelik anlaşmanın 300 milyar dolara kadar yükselebileceği ifade ediliyor.

İranlı uzman Abbas Seyyid Mir şöyle devam ediyor:

Adının açıklanmasını istemeyen Amerikalı bir yetkili  Reuters’e yaptığı açıklamada şöyle diyor: Arabistan’a askeri silah ve teçhizat satmak Amerikan ekonomisine faydalıdır. Hatırlanacağı üzere Trump Amerika başkanlık seçim kampanyaları sırasında ülkesinin halkı için yeni iş fırsatları ve refah seviyesinin yükselmesinin zaruretine vurgu yapıyordu ve Amerika’ya yeni insan gücü girişi Amerikalı vatandaşların iş fırsatını yok ettiğini ve Amerika’nın Çin gibi ülkelerle ticari ilişkileri yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini, çünkü bu ülkelerin ürünlerinin Amerika’ya girişi Amerikan ürünlerinin piyasasını bozduğunu ve bu da fabrikaların kapanmasına yol açtığını söylüyordu.

Şimdi ise dünyanın en büyük silah anlaşmasının Arabistan ile imzalanması Amerikalı vatandaşlara Donald Trump’ın seçim kampanyasında verdiği sözü tuttuğunu ve Amerikan askeri sanayii ve bu sanayi sektörüne bağlı yan sanayii alanlarında binlerce iş fırsatı yarattığını ve bu işlerin en az on yıl için garanti edildiğini ve hatta yeni iş alanlarının açılmasına vesile olabileceğini müjdeliyor. Bu anlaşma Trump için iktisadi alanda en büyük kazanım sayılır, çünkü Arabistan ile imzalanan silah anlaşması Amerika’nın kasasına yüklü para girmesine vesile olacaktır.

Amerika’nın son 26 yılda ve özellikle 1991 yılında petrol savaşından sonra militarist politikaları bu ülkenin ekonomisine fazladan ağır bedel dayatmıştır. Afganistan ve Irak savaşları Amerika’nın Ortadoğu bölgesine yönelik savaş çığırtkanlığının en bariz örnekleri sayılır. Ancak Amerika’nın bu yıllarda bölgedeki askeri varlığı Amerikan ekonomisini çok kötü duruma getirdi. Bu süre içerisinde Amerika iki ekonomik kriz yaşadı ve dolar üzerinde olumsuz etki yaptığı gibi diğer bazı ülkelerin ekonomisini de etkiledi.

Her halükarda görünen o ki Donald Trump’ın ABD ekonomisini ve vatandaşların geçim durumunu iyileştirmeye yönelik seçim kampanyaları sırasında verdiği sözü Amerikan ekonomisinin asla iyi durumda olmadığını ortaya koyuyor. Belki de bu yüzden Trump bundan bir iki ay önce Amerika Arabistan’ı savunmak için ağır bedel ödedi, dedi. Bu sözlerin üzerine Muhammed bin Salman Washington’a geldi ve Amerika’dan 100 milyar dolarlık silah alımı anlaşmasının zeminini hazırladı.

Görünen o ki bu anlaşma aslında Riyad’ın Amerika’ya bir nevi haraç ödemesidir. Zira Riyad Washington’un desteğinden yararlanmak istiyor. Bu durum tam da beyaz sarayın oğul Bush başkanlığı ve ondan önceki dönemlerde Riyad’a verdiği desteğe benziyor.

Bugün Arabistan’ın Irak ve Suriye’ye yönelik politikaları bozguna uğramış ve Afganistan’daki tüm kozları yanmıştır. Bugün Filistin özerk teşkilatı ile İsrail arasında barış yıllardır unutulmuştur. Tüm bunlar Riyad’ın Ortadoğu bölgesindeki son halidir. Bu yüzden Suud elebaşıları bölgenin kaygan caddelerini aşabilmek için Amerika’nın yardımına muhtaç olduklarını hissediyor. Beyaz saray da Batı Asya bölgesinde hedeflerine ulaşmak için Riyad ile ilişkilerini takviye etmesi gerektiğine inanıyor.

Riyad ile ilişkileri geliştirmenin en önemli yollarından biri Arabistan ordusunu silah satışı ile takviye etmektir. Amerikalı yetkililerden biri, Arabistan ordusunu takviye etmenin amacını bölgesel tehditlere karşı koyabilecek konuma gelmesi şeklinde ifade ediyor. Ancak bu sözler, Suud ordusu Yemen savaşı ile uğraştığı ve Suud hanedanı Suriye’de terör örgütlerine tüm gücüyle destek verdiği halde gündeme geliyor. Üstelik tüm bu desteklere rağmen Arabistan Suriye’de Beşar Esad yönetimini deviremedi, Yemen’de Husi hareketinin kökünü kurutamadı, bilakis Suriye ordusu ve müttefikleri iç savaşta her gün Arabistan’ın desteklediği teröristlere karşı yeni zaferlere imza attı ve Yemen’de de Husi hareketi Arabistan ordusunu ve işbirlikçi teröristlerini bozguna uğrattı.

Beyaz sarayın Suriye ve Yemen’e yönelik politikaları Riyad ile eşgüdümlü olduğundan, Amerika’nın Arabistan’a silah satışı Yemen ve Suriye’de savaş ateşini körükleme yönünde değerlendiriliyor. Gerçekte Washington bu silahları Arabistan’a satarak dolaylı bir şekilde Suriye ve Yemen’de askeri gelişmeleri Suud rejiminin lehine çevirmeye çalışıyor. Öte yandan unutmamak gerekir ki Arabistan’a yeni silahları satmak aslında bir nevi ağrı kesici gibi etkisi olacaktır. Yani Suud ordusunun altyapısı belli bir zaman dilimi için takviye olur, fakat bu takviye köklü olmayacaktır, çünkü Arabistan askeri sanayi altyapısından yoksun bir ülkedir ve silah ihtiyacını sürekli Amerika ve diğer Batılı ülkelerden karşılamak zorundadır.

Ancak İran gibi ülkelerin askeri sanayii güçlüdür ve bu sektörün ürünlerini yerel hale getirmiş ve kendi askeri bilgisine dayanarak askeri ve silah ihtiyacını karşılamaktadır. Eğer Arabistan on yıllık bir süreçte ABD’den silah alarak ordusunun altyapılarını takviye etmek istiyorsa İran gibi askeri sanayi altyapısı olan ülkeler de bu süre içerisinde yerinde saymayacağı ve yeni ürünleri üretmeye başlayacağı ve savunma gücünü geliştireceği kesindir. Bu yüzden bu rekabet alanının kaybeden tarafı yine Riyad olacaktır.

Suriye’de çatışmasızlık bölgeleri planı uygulandığı ilk günde El Nusra teröristleri Kabun bölgesinden geri çekilmeyi talep etti ve Ceyşülislam örgütü de El Nusra ile çatışmalarına son verdiğini açıkladı. İran, Rusya ve Türkiye arasında çatışmasızlık bölgeleri ile ilgili plan üzerinde anlaşmanın üzerinden henüz bir kaç saat geçmezken, bu anlaşmanın askeri saha ve Şam’ın çevresinin güvenliği üzerindeki etkileri belirmeye başladı.

Suriye’de çatışmasızlık bölgeleri anlaşması 6 Mayıs gece yarısı yürürlüğe girmesi ile beraber onlarca El Nusra teröristi Kabun bölgesinden geri çekilme talebinde bulundu. Söz konusu silahlı teröristler Suriye ordusundan Kabun bölgesinde Şam’ın Doğu Guta bölgesine geri çekilmeleri için gereken zemini oluşturmalarını istedi.

Konu ile ilgili bir açıklama yapan Suriyeli güvenilir kaynaklar, çoğu El Nusra cephesi ve Filak Rahman terör örgütlerine bağlı olan yaklaşık 300 terörist Kabun bölgesinde ateşkes talebinde bulunduklarını ve Doğu Guta’ya gitmek istediklerini belirttiklerini, fakat Suriye ordusu şimdiye kadar bu talebi kabul etmediğini belirtti. Teröristler bu talebi çatışmasızlık bölgeleri planı yürürlüğe girdikten sonra gündeme getirdi, çünkü Şam’ın Doğu Guta bölgesi bu planın kapsamında yer alan bölgelerden biri oluyor.

Şam’ın Doğu Guta bölgesinde Arabistan’ın desteklediği Ceyşülislam terör örgütü geçen hafta yayımladığı bildiride, El Nusra cephesinin adını Heyeti Tahrirul Şam olarak değiştirdiği ve Katar ve Türkiye’nin desteklediği Filak Rahman adlı iki terör örgütüne karşı askeri operasyonlarını ve saldırılarını  onların bu bölgedeki varlığını sonlandırana dek sürdüreceğini belirttiği halde bu iki örgüte karşı operasyonlarını sonlandırdığını duyurdu.  Ceyşülislam bu iki terör örgütüne ağır askeri ve can kaybı dayattığını iddia ettiği açıklamasında artık onlara karşı operasyon yapmayacağını belirtti.

Aslında Ceyşülislam terör örgütü Şam’ın Doğu Guta bölgesinde El Nusra cephesi ve Filak Rahman örgütleri ile kanlı çatışmalar gerçekleştirdiği ve yüzlerce ölü ve yaralı geride bıraktıktan sonra bu iki örgüte karşı askeri operasyonlarını durdurduğunu açıkladı. Bu çatışmaların şiddeti, yöre halkını geniş çaplı itirazlarına yol açtı. Ceyşülislam bu itirazlara verdiği karşılıkta bölgede çatışmaların son bulmasını isteyenlerin üzerine ateş açtı ve bazılarını tutukladı.

Öte yandan Ceyşülislam örgütü, El Nusra ve Filak Rahman terör örgütleri Ceyşülislam’ın onların elinden aldığı bir çok bölgeyi geri aldıkları halde bu iki terör örgütüne karşı zaferden söz ediyordu. Bu üç örgüt arasında son günlerde çıkan çatışmalarda her üç örgütten toplam 170 terörist helak oldu. Ölenlerin arasında örgütlerin elebaşıları da yer alıyordu. Bu çatışmalarda ayrıca ikisi çocuk toplam 13 sivil de hayatını kaybetti.