Vahdet; Musul’un kurtuluş parolası - 2
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i77858-vahdet_musul’un_kurtuluş_parolası_2
Geçen bölümde en son Irak’ın nüfus yapısından söz ettik
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Temmuz 18, 2017 17:36 Europe/Istanbul

Geçen bölümde en son Irak’ın nüfus yapısından söz ettik

Irak toplumu kuzeyde yaşayan ve Irak’ın 30 milyonluk nüfusunun %15 ila %20 kadarını oluşturan Kürtler, güneyde yaşayan ve Irak nüfusunun %60 ila %65 kadarını kapsayan şii Müslümanlar ve Irak’ın merkezinde yaşayan  ve kürtler gibi Irak nüfusunun %15 ila %20 kadarını içeren sünni Müslümanlar olmak üzere üç önemli kesimden oluşuyor. Geçen bölümde ayrıca İran’ın milli güvenliği ve Irak’ın dini ve etnik yapısı açısından İran için önem arz eden ve bir tehdit olması muhtemel olan mesele, Irak’ta şii sünni veya Kürt Arap ihtilaflarının körüklenmesi olduğunu vurguladık.

Bu bağlamda üzerinde durulması gereken bir başka tehdit, Kuzey Iraklı Kürtlerin özerklik ve bağımsızlık iddialarıdır. Bu iddialar arada bir ve Bağdat’taki merkezi yönetiminden imtiyaz almak veya bazı engeller çıkarmak amacıyla Kuzey Irak yerel yönetimi yetkililerince gündeme getiriliyor ve maalesef şimdiye kadar da zaman zaman Irak’ın milli çıkarlarına zarar verdiği ve merkezi yönetimin elini zayıflattığı anlaşılıyor. Bu süreçte bazı ecnebi odaklar da arada bir bu konuyu ileri sürerek Tahran yönetimini bu meseleye ve İran’da yaşayan Kürt halkına karşı hassaslaştırmaya ve kendilerince sorun yaratmaya çalışıyor. Oysa İran’da etnik gruplar asla sorun olmadıkları gibi Tahran yönetimi bakımından birer fırsat sayılıyor.

Bugün İran İslam Cumhuriyeti’nde Kürt, Türk, Lor ve diğer İranlı tüm kavimler eşit vatandaşlık haklarından ve oy hakkı gibi siyasi temel haklardan yararlanarak bir arada yaşıyor ve kelimenin tam anlamı ile birer yurtsever ve vatansever olarak İran İslam Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan onur duyuyor.

Irak’ta üç temel grup arasındaki her türlü anlaşmazlık, ister toplumun içinde, ister yönetimin başında olsun, bu ülke için ağır sonuçları olacağı kesindir. Bu arada Irak’ta bir çok sorunun 2003 yılından sonra Irak’ın dışından bu ülkeye dayatıldığını da unutmamak gerekir. Nitekim bölgede ve bölge dışında bazı malum odaklar Irak’ta ihtilafları körüklemek için tüm gücünü sarf ediyor ve bu ülkeyi üçe bölme amacına ulaşmaya çalışıyor.

Ancak Irak’ın bölünme meselesine karşı İran İslam Cumhuriyeti’nin tutumu gayet net ve açıktır. İslami Şura Meclisi Başkanı Ali Laricani bu konu hakkında yaptığı açıklamasında İran İslam Cumhuriyeti yüzde yüz Irak’ın parçalanmasına karşı olduğunu ve bu konuda Iraklı büyük alimlerle aynı tutumu paylaştıklarını belirtti.

Aslında Irak’ın parçalanması bu ülkenin zayıflatılması ve Irak milletine zulmedilmesi ve öbür yandan korsan rejim İsrail’in bölgede güvenliğinin arttırılmasıdır. Çünkü Irak parçalandığı takdirde, direniş ekseninde ve İran ve Suriye ve Lübnan Hizbullah hareketinin yanında yer alan bir ülke parçalanmış olur.

Bu arada İran İslam Cumhuriyeti açısından Irak’ta büyük öncelik arz eden bir başka konu, bu ülkede yaşayan Şii Müslümanların aralarındaki vahdetin korunmasıdır. Iraklı Şii Müslümanlar İran ile daha fazla gönül birliği içindedir ve kendilerini Irak’ın diğer iki kesimine nazaran İran’a daha yakın hissetmektedir. Irak toplumunun çoğunluğunu da oluşturan Iraklı Şii Müslümanlar en iyimser hali ile bugün Sadriyun, Hekimiyun, Hizbuddavalılar olmak üzere üçe bölünmüştür ki Hizbuddavalılar da Maliki ve İbadi taraftarları olmak üzere ikiye ayrılır.

Bu konuda bir açıklama  yapan İran’ın Bağdat büyükelçisi İrej Mescidi şöyle diyor: umarız Şii liderler çeşitli akımların arasında kopma yaşanmasına izin vermez. Bu insanların ve grupların arasında görüş ayrılığı olması doğal bir meseledir, fakat önemli olan, aralarındaki vahdeti korumalarıdır.

Irak’ın siyasi nizamı parlamenter nizamdır ki bu da siyasi partilerin daha fazla iktidarda payı bulunmak için mecliste daha fazla temsilci bulundurma peşinde olmaları ve böylece yönetimde en üst mevkilere gelme yönünde çaba harcamaları gerektiği anlamına gelir.

Ancak bazı ecnebi güç odakları Irak’ta dini ve etnik ihtilafların peşindedir. Bunun bir sebebi İran için sorun yaratmaktır, zira bu odaklara göre Irak’ın içinde her türlü kriz, İran ile komşuluğu yüzünden İran’ın içine doğru yayılacaktır.

Suriye çölü Humus eyaletinin doğusundan bu ülkenin Irak ile ortak sınırlarına kadar uzanan bir alana yayılırken, son günlerde Suriye’de yaşanan önemli gelişmelerin önemli bir bölümüne sahne oluyor. Doğu Humus’un bu çöl ile bağlantı hattı tarihi Tedmer veya Palmira adı ile anılan kentten geçiyor ve ardından Deyrizzur eyaletine ve güneyine varıyor. Şimdi ise bu bölge Irak ve Suriye arasında kalan Tenef adında bir sınır bölgesini kapsadığı için stratejik önem kazanmış bulunuyor. Bu bölgenin Irak topraklarındaki karşı noktasında Velid güzergahı ve Anbar eyaletinin Rutaba kenti bulunuyor. öte yandan Tenef bölgesinin Ürdün sınırına yakın olması da önemine önem katıyor, öyle ki askeri uzmanlar bu bölgeden Irak, Suriye ve Ürdün sınır üçgeni adı ile söz ediyor.

Halep kenti Suriye ordusu ve müttefik güçleri tarafından tekfirci teröristlerden geri alınması ve kentin kurtuluşun ve ayrıca Amerika’nın Suriye’nin kuzeydoğusundaki müttefikleri olan Suriyeli silahlı kürtlerin Rakka kentine doğru yönelmesi ve Amerika’nın bu kenti IŞİD’in işgalinden kurtarmaya çalışması ve Irak’ın Ninova eyaleti ile Suriye’nin Deyrizzur eyaletleri arasında kalan Irak ve Suriye ortak sınırlarına da tam olarak musallat olmak istemesinin ardından Suriye ordusu ve müttefiklerinin dikkati Humus eyaletinin doğusundaki çölden Anbar ve Ninova eyaletlerine kadar uzanan sınır bölgesine yöneldi. Suriye ordusu ve direniş güçleri söz konusu sınır bölgesini IŞİD ve diğer tüm Suriye karşıtı silahlı unsurlardan temizlemek ve Irak ve Suriye arasında ve daha doğrusu Şam ile Bağdat arasında karadan irtibat hattı kurmak için harekete geçti.

Suriye’de askeri kriz başladıktan ve bu ülkede Şam yönetimi karşıtı silahlı örgütlerin hızla türedikten sonra merkezi yönetiminin Tenef güzergahı üzerindeki hakimiyeti ortadan kalktı.

Gerçekte bu bölgenin sıcak ve yakıcı iklimi ve çölleri ve Suriye yönetiminin Irak’ın dönem merkezi yönetiminin yardımlarına dayanmaması ve öte yandan El-kaide gibi bazı tekfirci terör örgütlerinin Irak’ın Anbar eyaletinin önemli bir bölümüne musallat olması yüzünden Suriye ordusu gücünü Şam, Halep, Lübnan sınırları ve ülkenin batısında yer alan Lazkiye ve Tartus ve merkezi bölge gibi daha stratejik ve hayati önem arz eden bölgelerin üzerinde odaklamayı tercih etti.

Ancak Halep kenti tekfirci IŞİD terör örgütü ve diğer silahlı terör örgütlerinin işgalinden tam olarak kurtarılması ve Astana müzakereleri sonucunda Suriye ordusu ile bazı silahlı örgütlerin arasında sağlanan ateşkes anlaşmasından sonra yeni askeri gelişmelerin yaşanması ve güvenlik tertibatının ortaya çıkmasından sonra şimdi Tedmer ve Humus’un doğusunda yer alan bu çöl stratejik öneme kavuştu.

Bu çerçevede Suriye ordusu müttefiklerinin yardımları ile Doğu Humus ve Tedmer kentinin doğusundan Suriye sınırında yer alan Tenef güzergahına ulaşabilmek için düzenli saldırıları başlattı. Bu bağlamda Suriye ordusu direniş güçleri ve müttefiklerinin destekleri ile Tenef güzergahının 50 kilometre kuzeyine yaklaşmayı başardı ve pratikte Suriye – Irak ortak sınırına kadar yaklaşmış oldu. Suriye ordusu ayrıca karşı taraftan sınıra doğru ilerleme kaydeden Irak Haşedul Şaabi hareketine bağlı güçlerle de sınırın sıfır noktasında buluşmayı başardı.

Ancak öbür yandan hali hazırda Amerikan ordusunun himayesi altında olan Suriye yeni ordusu adlı silahlı bir örgüt Tenef sınır bölgesinin kontrolünü kendi elinde bulunduruyor.

Suriye yeni ordusu 5 bin kişiden oluşuyor. Bu ordu Amerika ve İngiltere tarafından Ürdün topraklarında askeri eğitim aldı ve şimdi Ürdün’ü IŞİD’e karşı koruma görevini yürütüyor ve aynı zamanda Suriye’nin yasal ordusunun Irak ve Ürdün sınırlarına doğru ilerlemesini engelliyor.

Bu arada Amerikan ordusu Suriye ordusunun Irak sınırında müttefik güçleri ile buluşmasını engellemek için şimdiye kadar üç kez Suriye ordusuna bağlı birlikleri bombardıman etti. Ancak Amerika’nın hava akınları fayda etmedi ve şimdi Suriye ordusuna bağlı bazı birlikler Irak ve Suriye’nin ortak sınırlarının bir bölümünde konuşlandı.