IŞİD’in sonu için geri sayım
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i85573-iŞİd’in_sonu_için_geri_sayım
Gerçekte tekfirci IŞİD terör örgütünün Musul’da hezimeti, eli kanlı örgütün Irak ve Suriye’de kendince ilan ettiği hilafete son noktayı koymuş oldu.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Eylül 29, 2017 12:33 Europe/Istanbul

Gerçekte tekfirci IŞİD terör örgütünün Musul’da hezimeti, eli kanlı örgütün Irak ve Suriye’de kendince ilan ettiği hilafete son noktayı koymuş oldu.

Bu sözde devlet, bazı Batılı devletlerin 2003 yılında Irak topraklarına saldırmakla yaşadıkları fiyaskoyu ve rezilliği örtbas etmek amacıyla verdikleri destek sayesinde kuruldu. Batılı devletler böylece bu örgüt üzerinden Ortadoğu gelişmelerini yönetmek istiyordu.

Irak ve Suriye topraklarında bu iki ülkenin orduları ve halk güçlerinin tekfirci IŞİD terör örgütünün işgal ettiği kentleri ve köyleri bir bir kurtarmasının ardından IŞİD’in sonu için geri sayım da her iki ülkede başlamış oldu.

Askeri açıdan bakıldığında, tekfirci IŞİD terör örgütünün hezimet zinciri hızla tamamlanmak üzere görünüyor. Gerçekte IŞİD’in Musul’dan tutun ta bir süre önce tekfirci teröristlerden tamamen temizlenen Lübnan – Suriye sınırındaki yüksekliklere kadar uzanan geniş bir alanda art arda hezimete uğraması örgütün yok olma sürecini hızlandırmıştır.

Lübnan’da yayımlanan El Nahar gazetesi geçenlerde yayımladığı raporunda, Suriye ordusunun Deyrizzur kentine girmesini IŞİD ile savaşta Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetimi için önemli bir zafer ve tekfirci IŞİD terör örgütüne indirilen ağır darbe niteledi.

Deyrizzur kenti Fırat ırmağının kıyılarında yer alan ve Suriye’nin önemli petrol kaynaklarının bulunduğu bir kenttir. Nitekim tekfirci IŞİD terör örgütü de bu kaynaklara musallat olduktan sonra bu bölgeden çaldığı petrol ihraç etmeye ve böylece önemli bir gelir kaynağından yararlanmaya başladı. El Nahar gazetesi ise Suriye ordusunun bu bölgede zaferlerini yeni stratejik gelişme niteledi ve bu gelişme Suriye topraklarının tümünde tekfirci terörün sonu olacağını vurguladı.

Lübnan’ın El Bina gazetesi de tekfirci IŞİD terör örgütünün bölgedeki hezimetlerinin bir başka boyutuna temas ederek şu ifadelere yer verdi: Deyrizzur kuşatması kırılmadan önce bazı Avrupa ülkelerinin Suriye’ye yönelik tutumunda bir takım değişikliklere şahit olduk, öyle ki bu ülkeler açıklamalardan artık Beşar Esad’ın iktidardan çekilmesinden söz etmemeye başladı.

Bu arada siyonist rejim İsrail elebaşıları ve meyda organları da şimdi Beşar Esad’ı hezimete uğratma hayalleri suya düştüğünü görünce bu kez Beşar Esad ve Suriye ordusunun zaferlerinden söz etmeye başladı.

El Bina gazetesi şöyle devam etti: bu hadise Rusya devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in önemli zafer niteledikleri gibi terör örgütlerinin hamilerine ve yöneticilerine önemli mesajlar veriyor. Rusya lideri Putin Suriye ordusu Deyrizzur kentini kurtardıktan sonra Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a gönderdiği kutlama mesajında Deyrizzur kuşatmasının kırılmasını stratejik ve büyük zafer niteledi ve bu gelişme, Suriye’nin tamamen teröristlerden temizlenmesi ve kurtarılması yönünde önemli bir adım olduğunu vurguladı.

Bu başarıların ardından başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupa devletleri Suriye’de barış sürecini harekete geçirmek için artık Beşar Esad’ın iktidarın başından çekilmesi gibi bir önşart söz konusu olmadığını dile getirmeye başladı. Bağdat’ı ziyaret eden Fransa Dışişleri Bakanı Dorian, Fransa devletinin artık Suriye’de kriz yaratan devlet olmadığını göstermek için önemli bir noktaya temas ederek şöyle konuştu: Fransa Beşar Esad’ın iktidarın başında kalması veya çekilmesi gibi hiç bir ön şartı yoktur ve Paris yönetimi Suriye halkının bu konuda vereceği kararı destekleyecektir.

Britanya Dışişleri Bakanı Buris Johnson da bu konu hakkında yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: bundan önce bir ön şart olarak Beşar Esad’ın iktidardan çekilmesi gerektiğini söylüyordu, ancak şimdi diyoruz ki Beşar Esad’ın iktidardan çekilmesi siyasi intikal süreci çerçevesinde olmalıdır.

Gerçi Fransız yetkililer kısa bir süre sonra Beşar Esad’ın Suriye’de barış sürecinde yer olmadığını açıkladı, ama yine de bu çelişkili açıklamalar bile onların Suriye ve Irak’a yönelik özellikle son altı yılda izledikleri politikalarda hezimete uğradıklarını kabul ettiklerini gösteriyor.

Gerçekte Batılı devletler Suriye’de şartların şimdiki hale geleceğini asla hayal bile edemiyordu. Batılı devletler üç aydan daha kısa bir sürede Beşar Esad iktidarını devirebileceklerini ve Batı ve korsan İsrail güdümünde bir rejimi Şam’a yerleştireceklerini ve Suriye’ye bölgede siyonistlere karşı kurulan direniş ekseninden koparacaklarını düşünüyordu.

Aslında Suriye’de bu krizin nasıl şekillendiğini ve ABD ve AB ülkelerinin bu krizde ne gibi rol ifa ettiklerini gözden geçirecek olursak, Suriye ve Irak’ta ordu birlikleri ve halk güçlerinin tekfirci IŞİD terör örgütünü bozguna uğratarak kazandıkları zaferlerin ve örgütün işgal ettiği bölgelerin dominovari etki ile kurtarılmasının önemini daha iyi anlayabiliriz.

IŞİD Amerika’nın 2003 yılında Irak topraklarına çıkarma yapmasından kaynaklanan güvensizlik ve savaşın içinden doğdu. Amerika devleti tekfirci IŞİD terör örgütünü besleyerek Irak’taki askeri güçlerinin önemli bir bölümünü çektikten sonra bu ülkede krizi yönetebileceğini ve Irak’a yönelik hedeflerine ulaşabileceğini zannediyordu. Amerika Irak’ta huzursuz bir atmosferi hakim kılmak ve tekfirci terör örgütünün bir çok kente ve köye musallat etmekle Bağdat’ta çaresiz bir yönetim yaratacağını  ve bu yönetimin güvenliği için Amerika’nın her dediğine evet dedirteceğini planlıyordu. Bir başka ifade ile Amerika Bağdat’ta güvenliği için her zaman Amerika’ya bağımlı olan bir iktidar oluşturmak istiyordu.

Gerçekte Kuzey Afrika’nın despotzede ülkelerinde dominovari etki ile başlayan ve yayılan halk ayaklanmaları Amerika için Irak topraklarını 2003 yılında işgal ederek başlattığı büyük Ortadoğu projesini sürdürmek için yeni bir fırsat oluşturdu. Amerika ve NATO’daki Avrupalı müttefikleri Batı’nın desteklediği despot Arap rejimlere karşı başlayan inkılapların dalgasına binerek bu inkılapları Kuzey Afrika ve Ortadoğu bölgesinde kendi politikaları doğrultusunda yönetmek istedi.

Mısır’da ihvanilerin desteklediği Muhammed Mursi iktidarının devrilmesi ile birlikte Mısırlı gençlerin başlattığı inkılap pratikte askıya alındı. Libya’da ise Kaddafi devrildikten sonra bu ülke param parça oldu ve tekfirci terör örgütlerinin cirit attığı alana dönüştü.

Ancak Suriye’de krizzede Arap rejimlerinden farklı bir durum ortaya çıktı. Suriye aslında Tunus, Mısır ve Libya’dan farklıydı, çünkü bu ülkelerin hiç biri Suriye’nin stratejik Ortadoğu bölgesindeki konumuna sahip değildi. Nitekim Suriye’nin stratejik konumu bölge içi ve bölge dışı aktörlerin bu ülkede krizin patlak vermesinde daha fazla rol ifa etmelerine sebebiyet verdi.

Batılı devletler Suriye’nin yasal yönetiminin muhaliflerini desteklemek ve Beşar Esad’a karşı oluşan Suriye diyasporasını bir araya getirmekle üç aydan daha az bir sürede Beşar Esad yönetimini devirebileceklerini düşünmüştü. Ancak pratikte böyle olmadı, çünkü Suriye İslamî direniş ekseninde yer alan ve İran İslam Cumhuriyeti ve Lübnan Hizbullah hareketi gibi güçlü hamileri olan bir devletti.  

Öte yandan Rusya da Suriye’de bir çok çıkarı bulunan bir devletti ve Avrupalı devletlerin çıkardığı kriz Rusya’nın Suriye’deki çıkarlarını tehdit etmeye başlamıştı. Suriye’nin Lazkiye eyaletindeki Tartus limanı Rusya’nın Akdeniz bölgesinde tek deniz üssüydü ve Beşar Esad devrildiği takdirde Moskova bölgedeki tek nüfuz noktasını da kaybedecekti.

Tüm bunlar Suriye’de ve bölgede ve uluslararası düzeyde bir dizi ittifakların oluşmasına yol açtı. Bu şartlarda AB ve en başlarında İngiltere ve Fransa bölge dışı aktörler olarak Beşar Esad karşıtı cephede yer aldı. Bu zümrenin amacı Beşar Esad yönetimini devirmekti, fakat ne var ki tüm çabaları ve Beşar Esad karşıtlarını bir araya getirmeleri ve silah ve mali yardımlarda bulunmaları ve Suriye devletine en ağır yaptırımları uygulamaları işe yaramadı. Fakat bu siyasetin sonucu, Suriye’de tekfirci terör örgütlerinin yayılması oldu. Ancak ne var ki Irak ve Suriye’de Batılı devletlerin komutası altında bulunan tekfirci terör örgütleri sadece bu iki ülkede kalmadı ve bu kez Avrupalı devletlere karşı yeni bir tehdit kaynağı oldu.

Gerçekte Avrupalılar Suriye’de tekfirci terör örgütlerini takviye ederek Şam yönetimine yıpratıcı bir savaşı dayatmakla Suriye’de ve bölgede şom hedeflerine ulaşabileceklerini hesaplıyordu. Fakat pratikte Suriye krizinin yıpratma sürecine girmesi ve savaşın uzaması bu kez Avrupa kıtasında terör tehditlerini tetikledi, öyle ki Avrupalılar bu kez IŞİD karşıtı bir ittifak kurmak zorunda kaldı. Son yıllarda yaşanan terör saldırıları Batılı devletlerin tehditlerini kendilerinin beslediği terör örgütleri üzerinden kendilerine geri çevirdi. Bu yüzden bu zümre politikalarını gözden geçirmek zorunda kaldı.

Bugün Irak ve Suriye’de tekfirci terör örgütleri ile mücadele edebilen tek güç Irak ve Suriye orduları ve halk güçleri ve Lübnan Hizbullah hareketinden oluşan ve İran İslam Cumhuriyeti tarafından desteklenen İslamî direniş ekseni oldu. Ancak bu zaferler Amerika ve Avrupalı devletlerin Ortadoğu bölgesinde kriz yaratmaktan el çektikleri anlamına gelmez.

Hali hazırda Irak ve Suriye ve Lübnan’da siyasi ve askeri üstünlük direniş ekseninden yana ağır basmaktadır ve Amerika ve Avrupalı ve Arap müttefikleri bu yüzden direnişin bölgenin siyasi ve askeri denklemlerinde ve bölgenin geleceğinde gözardı edemiyor.

Gerçekte Suriye ve Irak orduları ve halk güçlerinin askeri sahada elde ettikleri zaferleri bölgede tüm dengeleri direniş hareketinin lehine değiştirmeye başladı. Bu zaferler siyaset arenasında da tekfirci teröristleri destekleyen Batılı devletleri ve bölgedeki ortaklarını siyasetlerini ve tutumlarını yeniden gözden geçirmeye zorladı.

Gerçekte bugün Suriye’de Beşar Esad’ın yasal yönetimini devirmek ve Irak’ta merkezi yönetimi zayıf konumda tutmak için demokrasi ve özgürlük maskeleri altında tekfirci teröristlere verilen destek artık hiç bir işe yaramadığı gözleniyor. Bu yüzden bugün teröristlerin hamileri Irak ve Suriye’de ordu birlikleri ve halk güçlerinin tekfirci IŞİD terör örgütünü geri püskürttüğü gerçeğini kabul etmekten başka çaresi kalmamıştır.

Teröristlerin hamileri tekfirci IŞİD terör örgütü 2014 yılında Musul’un kontrolünü ele geçirince, sözde bu örgütlü mücadele çerçevesinde ABD elebaşılığında uluslararası bir ittifak kurdular. Bu ittifaka bir çok Avrupa ülkesi ve Okyanusya bölgesi ve Ortadoğu bölgesinde yer alan ülkeler katıldı. Ancak bu ittifak IŞİD’i yok etmekten ziyade örgütü Amerika ve özellikle Arabistan ve İsrail başta olmak üzere bölgedeki müttefiklerinin hedefleri doğrultusunda yönetmeyi amaçlıyordu.

Gerçekte Amerika ve Batılı müttefikleri ve yine Arabistan ve İsrail gibi bölgedeki müttefikleri Amerika yönetimi 2003 yılında Irak topraklarını işgal ederek ulaşamadığı hedeflere tekfirci IŞİD terör örgütünü kurmak ve bu örgütü desteklemek ve Irak ve Suriye topraklarını parçalamakla ulaşmak istiyordu.

Bu yüzden Amerikalı istihbarat ve güvenlik yetkilileri ne zaman Musul işgalinden söz edilecek olursa, bu kenti IŞİD işgalinden kurtarmanın onlarca yıl süreceğinden söz ediyordu. Aslında Amerika ve Batılı ve bölgesel müttefikleri tekfirci IŞİD terör örgütü en az on yılın üzerinde ayakta kalmasını düşünüyordu ve bu tür açıklamaları ile IŞİD’in gücünü Irak ordusu ve halk güçlerinin gözünde abartmaya çalışıyordu. Fakat Irak ordusu ve halk güçleri İran ve Suriye ve Lübnan ve Rusya’daki dostlarının yardımları ile tekfirci IŞİD terör örgütünün üstesinden çok daha erken gelmeyi başardı

Irak’ta Musul kenti tekfirci IŞİD terör örgütü tarafından işgale uğradıktan sonra İran, Suriye, Rusya ve Lübnan’ın Hizbullah hareketi IŞİD ile mücadele için ortak bir merkez kurdu. Bu arada İran İslam Cumhuriyeti Irak devletine istişare ve lojistik destek vererek dünyada hangi ülkenin terörle mücadelede azimli ve kararlı olduğunu gözler önüne serdi. Gerçekte Batılı devletlerin İran İslam Cumhuriyeti’ni teröre destek vermek gibi yaftalarla suçlamalarına karşın İran’ın Irak’ta istişare yardımları ve Bağdat yönetimine verdiği silah ve lojistik destek tekfirci IŞİD terör örgütünün Irak’ta ilerlemesini durdurdu. Nitekim Iraklı siyasi ve askeri yetkililer bir çok kez bu gerçeği itiraf etti.

Aslında tekfirci IŞİD terör örgütü sadece bölgenin siyasi coğrafyasını değiştirmek için değil aynı zamanda nihai amaç olarak İran’a nüfuz etmek ve İran İslam Cumhuriyeti’ni istikrarsızlaştırmak için türetilmişti. IŞİD Irak ve Suriye’nin güvenlik satrancında hareketini başlattığında, örgüt elebaşıları ve onların hamileri bölgede hiç bir güç IŞİD’e galip gelemeyeceğini zannediyordu. Bu zümreye göre o günlerde bölgenin Osmanlı veya Abbasi hilafeti gibi dönemlere geri dönmesi en doğal beklentiydi. Bu yüzden Riyad ve Ankara’da IŞİD özel bir fırsat telakki edilerek örgüte yardım edilmeye başlandı.

2014 yılında Musul işgali sırasında Türkiye çok rahat bir şekilde bu kentteki diplomatlarını ve vatandaşlarını tahliye etti ve yine IŞİD’in gözü önünde bazı askeri birliklerini Kerkük eyaletinde Başika bölgesine konuşlandırdı ve Irak yönetimi resmi olarak itiraz ettiğinde de hiç bir koşul altında bu bölgeden çekilmeyeceğini ilan etti. Türkiye’nin dönem Başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş da Iraklı yetkililerin itirazlarına verdiği cevapta, Lozan anlaşması bize kendi topraklarımıza girme hakkını tanımıştır, dedi.

O günlerde Muhammed bin Salman da IŞİD’in Irak’ta hızlı bir şekilde saldırıya geçmesine gösterdiği tepkide, bu örgütün sünni bir itiraz hareketi olduğunu ve adaletsizliğe karşı ayaklandığını söyledi.

Tüm bunlardan başka Arabistan ve Türkiye istihbarat servislerinin IŞİD ile işbirliği yaptıklarını ortaya koyan bir çok belge ve kanıt da bulunuyor.

Ancak Musul kenti tekfirci IŞİD terör örgütü tarafından işgal altında tutulmasının üzerinden üç gyıl geçtiği halde ne Amerika ve ne de Batılı devletler ve ne de bölgede IŞİD’e destek veren ülkeler amaçlarına ulaşabildi ve pratikte tüm dengeler bölgede tekfirci terörle mücadele eden direniş ekseninin lehine dönüştü. Bu arada Irak ve Suriye ordularının IŞİD ile mücadelelerinde halk güçlerinin örgütün işgal ettiği bölgelerden geri çekilmesinde çok etkili oldukları belirtilmelidir. Nitekim ne zaman Musul’un batısında IŞİD’in son kaleleri çökmeye başlayınca, IŞİD artık direnemeyeceği ve bu bölgeyi korumaya kalkışacak olursa bunu yapamayacağını ve üstelik ağır kayıplar vereceğini anladı.

Musul’ın batısında Iraklı güçlerce yakalanan IŞİD komutanlarından biri kurtarıcı güçler olarak tabir ettiği çeşitli halk güçlerine değinerek, Iraklı komutanlara eğer bu güçler olmasaydı siz Musul veya bir başka yerde bir milimetreyi bile bizden geri alamazdınız, dedi.

Gerçekte Irak ve Suriye’de halk güçleri büyük bir saikle savaşıyor ve IŞİD ne ölümden korkan ve ne de yenilmek nedir bilen bu güçlere karşı teslim olmaktan başka çare bulamıyor. Nitekim bu özgüven ve iman duygusu İran ve Afganistan ve Lübnan’dan IŞİD ile mücadele için Irak ve Suriye milletinin yardımına koşan insanlarda gerçekten çok güçlüdür.

Her halükarda şimdi de IŞİD’i onca ağır yatırımlarla türeten ve destekleyen Amerika ve bölgedeki müttefikleri örgütün kolay kolay bir kenara itilmesine rıza gösterecekleri anlaşılıyor. Nitekim ne IŞİD elebaşıları ne de onlara destek veren ülkelerin istihbarat servisleri IŞİD’in askeri yenilginin ardından tamamen yok olmasını istiyor. Bu yüzden IŞİD’in hezimetleri ve geri çekilmesi tekfirci örgütün tamamen yok olduğu anlamına gelmediği kesindir.

Uzmanlar ise tekfirci IŞİD terör örgütü için çeşitli senaryolardan söz ediyor. Bu arada tekfirci terör örgütleri son üç yılda Irak ve Suriye’nin kaderini bir nevi birbirine bağladığı düşünüldüğünde tekfirci teröristlerin Suriye’deki kaderi Irak üzerinde de etkili olacağı anlaşılıyor.