IŞİD’in sonu için geri sayım - 2
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i87127-iŞİd’in_sonu_için_geri_sayım_2
Bugünkü sohbetimizde Irak ve Suriye orduları ve halk güçlerinin zaferleri ve tekfirci IŞİD terör örgütünün art arda hezimetleri ve örgüte destek veren Batılı devletlerin Suriye’ye yönelik tutumlarının değişmesinden söz etmek istiyoruz.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Ekim 13, 2017 13:04 Europe/Istanbul

Bugünkü sohbetimizde Irak ve Suriye orduları ve halk güçlerinin zaferleri ve tekfirci IŞİD terör örgütünün art arda hezimetleri ve örgüte destek veren Batılı devletlerin Suriye’ye yönelik tutumlarının değişmesinden söz etmek istiyoruz.

Geçen bölümde tekfirci IŞİD terör örgütünün Irak ve Suriye’de hezimete uğradığından ve Batılı devletler bu yüzden Suriye gelişmelerine karşı tavır değiştirmeye başladığından biraz söz etmiştik. Gerçekte Suriye ve Irak orduları ve halk güçlerinin askeri sahada elde ettikleri zaferleri bölgede tüm dengeleri direniş hareketinin lehine değiştirmeye başladı. Bu zaferler siyaset arenasında da tekfirci teröristleri destekleyen Batılı devletleri ve bölgedeki ortaklarını siyasetlerini ve tutumlarını yeniden gözden geçirmeye zorladı.

Gerçekte bugün Suriye’de Beşar Esad’ın yasal yönetimini devirmek ve Irak’ta merkezi yönetimi zayıf konumda tutmak için demokrasi ve özgürlük maskeleri altında tekfirci teröristlere verilen destek artık hiç bir işe yaramadığı gözleniyor. Bu yüzden bugün teröristlerin hamileri Irak ve Suriye’de ordu birlikleri ve halk güçlerinin tekfirci IŞİD terör örgütünü geri püskürttüğü gerçeğini kabul etmekten başka çaresi kalmamıştır.

Teröristlerin hamileri tekfirci IŞİD terör örgütü 2014 yılında Musul’un kontrolünü ele geçirince, sözde bu örgütlü mücadele çerçevesinde ABD elebaşılığında uluslararası bir ittifak kurdular. Bu ittifaka bir çok Avrupa ülkesi ve Okyanusya bölgesi ve Ortadoğu bölgesinde yer alan ülkeler katıldı. Ancak bu ittifak IŞİD’i yok etmekten ziyade örgütü Amerika ve özellikle Arabistan ve İsrail başta olmak üzere bölgedeki müttefiklerinin hedefleri doğrultusunda yönetmeyi amaçlıyordu.

Gerçekte Amerika ve Batılı müttefikleri ve yine Arabistan ve İsrail gibi bölgedeki müttefikleri Amerika yönetimi 2003 yılında Irak topraklarını işgal ederek ulaşamadığı hedeflere tekfirci IŞİD terör örgütünü kurmak ve bu örgütü desteklemek ve Irak ve Suriye topraklarını parçalamakla ulaşmak istiyordu.

Bu yüzden Amerikalı istihbarat ve güvenlik yetkilileri ne zaman Musul işgalinden söz edilecek olursa, bu kenti IŞİD işgalinden kurtarmanın onlarca yıl süreceğinden söz ediyordu. Aslında Amerika ve Batılı ve bölgesel müttefikleri tekfirci IŞİD terör örgütü en az on yılın üzerinde ayakta kalmasını düşünüyordu ve bu tür açıklamaları ile IŞİD’in gücünü Irak ordusu ve halk güçlerinin gözünde abartmaya çalışıyordu. Fakat Irak ordusu ve halk güçleri İran ve Suriye ve Lübnan ve Rusya’daki dostlarının yardımları ile tekfirci IŞİD terör örgütünün üstesinden çok daha erken gelmeyi başardı.

Irak’ta Musul kenti tekfirci IŞİD terör örgütü tarafından işgale uğradıktan sonra İran, Suriye, Rusya ve Lübnan’ın Hizbullah hareketi IŞİD ile mücadele için ortak bir merkez kurdu. Bu arada İran İslam Cumhuriyeti Irak devletine istişare ve lojistik destek vererek dünyada hangi ülkenin terörle mücadelede azimli ve kararlı olduğunu gözler önüne serdi. Gerçekte Batılı devletlerin İran İslam Cumhuriyeti’ni teröre destek vermek gibi yaftalarla suçlamalarına karşın İran’ın Irak’ta istişare yardımları ve Bağdat yönetimine verdiği silah ve lojistik destek tekfirci IŞİD terör örgütünün Irak’ta ilerlemesini durdurdu. Nitekim Iraklı siyasi ve askeri yetkililer bir çok kez bu gerçeği itiraf etti.

Aslında tekfirci IŞİD terör örgütü sadece bölgenin siyasi coğrafyasını değiştirmek için değil aynı zamanda nihai amaç olarak İran’a nüfuz etmek ve İran İslam Cumhuriyeti’ni istikrarsızlaştırmak için türetilmişti. IŞİD Irak ve Suriye’nin güvenlik satrancında hareketini başlattığında, örgüt elebaşıları ve onların hamileri bölgede hiç bir güç IŞİD’e galip gelemeyeceğini zannediyordu. Bu zümreye göre o günlerde bölgenin Osmanlı veya Abbasi hilafeti gibi dönemlere geri dönmesi en doğal beklentiydi. Bu yüzden Riyad ve Ankara’da IŞİD özel bir fırsat telakki edilerek örgüte yardım edilmeye başlandı.

2014 yılında Musul işgali sırasında Türkiye çok rahat bir şekilde bu kentteki diplomatlarını ve vatandaşlarını tahliye etti ve yine IŞİD’in gözü önünde bazı askeri birliklerini Kerkük eyaletinde Başika bölgesine konuşlandırdı ve Irak yönetimi resmi olarak itiraz ettiğinde de hiç bir koşul altında bu bölgeden çekilmeyeceğini ilan etti. Türkiye’nin dönem Başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş da Iraklı yetkililerin itirazlarına verdiği cevapta, Lozan anlaşması bize kendi topraklarımıza girme hakkını tanımıştır, dedi.

O günlerde Muhammed bin Salman da IŞİD’in Irak’ta hızlı bir şekilde saldırıya geçmesine gösterdiği tepkide, bu örgütün sünni bir itiraz hareketi olduğunu ve adaletsizliğe karşı ayaklandığını söyledi.

Tüm bunlardan başka Arabistan ve Türkiye istihbarat servislerinin IŞİD ile işbirliği yaptıklarını ortaya koyan bir çok belge ve kanıt da bulunuyor.

Ancak Musul kenti tekfirci IŞİD terör örgütü tarafından işgal altında tutulmasının üzerinden üç gyıl geçtiği halde ne Amerika ve ne de Batılı devletler ve ne de bölgede IŞİD’e destek veren ülkeler amaçlarına ulaşabildi ve pratikte tüm dengeler bölgede tekfirci terörle mücadele eden direniş ekseninin lehine dönüştü. Bu arada Irak ve Suriye ordularının IŞİD ile mücadelelerinde halk güçlerinin örgütün işgal ettiği bölgelerden geri çekilmesinde çok etkili oldukları belirtilmelidir. Nitekim ne zaman Musul’un batısında IŞİD’in son kaleleri çökmeye başlayınca, IŞİD artık direnemeyeceği ve bu bölgeyi korumaya kalkışacak olursa bunu yapamayacağını ve üstelik ağır kayıplar vereceğini anladı.

Musul’ın batısında Iraklı güçlerce yakalanan IŞİD komutanlarından biri kurtarıcı güçler olarak tabir ettiği çeşitli halk güçlerine değinerek, Iraklı komutanlara eğer bu güçler olmasaydı siz Musul veya bir başka yerde bir milimetreyi bile bizden geri alamazdınız, dedi.

Gerçekte Irak ve Suriye’de halk güçleri büyük bir saikle savaşıyor ve IŞİD ne ölümden korkan ve ne de yenilmek nedir bilen bu güçlere karşı teslim olmaktan başka çare bulamıyor. Nitekim bu özgüven ve iman duygusu İran ve Afganistan ve Lübnan’dan IŞİD ile mücadele için Irak ve Suriye milletinin yardımına koşan insanlarda gerçekten çok güçlüdür.

Her halükarda şimdi de IŞİD’i onca ağır yatırımlarla türeten ve destekleyen Amerika ve bölgedeki müttefikleri örgütün kolay kolay bir kenara itilmesine rıza gösterecekleri anlaşılıyor. Nitekim ne IŞİD elebaşıları ne de onlara destek veren ülkelerin istihbarat servisleri IŞİD’in askeri yenilginin ardından tamamen yok olmasını istiyor. Bu yüzden IŞİD’in hezimetleri ve geri çekilmesi tekfirci örgütün tamamen yok olduğu anlamına gelmediği kesindir.

Uzmanlar ise tekfirci IŞİD terör örgütü için çeşitli senaryolardan söz ediyor. Bu arada tekfirci terör örgütleri son üç yılda Irak ve Suriye’nin kaderini bir nevi birbirine bağladığı düşünüldüğünde tekfirci teröristlerin Suriye’deki kaderi Irak üzerinde de etkili olacağı anlaşılıyor.