IŞİD’in sonu için geri sayım - 3
Tekfirci IŞİD terör örgütü Irak ve Suriye’de işgal ettiği bir çok bölgeyi kaybederek hayatının sonuna yaklaşıyor.
Amerika askeri ve siyasi yetkililer IŞİD Musul’u işgal ettiğinde, Bağdat yönetimi bu örgütü bu kentten atmak için on yılı aşkın bir süreye ihtiyacı olduğunu belirtmişti. Ancak şimdi değil Musul, Irak ve Suriye’de bir çok bölge örgütün işgalinden kurtarıldı ve tekfirci örgüt ömrünün sonuna yaklaşıyor.
Aslında bu tekfirci örgütün elebaşıları Irak ve Suriye topraklarının bazı bölümlerini işgal ederek kendilerince Irak Şam İslam Devleti IŞİD adında bir devlet kurmayı ve Ortadoğu coğrafyasını değiştirmeyi hayal ediyordu. Daha doğrusu Amerika bu örgütü kurarak bu amaca ulaşmak istiyordu.
Amerika Başkanı Donald Trump seçim kampanyaları sırasında açıkça bu konuya değindi. Trump CBS News kanalının 60 dakika adlı programına Hillary Clinton ahmakça politikaları ile IŞİD’i icat etti, Clinton IŞİD’in ortaya çıkmasından sorumludur, demişti.
Trump bu konuya değinmeden önce de Hillary Clinton anılarını yazdığı kitabında IŞİD’in kuruluşunda Amerika’nın ele bulunduğunu dolaylı bir şekilde itiraf etmişti.
Tüm bu itiraflar, Amerikalıların 2011 yılında Irak’tan çekilmekle bu ülkede krizin devam etmesinde rol ifa etmeleri son bulmadığını ortaya koyuyor. Amerika bilkasi IŞİD adında tekfirci bir terör örgütü takviye ederek Irak’ta huzursuzlukları kendi politikaları doğrultusunda yönetme peşindeydi.
Gerçekte Amerika Irak topraklarını işgalederek ve Irak milletine ve Amerika halkına dayattığı onca ağır bedele rağmen istediği hedeflerine ulaşamamıştı. Şimdi de IŞİD’in hezimeti bir nevi ABD ve korsan İsrail’in Irak ve Suriye ve diğer İslam ülkelerinde kriz merkezlerinde uyguladığı komploların sonu demektir.
IŞİD nasıl El-Kaide’nin içinden türediyse, şimdi de işgal ettiği toprakları kaybedince örgüt elebaşıları yine Amerika’nın politikaları doğrultusunda farklı şekillerde hareket etmeye devam edecektir.
Buna göre El-Kaide’nin nasıl şekillendiği ve emerika’nın bu süreçte nasıl rol ifa ettiği gözden geçirilecek olursa konu daha iyi aydınlanacaktır.
Hillary Clinton nasıl ki Amerika’nın IŞİD’in türemesinde rol ifa ettiğini itiraf ettiyse, El-Kaide hakkında daha da net ifadeleri vardır. Hillary Clinton Ocak 2013’te yerini John Kerry’ye devrederken yaptığı konuşmada Amerika eski sovyetler birliğine karşı mücadelede El-Kaide’yi yarattığını itiraf ederek şöyle konuştu: gelin hep birlikte hatırlayalım, şu anda onlarla savaştığımız kişiler yani El-Kaide terör örgütü, 20 yıl önce onlara mali yardımda bulunduğumuz kişilerdir.
ABD dışişleri eski Bakanı Clinton bu yardımı Afganistan’da sovyetler birliği ile mücadele çerçevesinde haklı göstermeye çalıştı ve Amerika bu yoldan Ruslar orta Asya’nın denetimini ele geçirmesini engellemeye çalıştığını kaydetti.
Clinton ayrıca o dönemde sadece ABD eski cumhuriyetçi Başkanı Rigan değil, hatta demokratların kontrolünde bulunan kongrenin de bu harekete destek verdiğini vurguladı. Clinton konuşmasında ayrıca bu bağlamda Pakistan ve Arabistan istihbarat servisleri ile bu konuda anlaştıklarını ifade etti. Bu doğrultuda ABD Suud rejimi ve bazı Pakistanlı unsurların yardımı ile İslam’dan radikal selefi algı üzerine yatırım yaparak Afganistan’da sovyetler birliğini yenmeyi umdu.
Gerçekte El-Kaide terör örgütü vahabi ve selefi eğilimleri ile radikal köktenciliğin bir simgesidir ve görecede müşrikler ve kafirlerle cihat farizesini ihya etmeye çalışan ve nihai amacı salih seleflerin siyerine göre İslamî hilafeti ihya etmek isteyen bir örgüttür, fakat pratikte Amerika’nın politikalarına ve müslümanların arasında tefrika çıkarma hedefine hizmet etmektedir. Nitekim örgütün şii müslümanlar karşıtı eğilimleri bu gerçeği ortaya koymaktadır. Zira El-Kaide’nin tehlikeli şii karşıtı eğilimleri Amerika’nın bu örgüttün bölgede şii direnişe karşı kullandığı bir silahtır.
Ancak ne var ki El-Kaide terör örgütü yavaş yavaş ABD ve müttefiklerinin kontrolü dışına çıktı. 1989 yılında ve sovyetler birliğinin Afganistan’dan geri çekilmesinin ardından elkadi yeni cephelerin arayışına girdi ve kendinci kutsal cihadını sürdürmek istedi.
Fars körfezi ikinci savaşı olarak bilinen 1990 yılında Irak’ın Kuveyt’e saldırması ve ardından Amerika’nın bölgeye asker göndermesi El-Kaide için Amerika’nın özellikle Arabistan’daki çıkarlarını hedef alma bahanesini oluşturdu. Zira El-Kaide lideri Bin Ladin’e göre, Suud hükümdarları kafir ve asık olmuştu ve Irak topraklarına saldırıda kafirlerle işbirliği yapmakla beraber haçlı işgalcilere kutsal Arabistan topraklarına ayak basmalarına izin vermişti.
Bin Ladin bir kaç yıl Sudan’da yaşadı ve sonunda 1996 yılında Afganistan’a geri döndü ve Kabil’i ele geçiren ve hükümet kuran Taliban hareketine biat etti.
11 eylül 2001 tarihinde Newyork’ta ikiz kulelere ve Washington’da pentagon binasına düzenlenen saldırı El-Kaide açısından bir dönüm noktasıydı. Bu terör saldırılarının esas failleri kimler olduğu yönündeki tahminler bir yana, bu saldırılar El-Kaide’nin adını kamuoyunda ön plana çıkardı.
El-Kaide bu kez küresel hedefler belirleyerek faaliyetlerini dünyanın dört bir yanında sürdürdü ve 2004 ve 2005 yıllarında Avrupa kıtasına sızarak Madrid ve Londra kentlerinde bir kaç kez terör saldırıları düzenledi. Bu arada ABD ve Batı güdümünde bulunan Mısır, Arabistan, Fas, Cezayir, Tanzanya ve Kenya gibi ülkeler de El-Kaide saldırılarından nasipsiz kalmadı. Öte yandan bölge ülkeleri arasında Irak ve Afganistan toprakları Batılı güçlerce işgal edildiğinden, El-Kaide ve bu örgütün güdümünde hareket eden örgütlerin cirit attığı alana dönüştü. Gerçi Afganistan sovyetler birliğinin işgal yıllarında El-Kaide ve Taliban örgütlerinin gelişmesine zemin oluşturmuştu, fakat Irak El-Kaide için yeni bir tecrübe oldu.
Afganistan’da eski sovyetler birliğine karşı savaşın ve Arap Afganlar adıylaün yapan Arap mücahitlerin birinci kuşağı Amerika ve müttefikleri 2003 yılında Irak topraklarına saldırınca dünyanın dört bir yanından genç bir kuşağı toplayıp eğittiler ve bu kez Irak topraklarını kendilerinin cirit alanı seçtiler.
El-Kaide Irak’ta tevhid ve cihat cemaati adından bir örgüt kurarak bu ülkede varlığını ilan etti. Ancak El-Kaide’nin Irak kanadının saldırıları sadece Amerikalı işgalci askerlere karşı değildi ve Irak milleti ve devleti ve özellikle şii müslümanları da kanlı saldırılarının hedefi seçti.
Aslında Irak El-Kaide’si tamamen tekfirci ve şii karşıtı bir eğilimle şekillendi. Örgütün elebaşı Ebu Musab Zarkavi 15 Haziran 2004’te bir mesaj yayımlayarak şii müslümanları yalancı fırsatçılar niteledi ve bu kesimin İslam ümmetine yönelik tehlikesi Amerikalılardan daha fazla olduğunu iddia etti.
Zarkavi Irak halkından binlerce masum insanı katlettikten sonra 2006 yılında Amerikalı ve Iraklı güçlerin ortak operasyonunda öldürüldü.
El-Kaide’nin Irak kanadı esas örgüttün çok daha feci cinayetler işliyordu. Öte yandan Amerika ve Batılı müttefikleri ve Türkiye ve Arabistan gibi bölgesel müttefikleri 2011 yılında Suriye’yi krize sürüklediğinde El-Kaide’nin Irak kanadı operasyon alanlarını Suriye’ye kadar genişletti ve yine uzun bir aradan sonra Amerika ve Batılı müttefikleri ve bölgedeki ortakları ile ortak çıkarları söz konusu oldu.
El-Kaide’nin Suriye kanadı el nusra cephesi 22 Ocak 2012’de Ebu Muhammed Colani elebaşılığında varlığını ilan etti.