Suriye krizinin ufku
Suriye ordusu ve müttefikleri 2017 yılının ikinci yarısında tekfirci terör örgütleri ve silahlı muhalif gruplara karşı büyük zaferler elde etti.
Bu zaferlerden hareketle Suriye’de askeri sahada son durumu, ufkunu ve bölge içi ve bölge dışı aktörlerin tutumu büyük önem arz ediyor. Bu programda Suriye krizinde askeri sahada son durumu gözden geçirmek istiyoruz.
Suriye’de dayatılan savaş hızlı bir şekilde Suriye devleti ve müttefiklerinin lehine ilerliyor. Rusya savunma bakanlığının açıklamasına göre, Ekim 2017 itibarı ile Suriye topraklarının %92 kadarı tekfirci IŞİD terör örgütünün işgalinden kurtarıldı. En son IŞİD terör örgütünün Suriye’nin kuzeyinde ilan ettiği sözde hilafet devletinin merkezi Rakka, çoğunluğunu Suriyeli kürtlerin oluşturduğu YPG/PYD güçleri tarafından kurtarıldı.
Amerika’nın başını çektiği sözde uluslararası IŞİD karşıtı ittifakın sözcüsü albay Ryan Daylon 17 Ekim’de yaptığı açıklamada, ellerinden olan verilere göre hali hazırda Irak ve Suriye’de sadece 6500 IŞİD teröristi bulunduğunu, oysa örgüt gücünün zirvesinde bulunduğu günlerde 30 bini aşkın gücü bulunduğunu açıkladı.
Öte yandan Deyrizzur eyaletinde de IŞİD’ın Suriye’nin doğusunda kalesi olarak nitelenen stratejik El Meyadin kentinin kurtarılmasından sonra şimdi de stratejik önem arz eden Ebu Kemal bölgesi ve petrol sahalarını IŞİD işgalinden kurtarmak öncelikli hedef olarak belirlendi.
Ebu Kemal bölgesinin önemi, Ebu Kemal sınır güzergahı üzerinden Irak’ın Haşed-ul Şaabi güçlerinin Suriye içine sevkedilmesi ve teröristlere yönelik kuşatma çemberinin daraltılmasına imkan sağlaması yüzündendir. Ancak Amerika Suriye ordusunun Ebu Kemal bölgesine doğru ilerleyerek bu bölgeyi kurtarmasına mani olmaya çalışıyor. Bu arada Suriye ordusu ve müttefikleri Deyrizzur eyaletinde petrol sahalarını da IŞİD işgalinden kurtarmaya çalışıyor. Nitekim hali hazırda Suriye ordusu bu ülkenin en büyük petrol sahası olan El Ömer petrol sahasını kurtarma eşiğine geldiği anlaşılıyor.
Suriye ordusu ve müttefiklerinin gündeminde yer alan en önemli operasyonlardan biri ise Humus eyaletinde Tenef bölgesini kurtarmaktır. Ancak bu bölgeyi kurtarmak diğer bölgeleri kurtarmaya nazaran daha zordur. Zira bu bölge Irak, Suriye ve Ürdün arasında kalan ortak sınır bölgesidir. Bu bölgede Suriye’nin sözde yeni ordusu bulunuyor ve Amerika ve Avrupa bu teröristleri ılımlı ilan ederek onlara destek veriyor. Yeni Suriye ordusu Amerika ve İngiltere tarafından Ürdün topraklarından eğitilen 5 bin kişiden oluşuyor. Bu güçler bir yandan Ürdün’ü IŞİD teröristlerine karşı savunuyor ve öbür yandan Suriye ordusunun Irak ve Ürdün ile ortak sınır noktasına doğru ilerlemesini engelliyor.
Suriye’de en organize terör örgütlerinden biri olan El Nusra cephesi teröristleri genellikle Suriyeli olmayan unsurlardan oluşuyor ve en yoğun olarak İdlib eyaletinde bulunuyor. gerçi El Nusra da son zamanlarda IŞİD gibi insan gücü sorunu ile karşılaştığı anlaşılıyor. Amerika yönetimi de geçenlerde El Nusra cephesinin Suriye’de kimyasal silah kullandığını itiraf etmiş bulunuyor.
Özgür Suriye ordusu adlı örgüt de Türkiye sınırlarına yakın bölgelerde bulunuyor ve Türkiye İstihbaratı MİT ve ABD istihbaratı CIA tarafından destekleniyor. Gerçi bu örgütün şimdi pek güçlü olmadığı gözleniyor.
Her halükarda hali hazırda Suriye topraklarının teröristlerin işgalinden kurtuluş süreci ivme kazandığı ve son aşamalarına geldiği söylenebilir. Ancak Suriye yeni bir tehditle karşı karşıya bulunuyor. Bu tehdit bölge içi ve bölge dışı aktörlerin strateji değişikliğine gitmeleri ve Suriye’de bölge stratejisinden özerk bölgeler oluşturma stratejisine yön değiştirmeleridir. Amerika’nın başını çektiği yeni strateji Suriye yönetimini zayıflatmayı, özerk bölgelere geniş yetki vermeyi ve gayet tabi siyonist rejim İsrail’in güvenliğini temin etmeyi amaçlıyor.
Suriye kriziyle ilgili siyaset sahasında en önemli mesele, Astana ve Cenevre müzakerelerinin nasıl ilerletileceği meselesidir. Astana’da düzenlenen müzakerelerin yedinci turu 30 ve 31 Ekim tarihlerinde Kazakistan’ın başkentinde düzenlenmesi öngörülüyor. Bu müzakerelerde ateşkes anlaşmasının tedrici bir şekilde genişletilmesi ve Suriye’de çatışmasızlık bölgelerinin arttırılması gibi başlıkların ele alınması bekleniyor.
Astana’da altıncı tur müzakereler 14 ve 15 Eylül’de gerçekleşti ve Suriye ateşkesinin garantörleri olan İran, Rusya ve Türkiye İdlib eyaletinin bazı bölgeleri, Lazkiye, Halep ve Hama eyaletlerinin bazı bölgeleri, Dera ve Kanitare’nin bazı bölgeleri ve Humus, Şam ve Doğu Guta eyaletlerinin bazı bölgelerinde çatışmasızlık bölgeleri oluşturma konusunda anlaşmaya vardı ve bu bölgelere ateşkesi gözetlemek üzere askeri birlik konuşlandırıldı.
Suriye gelişmelerinin üçüncü boyutu, IŞİD işgalinden kurtarılan bölgelerin yeniden inşa edilmesi ile ilgilidir. Bu doğrultuda El Arabi El Cedid haber sitesi 20 Ekim 2017’de Samir Saifan kaleminden yayımladığı makalesinde şöyle yazdı:
Yıkılan yaklaşım bir milyon konut ve yine hasara uğrayan bir milyon konut ciddi bir şekilde inşa ve onarıma muhtaçtır. Bundan başka okullar, sağlık merkezleri, hastaneler, kamu binaları, fabrikalar, özel ve kamu sektörlerinin binaları, karayolları, elektir ve su şebekeleri ve altyapılar ağır hasara uğramıştır. Binaların uğradığı hasarın yanında bir çok kamu ve özel firmaları ve kurumları da savaş sırasında ya yıkılmış ya da malları çalınmıştır. Son yıllarda savaş halinde olan yüz binlerce Suriyeli vatandaşın silahsızlandırılması ve yurt dışındaki 6 milyon Suriyeli mülteci ve yine yurt içindeki 6 milyon mülteciyi barındırmak da söz konusudur. Bu duruma bakıldığında Suriye’nin yeniden inşa edilmesi bir kaç milyar ve belki de bir kaç on milyar dolarla olamayacağını ve yüz milyarlarca dolar bütçe gerektiği söylenebilir.
Dünya bankası 2016 yılında Suriye’nin yeniden inşa edilmesi için 200 milyar dolar para gerektiğini açıklamıştı. Ancak bu paranın karşılanması oldukça zor gözüküyor. Bu süreçte dikkat çeken nokta, Suriye’ye dayatılan 7 yıllık savaşta bu ülkede tüm terör örgütlerini her açıdan destekleyen Arabistan, Amerika ve bazı Avrupa ülkeleri şimdi Suriye’de savaşın sonuna yaklaşıldığı bir sırada bu ülkenin yeniden inşa edilmesi için yardım etmeye hazır olduklarını ilan etmeleridir ki bu da siyaset dünyasının acı mizahlarından biri sayılır.
Suriye krizi ta baştan sırf iç aktörler veya terör örgütleri ile Suriye nizamının savaşı ile sınırlı değildi. Bu krizde bölge içi ve bölge dışı aktörler de Suriye yönetimi hamileri veya karşıtı olarak aktifti ve halen de öyledir. İran İslam Cumhuriyeti ve Rusya federasyonu gibi Suriye nizamına destek veren aktörler Suriye’de terör örgütleri ile mücadele yolunu tutarken, Şam yönetimi karşıtı olan ülkeler çeşitli şekillerde terör örgütlerini destekleme stratejisini izlemeye başladı. Ancak Suriye krizi üzerinden yedi yıl geçmesine karşın Suriye nizamı düşmediği gibi, terör örgütlerinin dağılma ve çökme süreci ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ivme kazandı. Bu şartlarda ise Suriye yönetimi karşıtı olan aktörler bu kez Suriye stratejilerini gözden geçirme yolunu tuttu.
Genel olarak Suriye arenasının ecnebi aktörlerinin tutumlarını gözden geçirmeleri iki çelişkili eksen olan federal düzen oluşturmak ve Suriye’de zayıf ve beceriksiz bir yönetimi işbaşına getirmek ve sonuçta Suriye üzerindeki nüfuzlarını arttırmak veya Şam’da güçlü bir yönetimin işbaşına gelmesinden ibarettir.
Şimdi birinci ekseni, yani federal bir düzen kurmayı gözden geçirelim.
Suriye’de merkezi yönetimin zayıflamasına yol açacak federal bir düzen kurmak, Amerika ve Arabistan ve korsan İsrail ve bazı Avrupa ülkelerinin Suriye’de oluşan yeni şartlarda izledikleri en önemli stratejileridir. Bu çerçevede görünen o ki Amerika elebaşılığındaki bu zümre muhaliflerin aracılığı ile en az iki özerk bölge kurmayı amaçlıyor.
Suriye’de bu bağlamda en muhtemel ve ilk özerk bölge Suriye’nin kuzeyinde üç kantondan oluşan bir Kürt özerk bölge olduğu anlaşılıyor. Her biri çeşitli bölgeleri kapsayan bu üç kanton, Haseke ve Rakka’dan oluşan Cezire kantonu, Halep’in kuzeyinde yer alan Kobani kantonu ve Halep’in kuzeybatısı ve İdlib’in kuzeyinde yer alan Afrin kantonundan ibarettir.
Bundan başka Suriyeli kürtler Deyrizzur bölgesinde petrol kaynaklarına musallat olmak üzere Suriye yönetimi ile rekabet ediyor. Nitekim geçen gün Suriyeli kürtlerin Suriye’nin en büyük petrol sahası olan El-Ömer petrol sahasına musallat oldukları bildirildi. Yine ABD tarafından desteklenen YPG güçlerinin Rakka kentini ele geçirmesini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir.
Amerika Suriye’de kürtlerin yoğunlukta bulunduğu bölgelerde on kadar askeri, operasyon ve istihbarat üssü kurduğu biliniyor. YPG güçleri 20 Ekim tarihinde, yani Rakka kenti tekfirci IŞİD terör örgütünün işgalinden kurtarıldıktan dört gün sonra bir bildiri yayımlayarak Rakka eyaleti sakinlerinin bu eyaletin kaderini demokratik ve federal bir Suriye çerçevesinde belirleyeceklerini açıkladı.
Ancak Amerika’nın Suriye’nin bu bölgesinde kürtleri kapsayan bir özerk bölge kurmak üzere desteklemesi çeşitli tepkilere yol açtı. Şam Times sitesi Iraklı kürtlerle Suriyeli kürtleri karşılaştırarak şöyle yazdı: Iraklı kürtlerin meselesi geçen yüzyılın 70’li yıllarından sonra siyasi boyut kazandı. Ancak bu durum Suriye için geçerli değildir. Amerika devleti Irak ve Suriye’de kürtlere yönelik planları üzerinde ısrar ediyor, fakat siyasi stratejik düzeyde yaşanan hatalardan ve devam ettiği takdirde kürtlerin inzivası ve bulundukları bölgede kuşatılması ile sonuçlanacak durumdan ibret almaları gerekiyor.
Görünen o ki Suud rejimi de Amerika’nın Suriye’de kürtlerin yaşadığı bölgelere yönelik bu stratejisine destek veriyor. Bu bağlamda Arabistan kralının Fars körfezi işleri danışman veziri Samer Sahban’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgeye gönderdiği özel temsilcisi ve uluslararası IŞİD karşıtı ittifakın koordinatörü Berth Mc Gort’un Suriye’nin Rakka kentine ziyaretine paralel olarak bazı aşiret liderleri ile görüştüğü belirtiliyor.
Suriye’de ikinci muhtemel özerk bölge ise bu ülkenin bazı Güney eyaletlerini kapsıyor. Amerika Sevida, Dera ve Kanitare eyaletlerini özerk yapmak istiyor. Bu strateji aynı zamanda korsan İsrail ve Suud rejimi tarafından da destekleniyor. Aslında bu üç eyaleti kapsayan özerk bir bölge oluşturmanın amacı, Amerika ve bazı Avrupa ülkeleri ve Arabistan ve siyonist rejim İsrail’in Suriye, Irak ve Lübnan’da direniş ekseni merkezlerinin birbiriyle bağlantılarını kesmektir.
Her halükarda Suriye’de özerk bölgeleri oluşturmak sadece Şam’da merkezi yönetimin zayıflaması ile sınırlı kalmayacak, aynı zamanda, bölgede direniş eksenini zayıflatma amacına hizmet edecektir. Gerçekte bu strateji, Suriye’yi parçalama stratejisinin zayıflatılmış şeklidir.
İkinci eksen, Suriye’de pasif ve beceriksiz bir iktidarı işbaşına getirmektir. Bu strateji bazı bölgesel aktörlerin ve özellikle son yedi yılda sürekli Şam yönetimine karşı faaliyet yürüten Türkiye’nin gözetlediği stratejidir Türkiye Suriye’de özerk bir Kürt yönetiminin oluşmasına kesinlikle karşıdır. Bu yüzden Ankara yönetimi Kobani ve Afrin kantonları arasında kalan yüz kilometrelik bir alanı işgal ederek Suriye’nin kuzeyinde özerk bir Kürt yönetiminin oluşmasına engel olmak istiyor. Çünkü Türkiye açısından Suriye’nin kuzeyinde böyle bir yönetimin oluşması Suriyeli ve Türkiyeli kürtlerin irtibat durumuna geçmesine ve özellikle kürtlerin Akdeniz kıyılarına ulaşmasına yol açacaktır. Gerçi Suriyeli kürtler Mesut Barzani ve Kuzey Iraklı kürtlerle pek araları yoktur, fakat Türkiyeli kürtler ve özellikle PKK ile iyi ilişkileri bulunuyor ki bu da Türkiye açısından ciddi bir tehdit sayılıyor. Buna karşın Türkiye yönetimi Suriye’de zayıf bir iktidarın işbaşına gelme stratejisini izliyor, zira Ankara yönetimi Suriye’de Beşar Esad iktidarının devrilmesinden tamamen umudunu kestiği ve bu şartlarda bir yandan Suriye’nin içişlerine karışmayı sürdürürken, öbür yandan da bu ülkede nüfuzunu arttırmak istiyor ve hedeflerin ancak Suriye’de zayıf bir iktidarın işbaşına gelmesi ile mümkün olacağını düşündüğü anlaşılıyor.
Rusya federasyonu Suriye krizinde en etkili bölge dışı güçlerden biridir ve Amerika ve bazı Avrupa ülkelerinin tam aksine Suriye’de terör örgütleri ile mücadele yolunu tuttu ve 2015 yılından beri de Suriye’de doğrudan askeri varlık sergilemeye başladı. Gerçekte Rusya’nın askeri ve diplomatik destekleri Suriye’de dengelerin Şam yönetimi lehine değişmesi ve terör örgütlerinin çökme süreci ivme kazanmasında en etkili etkenlerden biridir. Rusya yeni şartlarda da Suriye’de nüfuzunu arttırma stratejisi olan eski stratejisini izlemeye devam ediyor.
Rusya meseleleri uzmanı Davut Kiyani’ye göre Tartus askeri üssü Rusya ve Suriye’nin arasındaki askeri işbirliğinin en önemli etkeni olduğunu belirtiyor. Akdeniz kıyılarında yer alan Tartus üssü stratejik öneme sahiptir ve bu yüzden şimdiye kadar Rusya tarafından korunmuştur.
Ortadoğu meseleleri uzmanı Hadi Muhammedi de Suriye aslında Rusya’nın Ortadoğu bölgesinde en önemli ve tek askeri üssü olduğunu ve bu üssü kaybetmenin Rusya’nın Ortadoğu bölgesinden silinmesi anlamına geldiğini belirtiyor. Bu arada Rusya dünyada Batı ile yüzleşmede hangi noktada yenildiyse yeniden arenaya giriyor ve böylece tüm dünyaya iktidarını göstermeye çalışıyor.
Suriye krizinin bir başka önemli aktörü olan İran İslam Cumhuriyeti bu ülkede terörle savaş başladığı ilk günden itibaren Suriye nizamının yanında yer aldı ve terörle ciddi ve pratik mücadeleye öncelik verdi. Aslında Suriye ordusunun tekfirci terör örgütlerince işgal edilen bölgeleri kurtarmakta başarılı olmasının bir sebebi, İran İslam Cumhuriyeti’nin bu ülkede rol ifa etmesi ve Şam yönetimini çok yönlü desteklemesidir.
Şimdiki şartlarda da İran İslam Cumhuriyeti’nin en önemli stratejisi Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve Şam yönetimini zayıflatacak her türlü girişime muhalefet etmesidir.
İran İslam Cumhuriyeti Suriye’de güçlü bir merkezi iktidarın işbaşında olmasını istiyor, zira bunun bölgede direniş ekseninin takviyesinde de önemli bir etken olarak görüyor. Bu doğrultuda İran genel kurmay Başkanı General Muhammed Bakıri Ekim ayının ortalarında Suriye’ye yaptığı ziyareti sırasında Suriyeli mevkidaşı General Ali Eyyüb ile ortak basın toplantısında yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: İran İslam Cumhuriyeti bölge ülkelerinin toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi bir ilke olarak benimsiyor. Biz hangi ülke bir başka ülkede askeri operasyon yapmak istiyorsa o ülkeni toprak bütünlüğüne saygı göstererek ve yasal yönetiminin daveti ile bunu yapması gerektiğine inanıyoruz. Bölge ülkelerinin milli egemenliği ve toprak bütünlüğü, herhangi bir etnik grup veya azınlık bir isteği varsa bu isteğine yasal yollardan ve merkezi yönetimle müzakere ederek ulaşmasını icap ediyor. Umarız bir daha Irak’ın kuzeyinde demokrat parti lideri Mesut Barzani’nin yaptığı hataya benzer bir hataya şahit olmayız.