Filistin’in Balfour bildirisinden yüz yıl sonra kaderi - 1
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i88848-filistin’in_balfour_bildirisinden_yüz_yıl_sonra_kaderi_1
Filistin tarihini nasıl okumak gerekir? Filistin milletinin kaderi tarihin neresinde yazıldı ve adeta sürünerek ilerleyen bu harekette hangi aktörler rol ifa etti? Filistin tarihi sürecinde Balfour bildirisi ne gibi bir rol ifa etti ve bu bildiriyi nasıl okumak gerekir? Bu gelişmenin etkileri nerelere kadar uzandı ve Filistin milletinin kaderi nasıl bu bildirinin katmanları arasında saklandı?
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Kasım 07, 2017 15:53 Europe/Istanbul

Filistin tarihini nasıl okumak gerekir? Filistin milletinin kaderi tarihin neresinde yazıldı ve adeta sürünerek ilerleyen bu harekette hangi aktörler rol ifa etti? Filistin tarihi sürecinde Balfour bildirisi ne gibi bir rol ifa etti ve bu bildiriyi nasıl okumak gerekir? Bu gelişmenin etkileri nerelere kadar uzandı ve Filistin milletinin kaderi nasıl bu bildirinin katmanları arasında saklandı?

1917 yılında İngiltere dönem yönetiminin bir yükümlülüğü olarak onaylanan Balfour bildirisi şöyle diyor: Filistin’de Yahudi bir devlet kurulması zaruridir ve buna göre İngiltere devleti bu tarihi misyonu yerine getirmekle yükümlüdür.

Şimdi 2017 yılında, yani bu bildirinin onaylandığı günün 100. Yıldönümündeyiz.

Peki ama, bu bildirinin açık gizli hedefleri neydi? ve esas itibarı ile neden onaylandı? Gelin birlikte bir göz atalım.

Balfour bildirisi aslında Britanya devletinin 1917 yılında onayladığı ünlü deklarasyondur. Britanya devleti bu bildiride siyonistlerin Filistin toprakları üzerinde sözde Yahudi bir devlet kurma ülküsü ile dayanışmasını ilan etmiş oldu. Bildiri bir mektup şeklinde yayımlandı ve Lord Balfour 2 Kasım 1917’de o günlerde siyonizm hareketinin liderlerinden biri olan Lord Edmond Rothschild’e gönderdi.

Lord Balfour’un Lord Rothschild’e yazdığı mektupta şu ifadeler yer alıyordu:

Sevgili Lord Rothschild, majesteleri devletini temsilen siyonist Yahudilerin bakanlar kuruluna sunulan ve onaylanan istek ve arzuları ile gönül birlikteliğimi bildirmekten büyük mutluluk duyuyorum. Majesteleri devleti Filistin’de Yahudi milleti için milli bir vatan kurulmasını ilgili ile takip ediyor ve kuruluşuna imkan hazırlamak için tüm çabasını sarf edecektir. Ancak açıkça bilmek gerekir ki Filistin’de yaşayan ve Yahudi olmayan grupların medeni haklarına veya başka ülkelerde yaşayan Yahudilerin yasal haklarına ve konumuna aykırı ve zarar verecek hiç bir iş yapılmamalıdır.

Bu bildiriyi siyonizm birliğine iletirseniz çok memnun olacağım. İmza.

Aslında bu mektubun içinde gerçek amaç, bir sloganın ardında saklanmıştı ve sözde Yahudi milleti için milli bir vatanı kurma ilgisi yaftasının ardında Filistin topraklarının siyonistlerce işgalinin tanınması amaçlanıyordu. Üstelik bu sinsi hareketin amacı zulüm altında avare olan bir kesime yardım etmek değil ve tamamen siyasi sömürücü bir hedefi gerçekleştirmekti.

Böylece İngiltere’nin dönem Dışişleri Bakanı Arthur Balfour 2 Kasım 1917 tarihinde daha sonraları Balfour bildirisi adı ile ün yapan bu bildirisi ile Filistin topraklarında siyonistler için bir devlet kurulmasını destekledi. O günlerde Filistin hâla Osmanlı imparatorluğunun bir parçası sayılıyordu.

İngiltere’nin 19. Yüzyılda başbakanlarından biri olan Sir Henry Kampel Banerman Ortadoğu bölgesinin önemi ve İngiltere’nin bu bölgede konumu hakkında şöyle diyor:

Dünyada öyle bir yer var ki en önemli stratejik boğazlar orada yer alıyor ve bunlardan her biri kısa bir süreliğine kapanırsa dünya ekonomisini sarsar. Bu bölgede ayrıca dünyanın en zengin yeraltı kaynakları bulunuyor ve dünya ekonomisi tamamen bu kaynaklara bağımlıdır. Bu özellikleri bulunan bu bölge çoğunluğu Müslüman olan milletlerden oluşuyor. Bunlar aynı dini ve inancı paylaşıyor. Eğer biz dünyada efendiliğimizi sürdürmek istiyorsak, mutlaka bu bölgede ayak basacak yerimiz olmalıdır.

Gerçekte bu bakış açısı, siyonizmin ortaya çıkışının asıl nedeni, bu zümrenin dünya genelinde yaşayan Yahudilerin bir devlete ihtiyaç duyduğu için buraya geldikleri iddiasından çok farklı olduğunu ortaya koyuyor. İngilizler aslında Balfour bildirisinden önce ve Sykes Picot anlaşması ile Filistin’i işgal etmişti. İngilizler daha sonraki yıllarda ve Balfour bildirisini uygulama çerçevesinde Filistin’de nüfus yapısını değiştirmeye çalıştı. Bu çerçevede ve 1917’den BM’nin Filistin topraklarında sözde Yahudi devletinin kuruluşunu onayladığı 1947 yılına kadar geçen sürede dünyanın dört bir yanından Yahudiler Filistin’e getirildi.

Bu arada tarihçilerin arasında yaygın olan uydurma bir kanaate göre Balfour bu bildiride Yahudilerin çektiği zulüm ve acılara karşı derin üzüntüsünü beyan etti ve artık Hristiyan medeniyetinin Yahudiler için bir şeyler yapma zamanı geldiğini ortaya koydu. Oysa tarihte de belirtildiği üzere Lord Balfour Yahudi karşıtıydı. Balfour 1903 ila 1905 yılları arasında İngiltere Başbakanı olduğunda, İngiltere’ye göç eden ve İngiliz toplumuna uyum sağlamak istemeyen Yahudileri sert bir dille eleştirdi ve ülkesine yönelecek muhtemel sorunlardan çekinerek Yahudi göçmenlere karşı bazı kısıtlayıcı yasalar çıkardı.

Gerçekte Balfour bildirisi, Lord Balfour’un siyasi yaşamının en seçkin hareketiydi. Balfour bildirisi yayımlandıktan yedi ay sonra Filistin toprakları General Alnebi komutasındaki İngiliz güçler Osmanlı ordusu ile savaşın ardından Britanya tarafından işgal edildi. General Alnebi’nin Filistin’de uyguladığı askeri operasyon Balfour bildirisi çerçevesinde gerçekleşti ve sonuçta İngilizlerin Filistin’de askeri hükümetinin kurulmasına yol açtı. Bu gelişme aynı zamanda dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Yahudilerin İngilizlerin ve Yahudi işadamlarının yardımları ile Filistin’e göç ettirilmesine zemin hazırladı.

1922 yılında Balfour bildirisi Yahudi devletinin kuruluşu ile ilgili maddenin kaldırılmasından sonra milletler cemiyetinde onaylandı. Bundan sonra siyonistlerin tüm çabaları dünyanın dört bir yanından Yahudileri Filistin topraklarına göç ettirme üzerinde odaklandı.

Aslında siyonist rejim İsrail, Balfour bildirisi ile start alan bir ecnebi komplosuydu. Siyonistler 1897 yılında İsviçre’nin Ball kentinde düzenledikleri birinci siyonizm konferansından 1917’de Balfour bildirisini yayımladıkları güne kadar şaşkındı ve nereye gideceklerini bilemiyordu. Uganda, Arjantin ya da başka bir yer onlar için bir ülkü, bir hayal ve bir arzuydu, fakat Balfour bildirisinde yer alan vaatle bu arzu ve hayal bir projeye dönüştü. Bu proje sömürücü İngilizlerin yardımı olmadan asla gerçekleşemezdi.

Balfour bildirisi ile birlikte siyonist rejim kendine bir tarih yapmaya başladı ve "biz İngiltere sömürüsünün altında olan bir millettik ve İngiltere’nin geri çekilmesi ile birlikte kendi kaderimizi belirleme hakkı çerçevesinde varlığımızı ilan ettik", yaftasını ileri sürdü. Oysa bu iddia, tarihi gerçeklerin açıkça tahrif edilmesidir. Zira Filistin işgal edilerek manda altına alınmadan ve bu süreçte bu bölgenin nüfusu yapısı ve coğrafi şartları ve sosyal meseleleri değiştirilmeden bu tarihi değişiklik mümkün değildi. Çünkü gerçekte Yahudilerin Filistin topraklarında hiç bir kökü yoktur ve işgal altındaki Filistin’de Yahudi milleti diye bir şey de söz konusu değildir. Bu işin asıl gerçeği, bir avuç siyonistin ve bazı Yahudilerin küresel siyonizmin yatırımları ile çeşitli ülkelerden Filistin topraklarına göç ettirilmesinden ibarettir. Sir Henry Kampel Banerman şöyle demişti: Eğer biz dünyada efendiliğimizi sürdürmek istiyorsak, mutlaka bu bölgede ayak basacak yerimiz olmalıdır.

Kuşkusuz Filistin milletinin kaderi, tarihte kayda geçen bir dizi komplolardan geriye kalan eski bir yaradır.