Saad Hariri istifası; sebep ve sonuçları
Lübnan Başbakanı Saad Hariri beklenmedik bir harekette başbakanlık görevinden istifa ettiğini açıkladı. Hariri’nin bu hareketi başta Arabistan’ın bu istifa üzerindeki tesziri başta olmak üzere çeşitli açılardan üzerinde durulması gereken bir hareket sayılır.
Aslında Lübnan yasalarına göre Başbakan istifa etmeye karar verdiğinde bu konuyu resmi bir yazı ile Lübnan cumhurbaşkanına bildirmesi ve yazısında istifa meselesini gündeme getirmesi ve ardından cumhurbaşkanının resmi cevabını beklemesi gerekir. Ancak Saad Hariri sebeplerini Arabistan içinde aramak ve anlamak daha uygun olduğu anlaşılan tamamen muğlık bir atmosferde istifasını Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Aun’a resmen bildirmeden bir TV kanalında ve alelacele ilan etti.
Saad Hariri istifasında Lübnan milletini muhatap alıyor ve Lübnan ve diğer bazı Arap ülkeleri, içişlerine yönelik dış müdahalelerin yüzünden kritik bir süreci izlediklerini iddia ediyor. Saad Hariri Amerika ve Suud rejiminin Yemen, Bahreyn, Suriye ve Lübnan krizlerine ve bu ülkelerin içişlerine müdahalelerine işaret etmeden ve özellikle İsrail’in Lübnan’a dayattığı savaşlara değinmeksizin istifa açıklamasında İran İslam Cumhuriyeti’ni hedef alıyor. Kuşkusuz bu tutum, Hariri istifasının özellikle Arabistan’da açıklanmasının nihai amacı, İran İslam Cumhuriyeti aleyhinde yeni bir psikolojik savaş ve saldırı için zemin hazırlamaktır.
Saad Hariri’nin istifa bildirisinde İran İslam Cumhuriyeti ve Lübnan Hizbullah hareketi hakkında fitneci sözcüğünü kullanması, son aylarda ve özellikle Amerika Başkanı Donald Trump’ın Arabistan ziyaretinin ardından Suud rejimi elebaşılarının siyasi açıklamalarını ve sergiledikleri tutumlarını hatırlatan bir harekettir.
Saad Hariri istifa bildirisinde Suriye’de yaşanan askeri krizi takiben geçen bir kaç yıl içinde Lübnan Hizbullah hareketi hakkında kullandığı sözcüklerin aynısını kullanıyor ve Hizbullah hareketini Lübnan devleti içinde bir devlete benzetiyor. Oysa hem Hariri ve hem Lübnan’ın tüm siyasi şahsiyetleri ve siyasi kanatları ve özellikle bu ülkenin halkı, Hariri’nin Mişel Aun’un cumharbaşkanlığı üzerinde varılan siyasi mutabakatın ardından Başbakan seçildiğini çok iyi biliyor, nitekim o günden beri Lübnan’da siyasi dengeler bakımından Saad Hariri’nin Mustakbil partisi ile Hizbullah arasında herhangi bir özel değişiklik yaşanmadığı ve şartların Hariri Başbakan olduğu günde olduğu gibi olduğu ve Hariri’nin Başbakanlık koltuğuna oturması Hizbullah hareketi ile siyasi uzlaşmasının sonucu olduğu da bilinen gerçeklerdir. Ancak o günden beri değişen bir şey varsa, Suriye’de askeri sahada şartların değişmesi ve Suriye ordusu ve müttefiklerinin tekfirci IŞİD terör örgütüne karşı art arda zafer kazanmasıdır. Öte yandan o günden beri El Nusra cephesi ve IŞİD terör örgütleri Suriye ve Lübnan’ın ortak sınırlarında Lübnan ordusu ve Hizbullah’ın işbirliği sayesinde temizlendi ve Lübnan bu açıdan daha güvenli hale geldi.
Saad Hariri istifasını açıklarken Hizbullah hareketinden hakaret içeren sözcüklerle söz ediyor ve bu direniş gücünü sadece Lübnan’da değil diğer Arap ülkelerinde de İran’ın fitne çıkarma aracı şeklinde tanımlıyor. Oysa asıl Hariri’nin Mustakbil partisi ve Lübnan’daki Suud müttefikleri Lübnan’la Suriye sınırında çöreklenen tekfirci terör örgütlerine terörist ve silah ve lojistik yardım gönderen taraflardır ve asıl onlar Lübnan’ı Suriye savaşına bulaştırmıştır. Hizbullah hareketi ise ancak bir yıl sonra Suriye’de askeri sahada yaşanan çatışmalara taraf olmuştur. Öte yandan Lübnan’da tüm taraflar ve hatta 14 Mart hareketine üye kanatlar Hizbullah’ın bu politikası Lübnan içinde her türlü iç savaş ve etnik çatışmanın önüne geçtiğinin bilincindedir.
Saad Hariri istifasını açıklarken, Lübnan ve Ortadoğu bölgesinde direniş gücü olarak bilinen Hizbullah hareketinin silahını sorgulamaya çalışıyor. Oysa asıl Hizbullah hareketi 2000 yılından beri Lübnan’ın güneyini siyonist İsrail ordusun varlığından ve yine bu ülkenin Doğu sınırlarını El Nusra ve IŞİD gibi tekfirci terör örgütlerinin pisliğinden temizleyen güç olmuştur. Nitekim eğer Lübnan Hizbullah hareketinin askeri operasyonları ve uygulamaları olmasaydı bugün Lübnan tekfirci teröristlerin Lübnan milleti ve devletine karşı savaşına sahne olacaktı.
Saad Hariri’nin lübnah Hizbullah hareketinin Kuveyt’te Abdoli adı ile anılan önceden tasarlanan bir senaryoya müdahale ettiğine vurgu yapması, aslında hatta Kuveytli yetkililerin bile bu senaryonun Suud elebaşılarının baskıları ile Kuveyt’te şekillenen bir senaryo olduğunu bildikleri içi çıkmış bir planı yeniden gündeme taşıma gayretidir, nitekim Kuveytli yetkililer İranlı yetkililerle görüşmelerinde bu uydurma senaryonun uygulanmasını önlemeye güçleri yetmediğini itiraf etmiştir. Fakat Saad Hariri’nin bu bağlamda açıklamasında kullandığı ifade biçimi Suud rejiminin Kuveyt’te bu uydurma senaryoya İran ve Hizbullah adını karıştırma çabalarının tekrarı olduğunu ortaya koyuyor.
Saad Hariri Amerika tarafından Lübnan bankalarına uygulanan baskı ve yaptırımların sebebini de Hizbullah olarak açıklıyor ve bu durum Lübnan halkının geçimini ve Lübnan yönetimini zor durumda bıraktığını ileri sürüyor. Oysa Amerika yönetimi, Hizbullah hareketinin Lübnan bankaları ve mali kurumları ile hiç bir ilgisi olmadığını ve Lübnan’ın bankacılık sistemini kullanmadığını herkesten daha iyi biliyor.
Aslında Amerika Hizbullah hareketini bahane ederek ve İsrail’in güvenliğini temin etmek amacıyla Lübnan’ın mali ve iktisadi güvenliğini bozuyor ve bu ülkede zemini dini ve etnik çatışmalara ve özellikle şii sünni savaşının ateşini yakmaya hazır hale getiriyor. Zira Amerika yönetimi Lübnanlı bankalara yeni yaptırımları uygulamaya başlayınca bir çokları Lübnan’da şii müslümanları hedef göstermeye başladı. Lübnan merkez bankası yetkilileri ise Amerika yönetimi bu politikası ile Lübnan’da şii sünni arasında mezhep ekseninde fitne çıkarmaya çalıştığını ilan etti.
Saad Hariri’nin istifa açıklaması açıkça pek yakında Lübnan’a geri dönmek istemediğini gösteriyor. Hariri bunun için şartları Lübnan’da Refik Hariri suikasti yaşandığı döneme benzetiyor ve açıkça hayatı tehlikede olduğunu söylüyor. Hariri bu sözleri Suriye savaşı başladığı ilk aylarda da dile getirmişti ve güvenlik gerekçelerini bahane ederek Lübnan’a gelmiyordu ve daha çok Paris ve Riyad’da kalıyordu. Hariri, Suriye’de Beşar Esad yönetimi devrilince, Şam havaalanı üzerinden Beyrut’a geri döneceğini söylüyordu. Hariri sonunda Beyrut havaalanına geri döndü ve Hizbullah ile anlamlı ve açık bir uzlaşmanın ardından Başbakan oldu ve Hizbullah’ın cuhurbaşkanlığı koltuğu için desteklediği Mişel Aun da Cumhurbaşkanı oldu.
Eğer Hariri hakikaten Lübnan’da can güvenliği olmadığından emin olsaydı asla Lübnan’a geri dönmezdi ve Başbakan olduktan sonra da eğer aynı yönde kanaat getirseydi bundan çok önceleri bu durumu ifşa ederek Lübnan’dan ayrılırdı. Fakat kesin olan şu ki Saad Hariri’nin kendi durumunu babasına benzetecek hiç bir delili bulunmuyor ve sadece bu tür suçlamalarla istifasını mantıklı göstermeye ve iç arenada Hizbullah’a yönelik baskıları attırmaya çalışıyor.
Aslında Saad Hariri’nin Lübnan başbakanlığından istifa etmesi büyük bir siyasi gaf sayılır. Hariri çok rahat Lübnan’a geri dönebilir ve istifasını cumhurbaşkanına sunabilir ve bir TV programında istifasını açıklayarak Beyrut’tan tekrar Riyad’a geri dönebilirdi. Fakat Hariri’nin bu yanlış hareketi, aslında Suud rejiminin elebaşılarının talimati ve baskıları yüzünden istifa ettiğini gösteriyor. Nitekim şimdi de Lübnan ve bölgede Arabistan’da zorunlu ikamet ettiğinden söz ediliyor.
Öte yandan Hariri’nin istifa metni kesinlikle gerçek bir istifa metnine benzemiyor ve daha çok İran ve Hizbullah hareketini suçlayan ve hakaret eden siyasi bir bildiriyi andırıyordu ki bu da Suud rejiminin istifada ayak izlerini daha belirgin hale getiriyordu.
Peki şimdi Saad Hariri’nin istifa mektubundan sonra neler olacak?
İlkin, Lübnan yönetimi istifa eden bir yönetim olarak tanınacak ve ülkenin içişlerini yönetmek üzere geçici olarak görev yapacak. Bu arada Lübnan Cumhurbaşkanı bu mevki için yeni birini belirleyecek.
Öte yandan Lübnan’ın siyasi durumu, Cumhurbaşkanı seçilemediği dönem gibi olacak ve Lübnanlı politikacıların tabiri ile bu ülke yeniden belirsiz bir hedefe doğru hareket edecek.
Kuşkusuz Lübnan’ın ehli sünnet müslümanlarının en büyük siyasi partisi olan Mustakbil partisi yeni hükümete katılmayacak, hatta Mustakbil partisi ile aynı ittifakta yer alan diğer sünni partiler de yeni hükümete katılmayı reddedecek. Bu durum Lübnan’ın iki büyük topluluğu olan şii ve sünni müslümanların arasında hakim olan huzuru bozacak ve hatta dini ve etnik çatışmalara sebebiyet verebilecek.
Lübnan’da Mustakbil partisinin hükümetten çekilmesinin ardından bu ülkenin siyasi şartları ve parlamento içindeki ilişkiler ve özellikle yeni seçim yasası olumsuz etkilenecektir. Hatta Lübnan yeni parlamento seçimlerini yapmayabilir ve sonuçta bu ülkenin serbest siyasi hareketi yeniden durabilir.
Lübnan’da Saad Hariri’nin istifa etmesi yüzünden bu ülkenin tanınmış ehli sünnet akımlarının hükümetten çekilmesi, Beyrut’la Batı ve özellikle Avrupa ve Amerika ile aralarındaki ilişkilerin zayıflamasına yol açacak ve Lübnan’ın gelecek hükümetinin bu taraflarla pazarlık gücünü şiddetle etkileyecektir. Bu durum hiç kuşkusuz Lübnan’a ağır siyasi ve iktisadi bedel ödetebilir.
Bu yüzden Saad Hariri’nin istifası Suud rejiminin titizlikle hazırlanan bir planı olduğu düşünülüyor, zira Hariri’nin istifa etmesi Lübnan’a yeni şartları dayattığı gibi bu ülkeyi iktisadi ve siyasi açıdan da yeni bir çıkmazla karşı karşıya getirecek ve sonuçta Suud rejimi siyasi hedeflerine ulaşmış olacaktır. Bu yüzden Hariri’nin istifasından sonra Suud rejimi müttefikleri ile birlikte Lübnan’a yönelik bir dizi yeni cezaları uygulaması da bekleniyor.
Öte yandan Saad Hariri’nin başbakanlık görevinden istifa etmesi, Suud rejiminin Lübnan Hizbullah hareketine karşı yeni bazı adımları atma yolunu açmış olacak. Nitekim doğal olarak Hizbullah ve Mustakbil partisi arasında siyasi diyalog belirsiz bir süreliğine askıya alınacaktır.
Geçmiş yıllarda Suud rejimi Hizbullah hareketini terörist ilan etmesinden sonra BAE gibi bazı Arap emirlikler de Arabistan’a benzer bir tutum sergiledi ki bunun sonucunda da yüzlerce Lübnanlı aile bu ülkelerden sınırdışı edildi. Şimdi de Lübnan halkı ve Hizbullah’a yönelik benzer bir uygulamanın başlaması bekleniyor. Bu arada bazı resmi olmayan duyumlar, Suud rejimi müttefikleri ile birlikte bu kez Hizbullah hareketine karşı farklı uygulamalarda bulunacağını ve bu uygulamaların Amerika’nın siyasi desteği ile beraber olacağını gösteriyor.
Şimdi Saad Hariri istifa ettikten sonra herkes Lübnan Hizbullah hareketi genel sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah’ın bu istifaya karşı nasıl bir tutum sergileyeceğini merakla bekliyordu. Ancak Hizbullah genel sekreteri Lübnan’da her türlü fitneyi önlemek için asla aceleci bir tavır sergilemedi ve Lübnan’da siyasi atmosferi sakinleştirmeye çalıştı.