Tel aviv ve Riyad’ın İran’la mücadelede ortak çıkarları
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i91715-tel_aviv_ve_riyad’ın_İran’la_mücadelede_ortak_çıkarları
Arabistan’ın 2030 yılına kadar köklü değişimlere uğrayacağından söz edilirken, Riyad’ın şimdiki elebaşıları bu yolda Arabistan’ı modernize etme sevdasının yanı sıra esas eksenini de İran ile rekabet ve düşmanlık üzerinde inşa ettiği anlaşılıyor.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Aralık 09, 2017 16:57 Europe/Istanbul

Arabistan’ın 2030 yılına kadar köklü değişimlere uğrayacağından söz edilirken, Riyad’ın şimdiki elebaşıları bu yolda Arabistan’ı modernize etme sevdasının yanı sıra esas eksenini de İran ile rekabet ve düşmanlık üzerinde inşa ettiği anlaşılıyor.

Uzun yıllar muhafazakar tutum sergilemeyi gündemlerinde tutan ve sonunda da uygulamaları başka ülkelerde açık gizli darbe yaptırma çerçevesinde köklü değişimleri gerçekleştirmekten ibaret olan Suud rejiminin önde gelen devlet adamları şimdi ise Arabistan için kontrollü bir değişim sürecini başlatmak istiyorlar.

Arabistan’ın şimdiki kralı Salman bin Abdulaziz’in üçüncü eşinden oğlu ve bu ülkenin veliaht prensi ve kraliyet tahtına ve tacına en yakın isim olan Muhammed bin Salman bu değişim sürecini ABD Başkanı Donald Trump ile dostluk kurmak ve Avrupa liderleri ile çok kez görüşmekle başlattı ve ardından İran ile dostluğu ve yakınlığı ve Riyad’ın sözünü dinlememeyi bahane ederek Arap birliği liderleri arasında tefrika çıkarmaya başladı ve kendince Amerika’nın dünyadaki konumunu korumaya çalıştığı kılığa bürünmek istedi.

Ancak Suud rejiminin yeni politikaları bununla da sınırlı kalmadı. Yemen topraklarına hiç bir haklı gerekçe olmaksızın saldırmak, Katar devleti ile aniden ilişkileri kesmek ve bu ülkeye çok yönlü abluka uygulamak, Irak devleti ile diplomatik ilişkileri yeniden kurmaya çalışmak ve yirmi yılın ardından Iraklı şii politikacılarla irtibat kurmak, hepsi Suud rejiminin dış politikasında görece değişikliklerden bazılarıdır ve yine hepsinin ucunda İran İslam Cumhuriyeti’nin bölgede nüfuzu ile mücadele etmekten başka bir şey yer almamaktadır.

Şimdi dünyanın en büyük milyarderlerinden olan ve Arabistan’da muhalefet kanadında yer alan çok sayıda prens ve üst düzey eski yetkili Muhammed bin Salman’ın hapishanelerinde işkence altına alındıkları ve mal varlıklarına el konduğu ve Suud sarayı ve Arabistan camiasına oldukça gergin bir atmosfer hakim olduğu bir sırada ve ayrıca uluslararası camia Suud rejiminin bölgede ve özellikle Yemen’de işlediği korkunç cinayetlere karşı ses çıkarmadığı halde son günlerde BM ve insan hakları örgütleri Riyad yönetimine Yemen’deki cinayetlerini durdurması için uyguladığı ağır baskılardan sonuç alamadığı ve yine Suud hanedanı Katar yönetimini tüm baskılarına rağmen dize getiremediği bir sırada bu kez Saad Hariri’nin fiyasko istifası ve ailesini rehine alması, Suud rejiminin siyasi kifayetsizliği pazelini tamamlayan son parça oldu.

Bu arada yaşanan bir başka önemli gelişme, siyonist rejim İsrail’in enerji Bakanı Yual Schtainitz’in yaptığı itiraftır. Siyonist Bakan şu itirafta bulundu: İsrail ve Arabistan İran konusunda ortak kaygıları konusunda birbiriyle gizlice temasları olmuştur. Biz bir çok Arap ve İslam ülkesi ile kısmen gizli olan ilişkilerimiz vardır ve biz genellikle mahcup olan taraf değiliz. Asıl karşı taraf bu ilişkilerin gizli kalmasını isteyen taraftır. Bizim genellikle bu konuda sorunumuz yoktur. Ancak madem ilişkilerimiz ister Arabistan ister başka Arap ülkeleri veya İslam ülkeleri ile gelişmekte olursa biz de karşı tarafın isteğine saygı duyarız ve bu ilişkileri gizli tutarız. Biz Kuzey sınırlarımızda İranlıların bir askeri üs kurmalarını engelleme yönünde baskı yapıyoruz ve Arap dünyası da bu konuda bize yardım ediyor. Nitekim İran ile sağlanan nükleer anlaşmayı ıslah etmeye çalıştığımız sıralarda da bazı ılımlı Arap ülkeleri bize yardımcı oldu.

Reuters haber ajansı ise siyonist bakanın bu itirafları hakkında yaptığı yorumda, bu ifşaat İsrailli üst düzey bir yetkinin bu tür gizli temasların gerçekleştiği yönünde yapılan ifşaatta bir ilk sayıldığını belirtti.

Aslında bu çok önemli bir noktadır ve korsan İsrail eski savaş Bakanı Moşe Yalon da bu noktaya vurgu yaparak şöyle demiştir:

Bizim İbranice söylediklerimizi Arapça olarak Adil Cubeyr’in dilinden duymamız tesadüfi bir durum değildir.

Peki ama, İsrail elebaşıları Arabistan ile ilişkilerden ne gibi kazanımları olacağını düşünüyor?

Siyonist rejim elebaşıları açıkça başta Arabistan olmak üzere ılımlı Arap ülkeleri ile ilişkileri onlara İran’ı durdurmakta yardım ettiğini belirtiyor. Siyonist rejim elebaşıları ayrıca şimdi küresel güçlere İran’ın Suriye’nin kuzeyinde askeri üs kurmasına onay vermemeleri yönünde baskı uyguladıklarında Arap ülkeleri de bu yolda İsrail’e yardımcı olduklarını belirtiyor, nitekim bu bağlamda pek de yersiz konuşmadıkları anlaşılıyor, zira İsrail’in sözünü ettiği Arap ülkelerinin arasında Arabistan’dan başka bölgedeki kuklaları yani Bahreyn ve BAE de aktif rol ifa ediyor ve hatta diğer bazı Arap ülkeleri de bu yolda İsrail’e hizmet etmekten çekinmiyor.

Geçen hafta korsan İsrail genel kurmay Başkanı Gadi Aizenkot İlaf adında bir Arap online dergiye verdiği mülakatta, Tel aviv istihbarat bilgilerini Riyad rejimi ile paylaşmaya hazır olduğunu açıkladı. Siyonist komutan, Tel aviv ve Riyad’ın İran ile mücadelede ortak çıkarları olduğunu da vurguladı.

El Meyadin haber kanalı da İsrail medyasından naklen bir raporunda şu ifadelere yer verdi:

Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman, İran’ın nüfuzu ile mücadele için İsrail ile müzakereleri ilerletmekten başka çaresi olmadığını düşünüyor. İran’ın muhafızlar ordusu subayları ve Hizbullah’ın yeni kuşak komutanları İsrail ordusuna karşı en tehlikeli tehditler sayılıyor.

Batı Asya bölgesinde yaşanan gelişmeler ve özellikle bu bölgede yer alan ülkelerin durumu ve Amerika ve İsrail ile ilişkileri ele alındığında, bu zümrenin bölgede direniş eksenini hedef tahtasına oturttukları ve buna göre de bu eksenin en etkili unsurlarından İran ve Lübnan Hizbullah hareketine saldırdıkları gözleniyor. Kuşkusuz bölgede direniş ekseninin son zaferleri ve direniş güçlerinin vahdeti ve ortak çabaları ile gerçekleşen IŞİD terör örgütünü Irak ve Suriye genelinden temizlemeleri bölgede Arap – Batı eksenini şiddetle zayıflattı ve bir zamanlar üye sayısı 50 ülke ve kurumun üzerinde olduğu ilan edilen bu eksenin şimdi sadece ABD, İsrail ve Arabistan’dan oluşan üçlü şer ittifakı ile kısıtlanmasına sebebiyet verdi. Burada ilginç olan nokta ise, şer üçgeninin üç üyesinden ikisi yani Amerika’da Trump ve Arabistan’da Muhammed bin Salman uygulamaları yüzünden iç arenalarında ağır eleştirilere maruz kalmaları ve hatta kendi partileri ve yandaşları tarafından da sert bir şekilde eleştirilmeleridir.

Gerçekte şimdi bölgede direniş ekseninin esas düşmanı siyonist rejim İsrail’dir. Bu rejim son günlerde yaptığı ifşaat ve çeşitli elemanlarını dizmek ve Amerika ve Suud rejiminden yararlanmakla bu iki ülkenin yönetimlerini bölgede kendisine yönelik birer kalkan olarak yararlanmayı ve hasmane politikalarını gütmeyi başarmıştır. Gerçekte İsrail bölgede bir takım münakaşaların sayesinde işgal altındaki Filistin topraklarında yayılmacı politikalarını ilerletmeyi ve Filistin milletinin kesin haklarını yok etmeyi amaçlıyor.

Siyaset meseleleri uzmanlarına göre eğer Suud hanedanı siyonist İsrail ile ilişkilerini normalleştirme ve bu rejimle ittifak kurma yolunu tutacak olursa kendini İslam dünyasının başı ve haremeyni şerifeynin hademesi ilan eden Arabistan her şeyini kaybedecek ve Arap dünyasının önde gelen liderlerinin bu duruma ses çıkarmamasına karşın Suud hanedanı rezil rüsvay olacaktır. Öte yandan eğer Arabistan bu oyunda başarılı olmaz ve bölünmeye ve parçalanmaya maruz kalacak olursa, bu durumda yine kazanan taraf İsrail olacak ve kendine güvenli bir çevre oluşturarak işgalci siyasetlerini sürdürecektir.

Lübnan’ın El Ahd internet siyasi ise şöyle yazıyor:

Siyonist rejim savaş Bakanı Avigdor Liberman Arap liderlerden kırk yıl önce Camp David anlaşmasını imzaladıktan sonra işgal altındaki toprakları ziyaret eden Mısır’ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Enver Sedat gibi hareket etmelerini istiyor. Liberman İsrail rejimi şimdi her zamankinden daha çok Arap ülkeleri ile bölgesel sorunlarını çözümleme noktasına yaklaştığını ve Ortadoğu bölgesi her zamankinden daha çok İran karşıtı ılımlı ülkelerin ittifak kurmalarına ihtiyaç duyduğunu söylüyor.

Her hakükarda Arabistan’ın durumu tahmin edilenin çok çok ötesinde kritik olduğu anlaşılıyor. Nitekim Arabistan’ın hatta İran meselesi yüzünden İsrail’e yakınlaşması da, Suud hanedanının ifşa edip etmemesi önemli olmayacak kadar gizli bir konu olmadığı gözleniyor.