Suud hanedanı, İslam dünyasının vahdeti yolundaki engel
Suud hanedanı ve vahabi tarikatı, İslam dünyasında vahdetin yolunda en önemli engellerdir.
Bunlar kendilerini haremeyni şerifeynin hademeleri ve İslam ahkamının uygulayıcıları ve hatta vahdet taraftarı ilan ediyor, ancak pratikte attıkları sloganların tam tersini uyguluyor. Bu ise münafıkların yaptığı işin ta kendisidir
İslam dünyasında vahdet, Müslümanların en eski arzularından biridir. Bu vahdetin sayesinde Müslümanların kardeşliği hangi mezhepten ve etnik gruptan olursa olsun pekişir ve düşmanlar İslam ülkelerine el uzatmaya cesaret etmez.
Vahdetin büyük tesirleri yüzünden Kur'an'ı Kerim ve hadislerde bu konuya sık sık vurgu yapılmıştır. Kur'an'ı Kerim’in Al-i İmran suresinde yüce Allah Müslümanlardan ilahi ipe sarılmalarını ve dağılmamalarını istemiştir. Kur'an'ı Kerim müfessirleri ilahi ipten maksadın İslam ümmetini birleştiren İslam dininin kendisi, İslam Peygamberi -s-, o hazretin pak ehli beyti -s- ve Kur'an'ı Kerim gibi her şey olduğunu belirtiyor.
Ancak bunca vahdet etkeni ve İslam izleyenlerinin birlikteliği için İslam alimleri ve aydın şahsiyetlerinin onca çaba ve emeğine rağmen Müslümanlar hala İslam dininin gözetlediği vahdet ve dayanışmaya kavuşamamıştır. Bu başarısızlığın sebebini ise İslam dünyasının vahdeti yolunda var olan engellerde aramak gerekir. Bu engelleri ise genelde iç ve dış etkenler olarak ikiye ayırmak mümkün, gerçi bazen bu iki farklı grupta yer alan bazı etkenler birbirine bağlıdır.
Vahdetin dış etkinleri İslam dini ve Müslümanların inancına muhalif olan ve onları iç ihtilafları körükleyerek dağıtmaya çalışan ecnebi devletler ve akımlardır. Ancak İslam dünyasının vahdetini engelleyen iç etkenler daha önemli ve daha etkilidir. Cahillik, bağnazlık, yanlış düşünce, bilinçsizlik ve nifak, iç etkenlerden bazılarıdır. Bu arada maalesef İslam dünyası içinde bazı devletler ve akımlar bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde Müslümanların ihtilafı yönünde ve İslam dini düşmanlarına hizmet edecek şekilde hareket etmektedir.
İslam dünyasının içinde tefrikacı bir rol ifa eden önemli akımlardan biri vahabi tarikatıdır. Vahabi tarikatı bu tarikatın kurucusu olan Muhammed bin Abdulvahab’la Suud hanedanı 18. Yüzyılın ortalarında ittifak kurmalarından sonra güçlenmeye başladı ve hemen İslam dünyası içinde tefrikacı ve şiddet içerikli icraatına başladı. Bu ittifakın ardından kısa bir sürede Arabistan’ın Mekke ve Medine gibi önemli kentleri vahabilerin saldırısına uğradı. Vahabiler hatta Irak’ın Kerbela ve Necef kentlerine de saldırarak bu kentin sakinlerini katliam etti.
Vahabi düşüncesi esas itibarı ile diğer İslamî mezheplerle önemli farklılıkları bulunuyor. Vahabiler dinin önde gelen büyükleri ve hatta İslam Peygamberi’ne -s- tevessül etmeyi şirk biliyor ve evliyaların mezarını ziyaret etmemek gerektiğine inanıyor. Bu gerici tarikat bir çok medeniyet simgesini kullanmayı da dine aykırı biliyor, gerçi zamanla ve pratikte bu inançlarından el çektikleri gözleniyor.
Kuşkusuz İslamî tarikatlar ve mezheplerin arasında bazı ihtilaflar bulunuyor, fakat bu ihtilaflar Müslümanların birbirini kırması veya şiddet uygulamasına gerekçe oluşturmuyor, zira mezhebe dayalı inançları korumakla beraber ortak ilkelerin üzerinde uzlaşmaya varmak ve vahdeti sağlamak mümkün.
Ancak vahabiler bir avuç bağnaz ve mantıksız insanlardır ve bir tek kendilerinin söylediği sözlerin doğru olduğunu zannediyor. Oysa Allah Resulü -s- şöyle buyuruyor: kim insanları bağnazlığa davet edecek olursa bizden değildir. Kim bağnazlık yüzünden savaşırsa bizden değildir ve kim bağnazlıkla ölürse bizden değildir.
Ancak vahabi tarikatının bağnazlığa dayalı inancına göre kim bu tarikatın inançlarını benimsemezse müşrik biliyor ve yok edilmesi gerektiğini savunuyor. Bir başka ifade ile bu sapkın tarikat inançlarını zorla başkasına kabul ettirebileceğini zannediyor. Aslında bu düşünce, vahabilerin inançları güçlü bir temelden yoksun olması ve halk tarafından benimsenmemesinden kaynaklanıyor.
Arabistan’da petrol bulunması ve bu maddenin satışından elde edilen büyük gelirin Suud hanedanının kesesine girmesi vahabi tarikatına bu paradan yararlanarak nüfuzunu yaygınlaştırma fırsatı sundu. Bu doğrultuda Suud rejimi çeşitli ülkelerde vahabi tarikatına özel dini medreseler açmaya ve bu medreselerde başka mezheplere karşı olan vahabi düşünceli talebeleri yetiştirmeye başladı.
Suud rejimi ayrıca dünyanın bir çok bölgesinde dini merkezler açarak propaganda yapmaya başladı ve böylece başkalarını vahabi inancına yönelmeye teşvik etmeye çalıştı.
Öte yandan yeni kitle iletişim araçlarının ortaya çıkmasından sonra medeniyet simgeleri kullanmayı İslam şeriatine aykırı bilen vahabiler hemen mesnetsiz inançlarının propagandasını yapmak ve Müslümanların arasında tefrika çıkarmak için radyo, televizyon, uydu ve internet gibi kitle iletişim araçlarını kullanmaya başladı. Gerçekte Arabistan’ın petrol satışından elde ettiği yüklü paralar vahabilere bu alanlarda yüklü yatırımlar yapma imkanı sağladı.
Bu arada Suud rejimi şiddet ve savaşı gündeminde tutmaya devam ediyor ve propagandaları da daha çok İslam dünyasında tefrika ve savaş çıkarmaya yönelik olduğu anlaşılıyor. Bu çerçevede vahabiler son yıllarda çok sayıda tekfirci terör örgütü kurdular. Bu örgütlerin en belirgin özellikleri bağnazlık, gericilik, başka Müslümanlara düşmanlık gütmek ve kan akıtmaktır. Afganistan’da tekfirci El-Kaide terör örgütü, Nijerya’da Boko Haram örgütü, Irak ve Suriye’de IŞİD ve el Nusra cephesi, Somali’de Eşşebab terör örgütü ve yine Lübnan, Libya, Mısır ve Afganistan’da bu örgütlere benzer terör örgütleri, vahabi tarikatının inançlarını izleyen bazı tanınan terör örgütleridir. Bu örgütler gerçekte Suud hanedanının İslam dünyasında tefrika çıkarma, savaş ve şiddet uygulamanın temsilcileridir.
Suriye ve Irak, Suud rejimi tekfirci terör örgütlerini kullanarak yıkıcı savaşları dayattığı ve yüz binlerce masum insan bu savaşların kurbanı olduğu iki ülkedir. Bundan başka tekfirci terör örgütlerinin düzenlediği terör saldırılarında şimdiye kadar Pakistan, Afganistan, Mısır, Libya ve Lübnan’da ve hatta bazı Avrupa ülkelerinde binlerce insan hayatını kaybetti.
Bu arada Suud rejimi desteklediği tekfirci terör örgütlerinin cinayetleri ile de yetinmiyor ve bazı ülkelerle doğrudan savaşa girdiği gözleniyor. Bugün yaklaşık 2.5 yıldır mazlum Yemen milleti Suud ordusunun barbarca saldırılarına maruz kalıyor. Şimdiye kadar on binlerce Yemenli Suud rejiminin hava akınlarında hayatını kaybetti, on binlerce Yemenli de yaralandı. Bugün Yemen Suud rejimi ve müttefiklerinin karadan, denizden ve havadan uyguladığı abluka yüzünden kolera gibi türlü hastalıklar ve yoksulluk ve açlıkla pençeleşiyor.
Suud rejiminin Bahreyn’e müdahalesi ve bu ülkede hüküm süren despot Halife rejimine destek vermesi de Bahreyn halkının bastırılmasına sebebiyet veriyor. Yine ilginçtir ki bu ülkelerin tümü İslamî olmanın yanında Arap dünyasının ülkeleridir ve Arap dünyasının liderliği iddiasında bulunan Arabistan vahabi tarikatının zor ve şiddete dayalı anlayışı ile bu liderliğini Arap dünyasına dayatmaya çalışıyor. Oysa bu tutum pratikte Arap dünyasında tefrikayı daha da körüklediği gözleniyor.
Ancak Suud rejiminin nifakını ve İslam düşmanlarına hizmet ettiğini gün ışığına çıkaran en önemli durum, Suud hanedanının İslam dünyasının baş düşmanı Amerika’ya hizmet etmesidir. Gerçekte Suud hanedanı ta baştan İngiltere ve ardından Amerika’nın himayesi altında olmuştur. Amerika bu despot hanedanın tefrikacı ve hasmane politikalarına tam destek veriyor, öyle ki hatta Yemen milletinin katliamında da bu rejime silah yardımının yanı sıra siyasi ve propaganda açısından da destek sağlıyor. Gerçekte Suud hanedanının bu siyaseti Nisa suresinin 137 ve 138. Ayetlerini hatırlatıyor. Ayetler şöyle buyurmakta:
İman edip sonra inkâr edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenleri, sonra da inkârlarını arttıranları Allah ne bağışlayacak, ne de onları doğru yola iletecektir.Münafıklara, kendileri için acı bir azap olduğunu müjdele!
Suud hanedanının yeni yeni gün ışığına çıkan İslam düşmanları ile dostluğunun bir başka örneği, siyonist İsrail rejimi ile dostluğu ve eşgüdümlü hareket etmesidir. Gerçi eskiden de Suud hanedanı ile Kudüs’ü işgal eden rejim arasında perde arkasında ilişkileri hakkında bazı haberler yayımlanmıştı, fakat şimdi her iki taraf açıkça ilişkilerini ilan ediyor, öyle ki siyonist rejimin eski savaş bakanlarından Moşe Yalon şöyle diyor: Arabistan Dışişleri Bakanı Adil Cubeyr'in bizim ibranice söylediklerimizi Arapça söylemesi tesadüfi bir olay değildir.
Suud hanedanı ile siyonistlerin dostluğu ve birlikte hareket etmeleri Yahudilerle münafıkların asrı saadette İslam Peygamberi -s- ve Müslümanlara karşı kurdukları ittifakı hatırlatıyor.
Öte yandan İran İslam Cumhuriyeti nizamının tefrikacı ve yayılmacı hedefleri yolunda ciddi bir engel olarak gören Suud rejimi İran ile düşmanlık güttüğü ve bu doğrultuda Amerika ve siyonist rejimle ittifak kurduğu gözleniyor. Suud hanedanı yüklü paralar harcayarak bazı irticai Arap rejimlerini satın almaya çalışıyor. Suud hanedanının bu siyaseti İslam dünyasında nifak ve ihtilaf yaratmanın en bariz örneğidir ve İslam ümmetine darbe vurmaktan başka hiç bir getirisi yoktur.
Her halükarda Suud hanedanı ve vahabi tarikatı, İslam dünyasında vahdetin yolunda en önemli engellerdir. Bunlar kendilerini haremeyni şerifeynin hademeleri ve İslam ahkamının uygulayıcıları ve hatta vahdet taraftarı ilan ediyor, ancak pratikte attıkları sloganların tam tersini uyguluyor. Bu ise münafıkların yaptığı işin ta kendisidir. Kur'an'ı Kerim münafıkların iddiaları hakkında şöyle buyuruyor:
Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, "Biz ancak ıslah edicileriz" derler. Bunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar.
İslam dünyasının vahdetini engelleyen dış düşmanların durumu ve Müslümanların onlara karşı ne yapacağı açıkça bellidir. Ancak kendilerini Müslüman gibi gösteren ve pratikte tefrika ve nifak yaratan iç düşmanları tespit etmek ve onlarla mücadele etmek daha zordur. Bu yüzden İslam Peygamberi -s- şöyle buyurur:
Ben ümmetim için ne müminden ve ne de müşrikten korkarım, zira mümin insanı Allah teala imanı yüzünden korur ve müşrikleri de şirki yüzünden yok eder. Benim esas korkum, sizin inancınıza uygun konuşan ama inancınıza aykırı amel eden münafıklardır.