Arabistan’ın kırılgan konumu ve Suud elebaşılarının bocalaması - 1
Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Salman geçenlerde ABD Başkanı Donald Trump ile İran aleyhinde bir ittifak kurma peşinde olduklarını açıkladı. Bin Salman ne demek istedi?
Bu, Suud hanedanının en büyük sorunudur. Trump Amerika’nın önceki başkanlarına göre hala belli bir dış politikası yoktur. Trump daha çok içe doğru bakıyor, dış politikası de daha çok ic ekonomiye hizmet etmeye yöneliktir. Buna göre Trump’ın Suud hanedanına eşlik etmesi ilk etapta iktisadi çıkar amaçlıdır ve ikinci derecede Arabistan’ın dini ve siyasi nüfuzunu İsrail’in hizmetinde ve yine İran nüfuzunu önlemekte kullanmaktır. Son iki konuda bu konular İran çıkarları ile çeliştiğinden, Trump büyük sorunlarla karşı karşıyadır. Yani Trump her söylediğini gerçekleştiremez, ayrıca Trump’ın Suud hanedanı ile işbirliğinde sıkıntı yaşanmaktadır. Trump’ın kızını ve damadını sadece beyaz saraydan değil, hatta Washington’dan ihraç etmesinin sebebi bu sorun yüzündendir. Üstelik Trump’ın Ortadoğu ve Fars körfezi politikasının belli olmaması, Amerika ile Arabistan ilişkilerini bir nevi belirsiz halde tutmaya devam edecektir. Her halükarda sizin sorunuz, gerçeklere değil, sadece bin Salman’ın kuruntularına dayalı bir sorudur.
Arabistan devletinin çökmesi veya sarsılması ne kadar muhtemeldir? Acaba bu durum İran için bedel mi yoksa fırsat mı sayılır?
Aslında hem batılıların, hem Arapların ve hem Suud hanedanı içinde Arabistan’ın durumuna çok kötümser bakanların ve mevcut krizlerin nasıl aşılması gerektiğini düşünenlerin sayısı çoktur. Suud rejimi pratikte çok sarsılmış ve kırılgan konuma gelmiştir ve eski istikrarına kavuşması da imkansız gibi duruyor, ister bin Salman olsun, ister olmasın. Üstelik son günlerde bin Salman’a suikast düzenlenmesi için bir çok girişimde de bulunulmuştur. Ama bunun İran için bedel mi yoksa fırsat mı sayıldığına gelince bu, bizin ortaya çıkan şartlardan nasıl gerçekçi bir şekilde yararlanmamıza bağlıdır. Bugün dünyanın dört bir yanına kök salan zengin Vahabi tarikatı onca geniş teşkilatına rağmen krize sürüklenmiştir ve artık eski konumuna da geri dönemeyeceği kesindir. Ancak Arabistan’a hakim olan rejimin çökmesi durumunda neler olacağını tahmin etmek çok zordur ve bilimsel bir tahmin yapılamaz ve bu öngörüden farklıdır, zira bu çöküş ilk etapta Bahreyn ve diğer tüm emirliklerin durumunu köklü olarak değişime uğratacak ve hali hazırda bu bölgede olan Arap dünyasının ağırlık merkezinin yerini de değiştirecektir.
Trump ve bin Salman’ın birlik olması İran için ne gibi siyasi ve iktisadi bedellere yol açabilir?
Bu soruya aslında ilk sorunuzda cevap verildi. Ne Trump’ın belli bir Ortadoğu politikası vardır, ne de bin Salman istikrarlı bir konuma sahiptir. Bin Salman çok konuşuyor ve sürekli plan sunuyor ve bu durum hatta Arabistan’ın dostlarını ve müttefiklerini rencide ediyor. Üstelik iç arenada bin Salman’ın muhalifleri çoktur. Gerçi bin Salman’ın gençliği, aceleciliği ve hamlığı yüzünden bazı beklenmedik hadiselerle karşılaşabiliriz, fakat bin Salman’ı şimdilik pek ciddiye almamak gerekir. Yani bekleyip görmek ve gerektiğinde tepki vermeliyiz. Bu akım sürekli olamaz.
Muhammed bin Salman Newyork Times gazetesine verdiği mülakatta, Arabistan’da kapalı atmosferi ve radikal islamcılığı İran’da 1979 yılında yaşanan İslam inkılabına tepki olarak yorumladı ve İran’da bu inkılap gerçekleşmeden önce Arabistan’da atmosferin açık ve İslam’ın da ılımlı ve dengeli olduğunu söyledi. Sizin bu konuda görüşünüz nedir?
Bin Salman ya esas meseleyi biliyor ve kendisini ve ülkesini ılımlı ve ilerci göstermek için böyle konuşuyor, ya da yaşının küçük olması ve az bilgili olması yüzünden meseleyi bilmiyor. Evvela Suud hanedanının iktidarında Vahabi tarikatının mutlak hakimiyeti ve yine bağnaz din adamları ve emri maruf ve nehyi münker adında bir kurumun egemenliği yüzünden bu ülke kültürel, sosyal ve dini açılardan sürekli kapalı ve gerici olmuştur. Nitekim Muhammed Gazali ve Muhammed Mütevelli Şaravi gibi bu ülkede bir süre yaşayan ve ders veren büyük alimler de sürekli bu ülkenin atmosferinin donukluğundan şikayetçi olmuş ve bu konuyu kitaplarına yansıtmıştır. Bu konu Arabistan’da hizmet eden tüm diplomatların da dile getirdiği gerçektir. İkincisi Suud rejiminin sorunları 70’li yıllarda ve bir bakıma 1965 yılında başladı. 1973 yılından sonra petrol fiyatlarının yükselmesi Arabistan’a Batı ürünleri ve bunun yanında Batı kültürünün girmesi ve nüfuz etmesine sebep oldu ve bu akım vahabilerin dinder kesimini tahrik etti ve onları bu tarikatın ilk günlerde ortaya çıktığı ideolojiye sürükledi. Bunlar kendilerini cemaati selefiye mustahabe olarak adlandırdı. Bu akım 1965 yılında ortaya çıktı. O yılda Arabistan’da televizyon kanalı açıldı ve bağnaz vahabiler bu teknolojiyi gayri meşru bildikleri için itirazda bulundu ve bazıları öldürüldü. Bu olayın ardından bu örgüt kuruldu ve 70’li yılların ortalarından itibaren nitelik ve nicelik bakımından gelişti. Ancak bu örgütün uygulamaları, bazı üyelerinin tutuklanmasına ve hapse atılmasına yol açtı, ancak bazıları Arabistan müftüsü Abdulaziz bin Baz’ın arabuluculuğu ile hapisten çıktı. Bu huzursuzluklar 1978 yılına kadar devam etti ve o yılda Mescid-i Haram’ın işgal edilmesi ile sonuçlandı. Örgütün tüm talepleri dini temelliydi ve geçen yüzyılın yirmili yıllarında Abdulaziz’e karşı duran Vahabi ihvanilerin talebiydi. O günlerde Suud yetkilileri ve içişleri Bakanı Naif açıkça bu hareketin İran İslam inkılabı ile hiç bir bağlantısı olmadığını açıkça ilan etti.
Öncelikle bize Arabistan’dan gerçekten neler olup bittiğini söyleyebilir misiniz? Bazıları Arabistan kendi işini görüyor ve bir nevi siyasi ve iktisadi reform yapıyor ve İran’la ilgisi olmadığını söylüyor. Bazıları bu süreç İran’la ilgili olduğunu ve Arabistan İran’a bölgede kuşatma altına almak istediğini veya bunların karışımı bir şey olduğunu söylüyor. Yani hem reformlar yapıyor, hem içeride rakiplerle siyasi hesaplaşmalar yürütülüyor ve hem dışarıda İran rekabeti ve bölgesel rekabetler söz konusu olduğundan söz ediliyor. Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tüm bunların doğru olduğu söylenebilir. Özetle şu anda gördüklerimiz, Arabistan’da bir dizi iç gelişmeden ibarettir. Burada iç gelişme derken, Arabistan camiasının içinden kaynaklandığı anlamına gelmiyor, zira bu ülkede ezelden beri sosyal gelişmeler pek az siyasi ve hakimiyetle ilgili gerçeklere dönşüyor. Bu yüzden şimdi Arabistan’da yaşanan gelişmeler hakimiyeti elinde bulunduran sınıfın içinde yaşanıyor. Hakim sınıf, geniş El-kaide tabanlı bir sınıftır. Suud kraliyet hanedanı çok geniştir, fakat hepsi hakimiyette payı bulunduğu anlamına gelmez, ama hepsi hakimiyetten menfaat görür... hali hazırda Arabistan’da kadınlara ehliyet verme veya geceleri konser düzenleme gibi durumlar gençlerin talepleri doğrultusundadır. Bu yüzden bu gençler niteliğini ve niceliğini bilmedikleri halde bir takım gelişmeler yaşandığını düşünüyor, oysa tüm bunlar Arabistan’da iktidar sınıfın düşünceleri ile çelişmektedir, yani hem Vahabi ideolojisi ve hem kraliyet hanedanı ile çelişmektedir. Bu gelişmeler ayrıca 50’li ve 60’lı yıllarda serveti devlet tarafından yağmalanmayacağından emin olacak şekilde bu ülkeye gelip yatırım yapanlardan oluşan Arabistan’ın özel sektörünü de şimdi etkilemeketedir. Nitekim bir gecede yüzlerce işadamı tutuklanmıştır. Haberlerde bu kişilerden 100 milyar dolar para almak istedikleri ifade ediliyor.