Arabistan’ın kırılgan konumu ve Suud elebaşılarının bocalaması - 2
Acaba bu süreç bu ülkeyi bunca özellikleri ile olumsuz yönde etkileyebilir mi?
Bu gerçekte kraliyet hanedanını rahatsız edecektir, ki etmiş de, ayrıca çeşitli grupları da, çünkü Arabistan’da sadece bir tek vahabi grupla karşı karşıya değiliz, orada çeşitli gruplar var, Salman Uda gibileri şu anda hapiste, o da vahabidir, üstelik çok da sıkı vahabidir. Arabistan’da tüm gruplar hali hazırda mevcut şartlardan hoşnut değildir. Üçüncü bölüm bu ülke için bir nevi iktisadi ve mali intihar sayılır. Bu uygulamalar bu nitelikte iktidarın üç temel erkanını sorunla karşı karşıya getirir ve her üç erkana zarar verir. Bunlar üç beş tane gencin onları alkışlamasına gönül vermiştir. Aslında bu hareket sonunda o gençleri de geri çevirecektir, zira şimdi gençlerin sorunu sadece üçüncü dünya ülkeleri değil, birinci dünya ülkelerinde de olduğu gibi iş sorunudur. Siz kalkıp da bu şekilde gözaltına alma yaparsanız tüm projeler yatar ve menkul olan tüm servet ülkeden intikal ettirilir. Şimdi belli olmaz, ama iki ay sonra, üç ay sonra belli olur. Nitekim şimdiden belli olmuştur. Yani bu hareketler işsizliğin artması ve istihdamın durması ve sermayelerin kaçmasına yol açar. Geçenlerde Muhammed bin Salman çok sayıda yabancı firmayı ve karteli ve çok sayıda şahsiyeti Arabistan’a gelip yatırım yapmaya davet etti. Fakat bu şartlarda hiç kimse gelmez, ki bu da sonuçta işsizlik ve istihdamsızlıkla sonuçlanır. Bunlara alkış tutan gençler sonuçta iş ister, yoksa Mısırlı veya Lübnanlı veya Amerikalı bir şarkıcının konseri onlara bir faydası olmaz. Onlar aynı zamanda istihdam da istiyor, üstelik eğer o gençle ilgilenmek isterseniz bir takım özgürlükler de isteyecektir, yani babası gibi muhafazakar değildir ve siyasi özgürlük isteyecektir. Bu yüzden eğer siz idealist hedeflerin peşindeyseniz ve bu hedeflere ulaşmak istiyorsanız, bu hedeflere nasıl ulaşacaksınız? Kimlerin yardımıyla ulaşacaksınız? Hangi programla, hangi ön hazırlıkla ulaşacaksınız? Dolaysıyla bu hedeflere ulaşamadıkları gibi, toplumu da gerçekten kırılgan bir konuma yerleştirir. Tüm bu söylediklerim iç arena ile ilgiliydi, dış arenası da çok detaylıdır.
Acaba Suud hanedanı bu söylediklerinizi analiz edebilecek güçten yoksun mudur? Yani acaba onlar bunları anlamamış mıdır, yoksa şartlar onları gelecekte Muhammed bin Salman’ın saltanatına mani olacakları siyasi rakip olarak silmeye mi yöneltmiştir?
Ben Arabistan’ı okuduğum çeşitli kitaplar ve makalelerin dışında bazı diplomatları ve yine bu ülkede görev yapan bazı diplomatların aracılığı ile tanımış biriyim. Bu ülkenin sonuçta bir eğitimli sınıfı vardır. Eğitimli sınıf derken yanlış anlaşılmasın ve yeni manada eğitimli gibi algılanmasın. Bu ülke haddinden fazla gelenekçi bir yapısı vardır. Ama sonuçta bu tür insanları da vardır. Bunlar halen Arabistan’dadır, fakat sessiz kalmak zorundadır, çünkü şartlar çok fazla güvenlik eksenli olmuştur. Sebebi de bir çok kişiyi yakalamış olmalarıdır. Bu son akımdan önce en az 64 sosyal ve farklı düşünen dini şahsiyeti tutukladılar. Bunlar hala hapistedir. Bazıları Arabistan’ın Katar’a karşı politikasına karşı çıktıkları için ve bazıları da yeni sosyal, kültürel ve davranış politikalarına muhalefet ettikleri için tutuklandılar. Her halükarda şimdi hepsi sessiz kalmıştır, çünkü tutuklanmak ve servetlerine el konmasını istemiyorlar, yani hiç bir şekilde görüş beyan edemiyorlar. Üstelik Arabistan toplumu genelde içten muhafazakardır. Arabistan’da muhafazakarlık meselesi İran’da zor anlaşılır, çünkü bu durum İran’daki durumdan farklıdır. Muhafazakar bir toplumda yaşayan insan doğal olarak muhafazakar olur. Bu muhafazakarlık hakimiyetle ilgili olunca daha da şiddetli olur, çünkü bunlar fıkhi açıdan Hanbeli mezhebindendir. Hanbelilere göre her türlü hakime hangi nitelikte olursa olsun itirazda bulunmak haramdır. Dolaysıyla onların zor şartlarda oldukları ve sessiz kalmak zorunda kaldıkları anlaşılabilir bir durumdur.
Hal böyleyken neden Muhammed bin Salman genç olmasına karşın kraliyet tahtına oturma konusunda kaygılıdır? Görünen o ki bin Salman bu tutuklamalarla ilgili uygulamalarından kaygı duymaması gerekir. Acaba bin Salman herkesin muhafazakar olduğu tutucu ve hükümdara itiraz etmeyi şer’i açıdan haram bilen hemm siyasi açıdan muhafazakarca korkuları olan bir toplumda kaygı mı duyması gerekir?
Hayır, bu durumu her zaman böyle değil, sonuçta ve tüm muhafazakarlığa karşın bu toplumda da bazı tepkiler olacaktır. Gösterilecek tepkilerden biri vahabi gruplardan biri tarafından olacağı kesindir. Nitekim daha önce de buna şahit olduk, yani vahabiler en az üç kez Suud hanedanına karşı harekete geçtiler. Bunlardan biri Abdulaziz dönemindeydi, biri de 1960’lı ve diğeri de 1970’li Mescid-i Haram macerasıydı. Hali hazırda da oluşan şartlara ve onca güvenlik tedbirine rağmen vahabilerin tepki göstermemesi imkansızdır. Son hadise, İsrailli bir muhabirin Mescid-i Nebi’de kendisinden selfi çekmesiydi. Bu durum Arabistan gibi bir toplumda sonsuza kadar devam edebilecek bir durum değildir.ikinci nokta Arabistan’ın aşiret yapısıyla ilgilidir. Yani Arabistan toplumu tek bir yapıya sahip değildir. Arabistan hücreleri insanlar değil, aşiretler olan bir yapıya sahiptir ve bu aşiretler de yaşanan gelişmelere karşı sonsuza dek sessiz kalmayacaktır. Size bir örnek vereyim. Mescid-i Haram işgal edildiğinde milli muhafız alayı geldi. O sırada da milli muhafız alayının komutanı Sultan’dı. Sultan milli muhafız alayına saldırıp camiyi geri almalarını emretti, ancak Sultan’ın tüm çabalarına rağmen milli muhafız alayı hiç bir harekette bulunmadı. Bunun iki sebebi vardı. Birincisi bunu yapmak için şer’i izin gerekliydi, ki bunu verdiler. İkincisi ise Mescid-i Haram’ı işgal eden Cehiman ve grubu kıyam edenlerle aynı aşirete bağlıydı. Arabistan’da aynı aşiretten iki kişinin birbiriyle savaşması asla mümkün değildir, yani bir takım iç kırılganlıklar söz konusudur. Dolaysıyla hem dini tepkisi ve hem aşiret tepkisi muhtemelen kontrol edilemeyecektir.
Acaba sizce yakalananların durumu hakkında herhangi bir değişiklik olabilir mi? Acaba bu insanların bağlı bulunduğu aşiretlerde isyan veya itiraz ihtimali var mıdır?
Bu muhtemeldir. Zira esasen aşiretlerin örf ve adeti ve aşiret kültürü önemli bir şeydir. Siz bu isyanı güvenlik tedbirleri ile bir ölçüde kontrol altına alabilirsiniz, ama bir yerden sonra olmaz. Eğer Muhammed bin Salman’a yönelik suikast haberleri doğru ise, Arabistan’da aşiret yapısı ve yine dini grupların özellikleri itibarı ile bu tür hadiseler muhtemeldir. Aslında yaşanan gerçekler bu tür olayların yaşanmasını da kaçınılmaz hale getiriyor.
Biraz da Saad Hariri’den bahsedelim. Hariri prenslerin macerası ve fesatla mücadele hikayeleri ile ne kadar ilgili, İran ve Hizbullah’a baskı konusu ile ne kadar bağlantılı? Biraz da İran’dan söz edin ve neler yaşanacağını anlatın. Acaba İran Arabistan’la ilişkilerinde değişim yaratmalı mı? Siz geleceği nasıl okuyorsunuz?
Önce son soruya cevap verelim. İranlılar genellikle necip ve mahcup insanlardır. Ancak bu konuya girmeden söylemek istediğim şey, mevcut şartlarda Arabistan veya bu ülkenin müttefikleri ile iyi ilişki kurmaya çalışmaktır. Siz eğer ilişkilerinizi düzeltmek isteseniz bile bunu söylememeniz gerekir. Zira eğer bir şeye ulaşmak isterseniz, eğer beyan eder ve üzerinde ısrar ederseniz, pratikte sizi daha da uzaklaştırır. Her halükarda hali hazırda bunu dile getirmek büyük yanlış olur. Tabi onlara karşı hasmane bir tutum sergileyelim demiyorum.
Peki Hizbullah için yaşanan olaylara bakıldığında Arabistan ne kadar İran’ın hübnan’daki çıkarlarını tehlikeye atabilir ve İran’ı sıkıntıya sokabilir?
Lübnan çok özel bir ülkedir ve ayrıca ele alınması gerekir. Lübnanlılar aslen Finikyalıdır ve gelişmelerinin mantığı başka Arap ülkelerinden farklıdır. Bundan başka bu ülke son 50 ila 100 yıl içinde farklı deneyimleri yaşamıştır. Yine tüm grupları birbirinden farklıdır. Yani Lübnanlı şii farklıdır, Lübnanlı dürzi farklıdır, Lübnanlı sünni farklıdır. Bunlar birbiriyle uzlaşabilir. Gerçekte hem Hizbullah ve hem liderleri sorunlarını çözebilecek zekaya ve zamanı bilecek akla sahiptir. Bizim onları kaygı etmemize gerek yoktur. Onlar kendi sorunlarını çözebilir ki bu da Lübnanlı şiilerin ve Lübnan milletinin özelliklerinden kaynaklanır.
Peki, Hariri krizi gibi krizleri nasıl okumak gerekir?
Lübnan ikinci dünya savaşından sonra ve 1960’lı yıllardan itibaren sürekli çeşitli sürtüşmelere sahne oldu, ama onlar kendi sorunlarını çözebilecek ve kendilerini yönetebilecek yetenektedir. Nitekim Hizbullah ve lideri Nasrullah’ın bu macerada sergilediği tutum acayip bir şeydir. Bu tutum çok dakik ve belirgindir. Nasrullah’ın Hariri istifasından sonra ilk konuşması en dakik, en tarafsız ve en savunabilir tutumdu, öyle ki herkesi ikna etti. Bizim Lübnan’ı kaygı etmemize gerek yoktur.