31. Uluslararası İslamî Vahdet Konferansı üzerine
İslam dünyasının vahdeti doğrultusunda 31. Uluslararası İslamî vahdet konferansı “Vahdet ve yeni İslamî medeniyetin elzemleri” ekseninde 4 – 6 Aralık 2017 tarihlerinde Tahran’da düzenlendi.
İslam dünyası 1.5 milyar nüfusu ve sahip olduğu büyük iktisadi, siyasi ve sosyal kapasiteleri ile birlikte küresel arenada önemli aktörlerden biri olabilir. Bu kapasiteyi harekete geçirebilecek etken ise İslamî medeniyetin ihya edilmesidir. İslamî medeniyet İslam ümmetine türlü tehditlere karşı koymak ve uluslararası düzende gerçek konumuna kavuşmak için izlemesi gereken yolu gösterebilir.
Bazı uzmanlar İslamî medeniyetin, İslam Peygamberi –s– döneminde İslam dünyası için esas ve eksen alınan ve üzerine vurgu yapılan durumlardan ibaret olduğunu belirtiyor. Bazıları ise İslamî medeniyet İslam Peygamberi’nin –s– risaleti başladığı günden günümüze dek tarihi bir süreç olduğunu ve bu süreç engebeli günleri geride bıraktığını ve bu süreçten ders alarak mevcut sorunlarla mücadele edilmesi gerektiğini belirtiyor.
Bu arada İslamî medeniyet hakkında bir başka görüş de gündeme getiriliyor. Bu görüşte İslamî medeniyet bir tek sözcüklü tanımlanıyor ve İslam dünyasının tüm sorunlarının çözüm anahtarı olduğunu savunuyor, ki o da İslam dünyasının vahdet ilkesidir. Bu görüşe göre İslam adını dünya genelinde yankılatan ve bu semavi dini küresel bir modele dönüştüren şey şii, sünni ve diğer tüm İslamî mezheplerin vahdeti, sapmalarla mücadele ve öz Muhammedi –s– İslam’ın değer ve ilkelerinin gerçekleşmesi yolunda ilerlemektir.
Bu bağlamda ve İslam dünyasının vahdeti doğrultusunda 31. Uluslararası İslamî vahdet konferansı “Vahdet ve yeni İslamî medeniyetin elzemleri” ekseninde 4 – 6 Aralık 2017 tarihlerinde Tahran’da düzenlendi.
Bu konferans aslında İslam dünyasının bütünleşmesi ve İslamî medeniyetin tedvin edilmesi ve tecelli etmesi yolunda atılan önemli adımlardan biridir. Gerçekte dünyanın 90 ülkesinden 500 kadar Müslüman alim ve düşünürün bu önemli etkinliğe katılması da İslam dünyasının her türlü tefrika ve ihtilaftan uzak bir şekilde tek İslam ümmeti oluşturma ülküsünün hayata geçirilmesi için azim ve iradesini yansıtır.
Cumhurbaşkanı Dr. Hasan Ruhani 31. Uluslararası İslamî vahdet konferansının açılış töreninde yaptığı konuşmada ecnebi güçlerin Müslümanların arasında tefrika çıkarma gayretleri ve maalesef bazı Müslümanların da bu güçlerce kandırılmasına işaret ederek şöyle dedi: bu yıl uluslararası İslamî vahdet konferansı İslam dünyası acı tatlı iki hadise ile karşı karşıya bulunduğu bir sırada çalışmalarına başladı. Tatlı hadise bölge milletlerinin ve ordularının terörizme karşı değerli zaferleridir. Bu zaferler Irak, Suriye ve Lübnan milletleri ve ordularının direnişi ile elde edildi ve bu ülkelere terörle mücadelelerinde destek veren tüm taraflar da bugün mutlu ve onurludur. Ancak şahit olduğumuz acı hadise şu ki bölgede bazı İslam ülkeleri utanmaz bir şekilde ve pervasızca açıkça siyonist rejime yakınlaştıklarını ilan ediyor.
Cumhurbaşkanı Ruhani küresel istikbarın İslam dini ve İslamî medeniyeti yok etmek için kurduğu komplolarına işaret ederek konuşmasını şöyle sürdürdü: biz bugün Irak ve Suriye’de insanları katlettiklerini, medeniyet izlerini yıktıklarını, halk arasında panik ve dehşet saçtıklarını ve masum insanların kanını akıttıklarını söyleyebiliriz, ama bu ülkelerin yeni küresel medeniyet bazında ilerleme ve gelişme fırsatı açısından kaç yıl geriye itildiklerini bilemeyiz. Bugün Amerikalı yetkililer, küresel istikbar ve siyonistler bu soruya cevap vermeli ve neden bu bölgenin evlatlarını katlettikleri konusunda bu milletlere hesap vermelidir. Neden bölgede medeniyet izlerini yakıp yıktılar ve bölge ülkelerini viraneye çevirdiler? Neden Yemen milletini bombardımanların altında yok etmek için silah ve bomba verdiler? Neden Kuzey Afrika’da kumpaslar kurdular ve halen de kuruyorlar?
Cumhurbaşkanı Ruhani Amerika ve diğer küresel istikbar güçlerinin elebaşılarına hitaben de şöyle dedi: Siz Müslümanların sizinle iyi geçinmesini ve size saygı göstermesini mi istiyorsunuz?! Siz beşeri medeniyeti sizler inşa ettiğinizi mi iddia etmek istiyorsunuz?! Acaba insanları katliam etmek medeniyet midir!?
Cumhurbaşkanı Ruhani konuşmasının devamında Müslümanların vahdet ve birlikteliğinin zarureti vurgu yaparak şöyle devam etti:
Çatışmalar bitecektir, savaşlar da sona erecektir, fakat istikbarın çeşitli dini ve etnik grupların arasında oluşturduğu kin ve yarayı yok etmek için hepimiz yıllarca çalışmalıyız ve bugün en büyük görevlerimizden biri bu yaraları sarmaktır. Vücuda isabet eden kılıcın yarası elbette bir gün iyileşecektir, ama bakıma ve merheme de ihtiyaç vardır. Siz alimler, düşünürler, bilginler, hocalar, akademisyenler, siz şiiler, siz ehli sünnet ve tüm mezheplerin mensupları, bizim büyük bir görevimiz geçmiş yıllarda sömürü düzeni ve istikbarın aramızda yarattığı yaraları sarmaktır ve bugün bu görev ve risalete daha fazla özen göstermeliyiz.
Peki ama, İslamî medeniyet nedir ve Batı medeniyeti ne gibi farklılıkları söz konusudur?
31. Uluslararası İslamî vahdet konferansına katılan alimlerin ve konuşmacıların üzerinde durduğu en önemli nokta bu sorunun cevabıydı. Müslüman düşünürler, İslamî nedeniyetin hiç bir zaman kendini başka milletlere dayatma peşinde olmadığını belirtti. İslamî yeni medeniyet asla başka topraklara tecavüz etmek, insanların haklarını çiğnemek, kendi ahlak ve kültür anlayışını başka milletlere dayatmak değildir. İslamî medeniyet ilahi fazileti beşeriyete hibe etmek ve insanların kendilerine doğru yolu bulmalarına yardımcı olmaktır.
Bu açılardan bakıldığında İslamî medeniyet Batı medeniyetinin tam karşı noktasındadır. Batı medeniyeti bilim, teknoloji, servet ve askeri alanlarda ilerlemekten ibarettir. Ancak İslam mantığında ilerlemenin daha fazla ve daha farklı boyutları vardır ve ilim, ahlak, adalet, genel refah, uluslararası izzet ve itibar, siyasi istiklal gibi alanlarda ilerlemekten ibarettir ve tüm bunların yanında manevi boyutta ilerlemektir, ki bu da Allah tealaya kulluk etmek ve yakınlaşmaktır. Dolasıyla İslamî medeniyet ilerleme konusunda maddi ve manevi olmak üzere iki boyutu söz konusudur ve bu da beşeriyetin tüm maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamak üzere ihtiyaç duyduğu medeniyettir.
31. Uluslararası İslamî vahdet konferansına katılan Pakistan milli dayanışma konseyi sekreteri Liyakat Buluç bu konuda şöyle konuştu: günümüzde İslam ümmeti bir çok kaynağa ve kapasitelere sahiptir. Bu yüzden İslam ümmeti eski parlak geçmişine dönebilir. İslam ülkeleri dünya nüfusunun %25’i ve kaynakların %75’ine sahiptir ve bu durumu gözardı etmemek gerekir.
Buluç İran İslam Cumhuriyeti’nin İslam dünyasının gücünü takviye etme yolundaki çabalarını takdir ederek şöyle devam etti: çeşitli ülkelerin gelişmesi için altyapılar ve kaynaklar kullanıldığı gibi İslam ülkelerinde de bu durumu gözetlemek gerekir. İslam dini bazı ülkelere girdiğinde aydınlatma çağı yaşandı, zira sünnet, kendine yeter hale gelmek ve iç kapasitelere dayanmak, Müslümanların gelişme yolundaki seçkin özellikleridir. Bugün yine İslam dünyasında iktisadi teamüller artmalıdır ve sonuçta İslam ülkelerinin gücü artacak ve iktisadi alanlarda da gözetilen başarılara imza atılacaktır.
31. Uluslararası İslamî vahdet konferansında bir konuşma yapan Irak İslamî yüksek meclisi Başkanı Şeyh Hamudi ise şöyle konuştu: şimdi IŞİD yok edildikten sonra bölge gençlerinin kafasından IŞİD düşüncesini nasıl sileceğimizi düşünmeliyiz. Dolaysıyla vahdet konferansı ve Müslüman ulema ve düşünürlerin katıldığı oturumların düzenlenmesi bu tür düşüncelerle mücadele için kesin ihtiyaçtır. İslamî dini durgun bir din değildir. İslam dini dinamiktir ve ileriye doğru ilerler ve bakar ve umarım bu konferansta da meselelerin derinlerine inilir ve marjinal konulardan da kaçınılır. Bizim kaygımız İslam kaygısıdır ve bu zamanda kendilerini haremeyni şerifeynin hademeleri ilan edenler İsrail ve diğer İslam düşmanları ile birlikte hareket ederek Müslümanlarla ve İslam’la savaşmaya başladılarsa, şunu bilmeleri gerekir ki yeni İslamî medeniyet şekillenmektedir ve onların komploları hiç bir yere varamaz.
31. Uluslararası İslamî vahdet konferansına katılan alimler ve düşünürler konferansın sonuç bildirisinde İslam dünyasının yeni İslamî medeniyeti zamanın şartlarına uygun biçimde ihya etme gücüne sahip olduğuna vurgu yaparak, yeni İslamî medeniyetin beşeriyeti şimdiki acılarından ve sorunlarından kurtarabilecek bir program sunma gücüne de sahip olduğunu vurguladı.
Konferansa katılan delegeler ayrıca Amerika’nın Kudüs’ü Yahudileştirmeye ve Müslümanların mukaddesatına musallat olmaya yönelik yeni politikasına karşı koyma zaruretine vurgu yaparak Amerika’nın tutumunu şiddetle kınadılar ve bu mücadelenin geniş kapsamlı olması gerektiğini belirterek İslam dünyası yeni bir Filistin intifadasına muhtaç olduğunu ve tüm özgürlükçü ve insan hakları taraftarı ülkelerin ve tüm siyasi güçlerin de bu harekete destek vermesi gerektiğini vurguladılar.
31. Uluslararası İslamî vahdet konferansının önemli bir bölümü, konferansa katılan konukların İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei ile görüşmeleri ve görüşmede konuşmasından yararlanmalarıdır. Bu yıl yine 31. Uluslararası İslamî vahdet konferansına katılan konuklar İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei ile görüştü.
Görüşmede Ayetullah Hamanei İslam Peygamberi Hz. Muhammed-i Mustafa –s– ve sevgili torunlarından İmam Cafer Sadık’ın –s– mesut veladet yıldönümünü kutlayarak bu bereketli günün İslam ümmetinin yeniden Allah Resulü’nün –s– nurani yoluna yönelmelerine vesile olmasını diledi. İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei ayrıca İslam dünyasının şimdiki durumu ve Kudüs meselesi hakkında da önemli beyanatta bulundu. Ayetullah Hamanei görüşmede eğer İslam dünyası izzet ve güç istiyorsa vahdeti ön planda tutması gerektiğini vurguladı.
31. Uluslararası İslamî vahdet konferansının kulisinde ayrıca bir sergi açıldı. Sergide vahdet, tefrika etkenleri, Müslümanlara karşı şiddet, ABD’nin İslam ülkeleri ve başka ülkelerde cinayetleri ve benzeri konularla ilgili fotoğraflar, posterler ve diğer eserler sergilendi.