Arap NATO’su planı; Riyad’ın Tel aviv’e hizmeti - 1
Arap NATO’su aslında bölgede İran’ın meşru nüfuzunu engellemek üzere gündeme gelen askeri ve güvenlik eksenli İran karşıtı bir projedir.
Gerçekte bölgede irticai Arap rejimlerin 2011 yılında başlayan İslami uyanış sürecinden korkuları, bölgede bazı siyasi sürtüşmelerin ve çatışmaların yaşanması, vekalet savaşlarının yaşanması ve özellikle İslamî direniş ekseninin art arda zaferleri Arabistan gibi irticai Arap rejimlerin Amerikan patentli Arap NATO’su projesini hayata geçirmeye yönelmelerine sebebiyet verdi.
Arap NATO’nu kurma düşüncesinin amaçları uzlaşmacı Arap cephesi, korsan İsrail ve ABD’den oluşan üçgen arasında stratejik bir ittifak kurmak, İran’ın bölgesel gücünü kısıtlamak, İranofobia projesini ilerletmek, İran’ı yayılmacı bir güç olarak Arap dünyasına karşı tehdit gibi göstermek, Filsitin davasını marjinalleştirmek, İslamî direniş cephesini zayıflatmak, Fars körfezi bölgesinde yer alan Arap rejimlerin güvenliğini ve istikrarını sağlamak, bölge ülkeleri ile siyonist rejim İsrail arasındaki ilişkileri normalleştirmek, ve terörle mücadele bahanesi ile başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler için geniş silah satışı imkanı yaratmaktır.
Aslında bölgede bibr Arap ittifakı kurma planı bir süre önce, yani Şubat 2017’de ABD Başkanı Donald Trump tarafından gündeme geldi. Ancak Trump bu düşünceyi Arap NATO’su adı ile ilk kez 2017’de Riyad’a yaptığı ziyareti sırasında 40 kadar Arap liderin katıldığı zirvede açıkladı ve uygulanmasını istedi.
Bu çerçevede Trump yönetimi Mısır, Ürdün, Arabistan ve BAE gibi müttefikleri ile bazı müzakereleri gerçekleştirdi ve bu ülkelerin yardımı ile askeri bir Arap ittifakı kurmaya ve bu ittifakla siyonist rejim İsrail arasında askeri ve güvenlik istihbarat alış verişini sağlayarak sözde ortak düşmanları, yani İran İslam Cumhuriyeti ile mücadele etmek istedi. Trump yönetimi ayrıca Mısırlı yetkililerden müttefik Arap orduya ev sahipliği yapmasını istedi ve Kahire yönetimine bu ittifakın NATO paktına benzer bir ittifak olacağı yönünde güvence verdi, şöyle ki bu ittifaka üye herhangi bir üyeye yönelik tehdit tüm üyelere yönelik tehdit sayılacağını belirtti. Gerçi Arap NATO’su Batı’nın kurduğu NATO’nun sahip olduğu kapasitelere sahip olamayacağı belliydi.
Amerika ayrıca bu ittifaka askeri ve istihbarat önerisini de gündeme getirdi, fakat Amerikalı yetkililerin belirttiğine göre Amerika ve korsan İsrail bu ittifakın ortak savunmasının bir parçası olmayacaktır. Bir başka ifade ile Amerika ve Siyonist rejim Arapları müdahale etmeye zorlamıyor ve bunun tersi durumu de geçerli oluyor.
Arap NATO’nun güçleri ise Mısır, Ürdün, Fas, Arabistan, Sudan ve biraz da Fars körfezinde yer alan emirliklerin askerlerinden oluşması ve merkezi de Mısır’da olması bekleniyor. Arap NATO’sunun liderliğini Arabistan üstlenecek. Ancak Arap NATO’sunu kurma düşüncesinin amacı, gelecekteki krizlere tepki vermek için çok uluslu bir güç çerçevesinde hazırlıklı olmaktır.
Amerika Başkanı Donald Trump 2017 yılında bölgeye düzenlediği ziyareti sırasında ciddi bir şekilde korsan İsrail ile Fars körfezi kıyılarında yer alan Arap emirliklerin ilişkilerinin gelişmesine vurgu yaptı ve bu emirliklerle Tel Aviv ilişkilerini normalleştirerek İran’ın bölgeye yönelik meşru nüfuzunu engellemeye ve Arap NATO’sunu hayata geçirmeye çalıştı.
Gerçekte Amerika Başkanı Trump’ın Arabistan ve ardından İsrail’e ziyareti de bölgedeki irticai Arap rejimleri ile İsrail’i bölgede başta İran ve Suriye olmak üzere direniş ekseni ile mücadelede koordineli hale getirmek, Arabistan ve Fars körfezi emirlikleri ve diğer Arap ülkeleri ile İsrail ilişkilerini geliştirmek, İran karşıtı bir ittifak kurmak ve korsan İsrail’in güvenliğini güvence altına almak amacıyla gerçekleşti.
Mısırlı askeri uzman Muhammed Şahavi, Arap NATO’su projesi hakkında yaptığı değerlendirmede, Trump’ın bölgede İran’ın nüfuzu ile mücadele etmek için Arap NATO’sunun kurulması yönündeki talebi, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin 2015’te Şermül Şeyh’te düzenlenen Arap konferansında yaptığı konuşma ile örtüştüğünü belirtiyor. Söz konusu konferansta Sisi, Arap dünyasının milli güvenliğini korumak için ortak Arap gücü oluşturulmasını istemişti.
Mısırlı uzman Şahavi, Suud rejimi ve Fars körfezi kıyısında yer alan Arap rejimlerin ortak bir düşmanla karşı karşıya olduklarını düşündüklerini, bu ülkelere göre ortak düşman, İran olduğunu, Mısır ise ortak Arap gücü kurarak Arap rejimlerin güvenliğini koruyabileceğini, bu ortak güç Arap ümmetinin çıkarlarına hizmet edebileceğini belirtiyor.
Bazı çevreler ise bu projenin tamamen Amerikan – İsrail patentli bir proje olduğunu ve Washington yönetiminin Irak’taki askerlerini geri çektikten sonra Fars körfezi için tasarladığı bir plan olduğunu belirtiyor.
Amerika’da yayımlanan Wall Street Journal gazetesi 15 Şubat 2017 tarihli sayısında Arap yetkililerden naklen yayımladığı raporunda, Trump yönetimi Arap müttefikleri ile askeri bir ittifak kurmak ve siyonist rejimle güvenlik istihbaratı açısından destek vermekle ortak düşmanları yani İran’a karşı durmak istediğini belirtti. Amerikalı gazete bu ittifakla ilgili istişarelerin Mısır, Ürdün, Arabistan ve BAE ile devam ettiğini vurguladı. Gazete ayrıca Trump yönetimi Mısır’dan Arap askeri güce ev sahipliği yapmasını istediğini ve bu ittifakın NATO gibi bir ittifak olabileceğini belirttiğini kaydetti.
Öte yandan 2014 yılından beri siyonist rejim ve Suud rejimi ortak düşman saydıkları İran hakkında müzakere etmek için beş gizli görüşme gerçekleştirdi. Riyad ve Tel Aviv Washington’da Amerika dış ilişkiler konseyinde gizli diplomatik temaslarını da açığa vurdu.
Siyonist rejim İsrail ve Arabistan elebaşıları Ortadoğu bölgesinde yaşanan gelişmeleri gözetleyen taraflardır, zira bu iki rejim İran İslam Cumhuriyeti nizamının bölgede güçlenmesini ve meşru nüfuzunu arttırmasını istemiyor.
Gerçekte kendini haremeyni şerifeyn hademeleri ilan eden ve İslam dünyasının liderliği iddiasında bulunan Suud hanedanı, şimdiye kadar siyonist rejimin işgal altındaki Filistin topraklarında işlediği cinayetlere karşı sürekli pasif bir tutum izledi. Korsan İsrail elebaşıları da şimdiye kadar defalarca bölgede en stratejik düşman olarak İran’dan söz etti ve İran İslam Cumhuriyeti nizamının nükleer güce kavuşmasından Arabistan kadar korktuklarını dile getirdi. İsrail rejimi İran nükleer güce kavuştuğu takdirde bölgede caydırıcı gücünü yitirmekten korkuyor.
Amerikalı yazar Graham Fuller bu konuda şöyle diyor:
Riyad bugüne kadar İran’ı Arap krallığına karşı yeni bir tehdit merkezi gibi gösterme peşindedir. Bunu İran Fars olduğu için değil, şia olduğu için yapıyor.
Suud rejiminin kaygılarını kraliyet hanedanının danışmanlarından biri şu iddia ile açıklamaya çalışıyor: Şiiler Saferi devletini veya bir başka ifade ile Pakistan’dan başlayan ve İran, Irak ve Lübnan’a ve sonunda Arabistan’a uzanan şii hilali kurmak istiyor.
Yemen savaşı pratik sınavı sayılan askeri Arap ittifakını kurma çabası İran’ın Babul Mendeb boğazı ve Kızıldeniz’e Husilerin ve Ensarullah hareketinin Yemen’de iktidarın başına geçmesi üzerinden nüfuz ve sultasını engellemeye yönelik bir çabadır.
Lübnan’da Hizbullah hareketi ve işgal altındaki Filistin’de Hamas’ın güçlenmesi ise siyonist rejim İsrail’in Ortadoğu bölgesinde kırmızı çizgileridir ve Beşar Esad yönetiminin bu iki gruba destek vermesi de siyonistlerin güvenliğini her daim tehdit eden unsur sayılır.
Suud rejimi 2003 yılında Irak toprakları Amerika tarafından işgal edildikten sonra Fars körfezi ve Ortadoğu bölgelerinde Amerika ve siyonist rejimin politikaları doğrultusunda ve İran karşıtı politikaların güdümünde hareket etmiş ve bu zümre ile birlikte Irak’ta şii iktidarı ve Suriye’de Beşar Esad yönetimi gibi direniş ekseninde İran’ın müttefiki olan güçlerle mücadele için El-Kaide ve IŞİD gibi radikal sünni tekfirci örgütleri kurarak beslemeye başlamıştır. Ancak tüm bu gelişmeler siyonist rejimin güvenliğini temin etmeye yönelik hizmetlerdir. Bu zümrenin amacı Hizbullah ve Hamas gibi grupları kurdukları tekfirci terör örgütlerin üzerinden zayıflatmak ve sonuçta işgal altındaki Filistin’de siyonist rejimin güvenliğini güvence altına almaktır.
Arabistan ve korsan İsrail açısından İran İslam Cumhuriyeti’nin Babul Mendeb boğazı ve Yemen’e musallat olması bu iki rejim için bir tehdittir. Siyonist rejim ordusunun emekli generallerinden Şimon Şapra’nın belirttiğine göre Arabistan ve İsrail bölgede ortak sorunları vardır ve bu sorunların dönüm noktası, İran İslam Cumhuriyeti’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgelerinde nüfuzu sayılır. Dolaysıyla Yemen savaşı ve İran’a karşı Arap ittifakının kurulması Suriye savaşı ve İran’ın nükleer meselesi ve tekfirci IŞİD terör örgütünün kurulması ile birlikte ele alınması gereken bir konudur.
Böylece Araplar ve en başlarında Suud rejimi bölgede vahdet ve dayanışma ve bölgenin Müslüman milletleri ve devletlerinin çıkarları peşinde olmak yerine İran ve 5+1 grubu nükleer anlaşmaya vardıktan sonra İslam dünyasının en büyük düşmanı ile ittifaka gitmiştir. Bu ittifakın amacı ise İran’ın meşru nüfuzu ile mücadele etmektir.
Dolaysıyla bazı Arap rejimleri şimdiye kadar onlara bir kaç savaş dayatan ve Müslümanların kanını akıtan tehlikeli düşmanın üzerinde odaklanmak yerine İran’a karşı duruyor ve siyonist rejim tehdidini unutarak İran’ı tehdit gibi algılıyor.