Arap NATO’su planı; Riyad’ın Tel Aviv’e hizmeti - 2
Suud rejimi bölgede güçlenmeye başladığı günden beri direniş eksenini tehdit, baskı, ilişkileri kesmek ve rüşvet vermek gibi türlü yollardan zayıflatmak ve sonuçta İran İslam Cumhuriyeti’ni bölgede siyasi açıdan inzivaya itmek istiyor.
Bu çerçevede Suud rejimi ilk merhalede bölge ülkelerini İran’a yaklaşmaktan sakındırmaya ve ikinci merhalede de onları kendi saflarına ve cephesine yerleştirmeye çalışıyor. Bu durum 21. yüzyılın başlarında ve özellikle 2011 yılında bölgede başlayan ve Suriye krizi ile yüz yüze gelme şekline bürünen İslamî uyanış süreci ile ilgili gelişmelerden sonra daha da şiddetlendi.
Bu arada İran ve Arabistan arasındaki ikili ilişkilerde yaşanan bazı sorunlar da Tahran – Riyad ilişkilerini daha da germeye başladı ve hem iç ve hem bölge ve hem uluslararası şartlardan etkilenen yeni bir zihniyetle Suud hanedanı diğer Arap aktörleri İran ile ilişkilerini kesmek veya en azından azaltmak için ikna etme ve İran karşıtı bir konsensüs sağlama yönünde hareket etmeye çalıştı.
Aslında bölgede yaşanan gelişmelerin süreci Irak’ta Saddam’ın devrilmesi ve şii Müslümanların iktidarın başına geçmesinden Arap ülkelerinde halk ayaklanmalarının başlamasına kadar yaşanan süreç gerçekte şii Müslümanların bir nevi kendi kimliğini yeniden kazanma ve güçlenmesini beraberinde getirdi, ki bu konu aynı zamanda İran’ın jeopolitik yayılması ve ideolojik dayanışması ile bütünleşen bir konuydu.
Bu arada Suud elebaşılarına göre Amerika devletinin Irak ve Afganistan çıkarmaları ve bu ülkeleri işgal etmesi ve ardından da İran ile nükleer anlaşmaya varması, İran’ın Arap dünyasına hakim olan düzende rolünü ve gücünü ve nüfuzunu arttırdı.
Aslında bu mesele, 2011 yılında bölgede Arap milletlerinin ayaklanmasının başlaması ve Suud rejiminin bölgedeki müttefikleri domino etkisiyle bir bir ardı sıra devrilmesi ve Suud hanedanına ağır siyasi ve iktisadi bedel ödetmesi ve sorunlarını arttırmasından sonra gerginlik şekline büründü. Nitekim bu aşamadan sonra Suud rejimi kendisine ve çevresindeki dostları ve müttefiklerine dayatılan kısıtlamalar ve dıştan gelen baskılar yüzünden müttefikleri ile birlikte Bahreyn, Yemen ve Mısır gibi ülkeler de bir nevi savunma stratejisine doğru yönelmeye başladı.
Ancak Suriye krizi Suud rejimi için bu sıkıntıdan çıkış fırsatı doğurdu ve bu krizin ardından Mısır’da Muhammed Mursi’nin ihvani iktidarının devrilmesi ve askerlerin yeniden bu ülkede iktidarın başına geçmesi, bölgede IŞİD’in cirit atması ve Yemen saldırısı da Suud rejiminin bölgede agresif politika izleme pazelinin son parçalarını tamamlamış oldu.
Bu etkeni beyan ederken, dış politika alanında karar alanların gelişme süreçleri ve çevrelerine ve aktörlere bakışlarına yönelik idraki ve zihniyeti çok önemli etken olduğu söylenebilir.
Gerçekte karar alanların idraki ve şuuru, alınan kararları barışçıl veya şiddet içerikli süreçlere veya teamül veya sürtüşme eğilimlerine doğru yönlendirebilir.
Arabistan’da hakimiyetin el değiştirmesi ve şahin kanadın veliaht prensi ve diğer hükümet mevkilerini 2016 ve 2017 yılları arasında ele geçirmesi, Arabistan’ın dış politikasında alınan kararların yön değiştirmesine sebebiyet veren gelişmeler oldu. Bu yüzden idrak alanındaki değişikliklere göre İran’ın güçlenmesi ve bu yüzden kontrol altına alınması, Suud hanedanının siyasi hayatında başlayan yeni dönemde bu hanedanın temel stratejilerinden birine dönüştü.
Üçüncü etkeni belki de Arabistan’ın istihbarat eski şefi Bender bin Sultan çok iyi bir şekilde açıklamıştır. Bender bin Sultan 31 Temmuz 2014’te Fox News’da yayımladığı bir makalesinde Amerika’nın dostları düşmanlarından daha fazla korku hissetmeleri gerektiğini belirtti. Gerçekte Bender bin Sultan’ın bu sözleri Washington – Riyad ilişkilerinde dengelerin değişmekte olduğuna işaret ediyor. Amerika ile 80 yıllık stratejik ittifak ve Ortadoğu bölgesinde Amerika’nın stratejik müttefiki olarak rol ifa etmek, Suud hanedanını Washington’un siyasetleri çerçevesinde Amerika’nın stratejik ortağı olarak dengeleyici rol ifa etmesine yol açmıştır.
Amerika’nın izlediği strateji modelinde Batı Asya’dan Doğu Asya bölgesine doğru yön değiştirmekle ilgili spekülasyonlar, Amerika’da fazladan petrol üretmek, Washington’un Arap milletlerin ayaklanmasını engelleme konusunda isteksizliği, Arabistan’ın müttefikleri bir bir devrilmesi ve en son Beşar Esad’ı devirme projesinde başlayan kuşku, Amerika ile Arabistan ilişkilerindeki dengelerde çatlak oluşturan bazı etkenlerdir. Bu yüzden Suud hanedanı kendi iç imkanları ve bölgesel yeteneklerine dayanma politikasını izlemeye başladı, ki bunun en somut örneğe Yemen savaşında ortaya çıktı. Suud hanedanı İran ile ilişkileri ve bölgesel düzende yaşanan gelişmelere yönelik bu üç etkenden algısı çerçevesinde Arap başkentlerinde İran nüfuzunu zayıflatma stratejisine dayanan yöne doğru hareket etmeye başladı.
Gerçekte ortak Arap ordusu düşüncesinin gündeme gelmesi, başta Arabistan rejimi olmak üzere bazı malum rejimlerin bölgede şii sünni sürtüşmesini körüklemek ve mezhep temelli çatlakları derinleştirmek üzere sarf ettikleri çabayı ortaya koyan bir konudur. Arabistan ekseninde toplanan Arap rejimlerinin oluşturduğu bu saflaşma aslında bölgede Şii ekseni olarak adlandırdıkları eksene karşı kendilerince Sünni eksenini kurmaktır.
Ancak dünya genelinde bir çok Müslüman millet, şii sünni ihtilafı çıkarmanın yıllardan beri ABD ve İngiliz istihbarat ve casusluk örgütlerinin bölgede izledikleri bir proje olduğuna inanıyor. Gerçekte şii sünni münakaşası Batılı devletlere Arap milletlerinin ayaklanmasının yönünü değiştirmeleri ve bölgenin inkılapçı milletlerinin saldırı okunu zilletleri ve geri kalmışlığının gerçek sebebi olan ABD ve Batı’ya doğru nişan almak yerine iç meselelere ve dini ihtilaflara yöneltmelerine fırsat sağladı.
Bu yüzden hali hazırda başta Suriye olmak üzere bölge genelinde her türlü sorunu şii sünni kavgasına dönüştürmek için hummalı bir çalışma yürütülmekte ve böylece korsan İsrail ve Batı’yı bu tür durumlara karşı koruma altına almaya çalışmaktadır. Siyonist rejim İsrail’in güvenlik stratejisi ise ilkin Suriye konusunda sessiz ve perde arkasında hareket etmekti ve böylece Suriyeli muhaliflerin korsan İsrail’in uşakları olduğunun anlaşılmasını engellemeye çalıştı.
Öte yandan tekfirci terör meselesi bölgede İran ile diğer aktörlerin dayanışmasına yol açan önemli konulardan biridir. terörizm meselesi söylemde rekabet, kimlik ve sosyal hareketler, devletlerin siyasi ve sosyal istikrarı ve bölgesel tesirleri ve son olarak da bölge dışı güçlerin bölgeye nüfuzu ve varlığı olmak üzere üç genel konunun yanında bölgede etkili olan konulardan biridir. İran ise devletlerin istikrar meselesi ve söylemde rekabet konularında bölgede daha etkili rol ifa ederek başkaları ile daha fazla dayanışmaya vesile olabilecek güçtedir.
Gerçi Amerika kutbunda ayrışma zeminleri pek fazla koyu değildir, ama yine de rakiplerin arasındaki çatlaklardan taktiksel olarak yararlanmak mümkündür. Buna karşın İran'ın rakiplerin aldatmaca planlarını göz önünde bulundurması ve bölgesel bedellerini çok dikkatli bir şekilde yönetmesi şarttır. Rakiplerin bir stratejisi, İran’ın gücünü çeşitli bölgesel meselelerin arasında dağıtmak ve sonuçta İran’ın ödemesi gereken bedeli ağırlaştırmaktır. Örneğin Yemen krizi İran için maddi manevi, ağır bedeli beraberinde getirerek başka aktörlerle ayrışmasını hızlandırabilir. Ancak İran’ın akılcı diplomasisi İranofobia ve şii korkusu gibi projelerin etkisini hafifletebilir. Örneğin İran’ın IŞİD ile mücadelesi şii sünni savaşı değil de, asıl genel insani kaygılar ve insan hakları çerçevesinde tanıtılmalıdır. Gerçekte İran söylemlerini etnik ve dini söylemlerin ötesinde bir söylem olarak tanıtarak uluslararası camiayı daha rahat bir şekilde kendi yanına alabilir. Güven ortamı oluşturmak ve gerginlikleri gidermek, katılımcı bölgesel güvenlik modeline kavuşmanın elzemleridir ve bu durum takrib söylemi başta olmak üzere İslam inkılabı ilkelerine dayanmak ve çıkarları korumakla beraber gerçekleştirilebilir.
İran İslam Cumhuriyeti gerçekçi bir eğilim izlemek ve bölgede gerginlikleri gidermek ve güven ortamı yaratmakla Arap rejimlerin tüm huysuz davranışlarına rağmen kendinden iyi bir intibağ bırakmayı başarmıştır. Amerikalı uzman James Allen Bill’in belirttiğine göre, Amerika bölgede İran’ın jeo stratejik ve doğal kaynakların merkezinde hegemonyasını kontrol altına almak ve engellemek istiyor. Bu gerçekten hareketle İran İslam Cumhuriyeti Ortadoğu bölgesinde güvenliği temin eden baş sütunlardan biri olabilir. Ortadoğu bölgesinde yer alan Arap rejimler gerçi stratejik müttefiklerinin yayılmacı politikalarının yıkıcı tesirlerinden zarar görmüştür, ama görünen o ki hala güvensizlik sorunu yaşıyor ve dünyanın başka bölgelerindeki başarılı deneyimleri görmek istemiyor.