Kudüs; İlahi dinlerin çıkış noktası - 2
Bugünkü sohbetimizde Beytulmukaddes’in Müslümanların nezdinde konumu ve bu kentin Müslümanlarca fethedilmesi ve içinde çeşitli binaları inşa etmelerinden söz etmek istiyoruz.
Amerika Başkanı Donald Trump Beytulmukaddes kentini çakma İsrail rejiminin başkenti olarak tanımakla bir kez daha başta Müslümanlar olmak üzere semavi dinlerin izleyenleri için büyük önem arz eden bu kenti dünya medyasının en önemli haberi yaptı.
Geçen bölümde Mescid-i Aksa’nın Müslümanlar için önemini ve İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in Mescid-i Aksa’dan miraca ve göklerdeki aleme çıktığını anlattık. Bu konuda Kur'an'ı Kerim’in Isra suresinin birinci ayetinde şöyle buyurmakta:
Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.
Kur'an'ı Kerim’in büyük müfessiri ve Tefsiri Mizan’ın yazarı rahmetli alim Allame Tebatebai bu ayetin tefsirinde şöyle diyor: Barekna Havle ibaresinden anlaşıldığı üzere Mescid-i Aksa bizzat mukaddes bir yer olduğundan, çevresindeki topraklar da mübarek yerlerdir ve burada belki görece bereketlere işaret ediyor olabilir, zira Beytulmukaddes yöresi yemyeşil ve bol meyveli ağaçları olan ve içinde nehirler akan abat ve güzel bir yöredir. Ve burada belki de manevi bereketlerine işaret ediyor olabilir, zira bu kutsal diyar tarih boyunca büyük ilahi peygamberlerin merkezi ve tehvid nuru ve Allah’a tapma inancının çıkış noktası olmuştur.
İslam Peygamberi’nin -s- mirac adıyla anılan bu manevi ve ilahi yolculuğunda göze çarpan bir başka nokta ise, Resulullah efendimizin -s- İslam’ın merkezi olan Mekke’den tevhidi dinlerin merkezi olan Beytulmukaddes’e doğru seyretmesidir.
Seyyid Kutub bu konuda şöyle diyor: Isra, İbrahim ve İsmail’den son ilahi peygamber Hz. Muhammed’e -s- kadar tüm büyük tevhidi dinleri birbirine bağladı ve tevhidi dinlerin kutsal mekanlarını da bir noktada topladı, öyle ki güyah Hz. Muhammed -s- gece vakti gerçekleştirdiği bu yolculuğu ile o hazretin mesajı ve risaleti önceki peygamberlerin risaleti ve izledikleri yolun devam olduğunu anlatmak istiyor.
İslam Peygamberi’nin -s- pak torunlarından ve şii Müslümanların altıncı imamı Hz. Cafer Sadık -s- Resulullah efendimizin -s- miracı hakkında şöyle buyuruyor: Allah Resulü’nü -s- mirac sırasında Beytulmukaddes’e doğru götürdükleri sırada Hz. Cebrail -s- o hazreti semavi merkep Barak’a bindirdi ve birlikte Beytulmukaddes’e geldiler. Hz. Cebrail -s- büyük peygamberlerin mihraplarını Allah Resulü’ne -s- gösterdi ve Resulullah efendimiz -s- o mihraplarda namaz kıldı.
Kutsal Beytulmukaddes kentinin önemi ve İslam dininde konumu itibarı ile de Müslümanlar her daim bu bölgeye saygı gözüyle bakmış ve bu kenti Mekke ve Medine’den sonra İslam’ın üçüncü büyük kutsal kenti saymıştır.
Kameri 15 ve miladi 636 yılında İslam ordusu Şam’ı fethettikten sonra Beytulmukaddes’e yöneldi. Müslümanlar tam dört ay boyunca bu kenti kuşatma altına aldı ve kenti savaşsız ve kansız fethetmek için büyük zorluklara katlandı. Romalıların yardımından umudunu kesen Beytulmukaddes hükümdarları ve kifayetsiz hükümdarların elinden usanan kent halkı birlikte kentin Müslümanların halifesine teslim edilmesini önerdi. Müslümanlar da bu şartı kabul etti ve ikinci halifeye Beytulmukaddes’i teslim almak için bu bölgeye gelmesini bildirdi. İkinci Halife de İmam Ali -s- ve Medine’nin önde gelen bazı büyükleri ile istişarede bulunduktan sonra Beytulmukaddes’e geldi ve kentin papazları ve dini liderleri ile görüştükten sonra onlara aman verdi ve resmen Beytulmukaddes’i teslim aldı ve İslam öncesi dönemde viraneye çevrilen kenti yeniden abat etti.
Beytulmukaddes kentinin en önemli dini binalarından biri, Mescid-i Aksa’dır. Bu kutsal mekan kentin doğusunda ve Mekke’de Müslümanların kıblesi olan Kabe’ye dönüktür. Aslında bu cami İslam’dan önceki dönemde bu günkü gibi değildi. Kubbetul Sahra ve diğer bazı binaları içeren haremi şerifin tümüne birden Mescid-i Aksa deniliyordu. Ancak günümüzde bu ad haremi şerifin avlusunun güneyinde yer alan büyük bir camiye verilen addır. Mescid-i Aksa’nın yeni binası kameri 74 yılında Abdulmelik bin Mervan tarafından başlatıldı ve Velid bin Abdulmelik’in iktidarının birinci yılında sona erdi. Caminin uzunluğu 80 metre ve eni de 55 metre ve sonuçta yüzölçümü de 4400 metrekare kadardır. Gustav Lobon İslam ve Arap medeniyeti adlı kitapta şöyle diyor: Mescid-i Aksa insanoğlunun inşa ettiği en önemli ve en harikulade binalardan biridir. Bu binanın güzelliği akla hayale sığmayacak kadar fazladır.
Kubbatul Sahra ise kutsal Kudüs kentinin bir başka İslamî eseridir. İslam Peygamberi’nin -s- miracı burada bulunan kayanın üzerinden gerçekleşmiştir. Burası 17.70 metre boyunda, 13.50 metre eninde ve 1.50 metre yüksekliğinde bir mekandır. Bu bina kameri 72 ve 78 yıllarında Abdulmelik bin Mervan tarafından iki kez restore edilerek tamamlandı.
Kubbetul Sahra Mescid-i Aksa’nın 500 metre uzaklığında yer alıyor. Avrupalı bir bilgin şöyle anlatıyor: ben Hindistan ve Avrupa’da bir çok güzel binayı gördüm, ama Kubbetul Sahra kadar güzel bir bina görmedim.
Kubbetul Sahra ve Mescid-i Aksa’dan başka Beytumukaddes kentinde çok sayıda cami, medrese, dini eser bulunuyor. Müslümanların inşa ettiği bu binalar geçmiş çağlarda İslam medeniyetinin bu kentte ne denli azametli, gelişmiş ve ihtişamlı olduğunu ortaya koyuyor. Yine İslam Peygamberi’nin -s- sahabelerinden Abade bin Samet Ensari gibi Beytulmukaddes’in ilk kadısı da aralarında bulunduğu bazı sahabenin mezarları, 36 cami, Kubbatul Silsile, Fatımi hastanesi, Salahi hastanesi, Kubbatul mirac, Nehviye medresesi, Beytulmukaddes kalesi, Şaalan çeşmesi, Darul Hadis, Davut mihrabı, Selamiye medresesi, Selamiye Darul Kuranı, Şefa hamamı ve Müslümanların Beytulmukaddes’te inşa ettikleri onlarca diğer tarihi bina, Müslümanların bu kutsal kenti yönettikleri sıralarda ne kadar kentin imarına ve kültürel açıdan gelişmesine önem verdiklerini ortaya koyan örneklerdir.
Beytulmukaddes kenti kameri beşinci yüzyılın sonlarına kadar Müslümanların elindeydi, ancak bazı Müslüman hükümdarların tedbirsizliği ve İslam ümmeti arasında yaşanan tefrika ve Müslümanların güç kaybetmesi İslam düşmanlarının küstahlaşması ve cesaret bulmasına sebep oldu. Kameri 490 yılında haçlı zihniyeti Avrupa genelinden büyük bir ordu toplayarak Beytulmukaddes’e karşı geniş bir taarruza geçti ve en acımasız yöntemlerle Beytulmukaddes’i işgal etti. Haçlı ordu bir tek haremi şerif avlusunda yüz bin Müslümanı katletti.
Beytulmukaddes kentinin 91 yıl boyunca işgalci haçlı ordunun elinde bulunduğu dönemde Mescid-i Aksa yavaş yavaş yıkılmaya başladı, ta ki Salahaddin Eyyübi kameri 583 yılından Aka’yı fethettikten sonra Kudüs’e yöneldi ve 91 yıl haçlı işgalinden sonra kenti 17 Recep 583’te yeniden kurtardı. Eyyübi Kudüs’ü fethettikten sonra Mescid-i Aksa’da hutbe okudu ve bu kutsal mekanı tamir ettirdikten sonra da gül suyu ile yıkattı ve Şam’dan da çok güzel bir minberi Mescid-i Aksa’ya getirtti.