2017 yılında Filistin gelişmeleri
2017 yılında üçüncü intifadanın başlaması ve Filistinli grupların milli barış anlaşmasına varması, Filistin’in en önemli gelişmeleri sayılır.
Filistin milleti 2017 yılında da geçmiş yıllarda olduğu gibi gaspçı rejim İsrail ve baş hamisi Amerika’nın geniş çapta komplolarına şahit oldu.
Amerika’da popülist Trump’ın başkan seçilmesinin ardından Washington’un siyonist rejime yönelik desteği daha da koyulaşmaya başladı. Bu destekler gerçekte bir nevi korsan İsrail’e mazlum Filistin milletine yönelik cinayetlerini ve Kudüs’e yönelik sultacı politikalarını şiddetlendirmek için yeşil ışık yakma anlamına geliyordu.
Öte yandan Amerika Başkanı Trump’ın Kudüs’ü siyonist rejimin başkenti olarak tanıması ve Amerika’nın Tel aviv’deki büyükelçisini Kudüs’e taşıma kararı da Amerika yönetiminin kışkırtıcı uygulamalarından biriydi ve Filistin milletinin yeni bir intifada başlatarak ayaklanmalarına yol açtı.
Amerika Başkanı Trump’ın Kudüs’ü siyonist rejimin başkenti olarak tanımasının ardından Filistin İslamî direniş hareketi Hamas resmen Kudüs’ün kurtuluşunu amaçlayan üçüncü intifadanın başladığını açıkladı. Filistin milletinin ABD Başkanı Trump’ın dünyayı tepkiye zorlayan Kudüs hakkındaki kararına itirazlarının şiddetlenmesi, Filistin milletinin başlattığı üçüncü intifadanın özelliklerinden sayılır. Gerçekte Amerika Başkanı Trump’ın Kudüs’ü siyonist rejimin başkenti olarak tanıma kararı ile Kudüs’e yönelik garez-kar tutumu, Filistin’de üçüncü intifadanın ateşini alevlendirmek ve bu ahmakça kararına tepki göstermekten başka hiç bir getirisi olmadı.
Gerçekte Filistin milletinin geniş kapsamı yüzünden Arap ve İslamî intifada olarak söz edilen üçüncü intifadası siyonist rejim İsrail ve hamilerinin tüm hesaplarını beklediklerinden çok daha fazla altüst etti ve şimdi bu zümre şaşkın bir şekilde Kudüs’e yönelik komplolarında başarısızlıklarını seyretmekten başka bir şey yapamıyor.
Kudüs meselesi Filistin milleti için en önemli konulardan biri olmuş ve her zaman bu milletin işgalci siyonistlere karşı başlattığı intifadanın temel bileşenlerinden biri bir nevi Kudüs’ü savunmak olmuştur. Nitekim bölgede yaşanan gelişmeler de intifadanın hala Filistin’de en önemli siyasi endekslerden biri olduğunu ortaya koymaktadır.
Filistin milletinin başlattığı intifadaların çeşitli merhaleleri sahip oldukları özel özellikleri yüzünden bölgenin çağdaş tarihinde ünlü ayaklanmalar olarak kayda geçtiği gibi, siyonist rejimin savaş makinesini durdurmak ve bu rejime destek verenlerin komplolarını etkisiz hale getirmekle boş ellerle iktidarlı olunabileceğini de ispat etmiştir.
Şimdi de Filistin’in tek kurtuluş yolu ve Kudüs’e yönelik komplolarla tek mücadele yolu direniştir, sloganı Filistin milletinin üçüncü intifadasında Kudüs’ü işgal eden siyonistlere ve hamilerine verdikleri en önemli mesajdır.
Aslında Filistin milletinin son günlerde başlattığı yeni intifada daha önceden zemini bulunan ve kökleri Ekim 2015’e dayanan bir intifadadır. O tarihte Filistin halkının itirazları siyonist askerlerin cinayetlerini arttırmaları ve siyonist yerleşkecilerin başta Mescid-i Aksa olmak üzere Filistin’de İslamî mukaddesata hakaret ve saygısızlıkları ve özellikle Mescid-i Aksa’yı zaman ve mekan ekseninde bölme çabalarına tepki doğrultusunda başladı ve şimdiye kadar da devam ediyordu. Şimdi ise Filistin halkının Amerika Başkanı Trump’ın Kudüs’ü siyonist rejimin başkenti olarak tanımasıyla ilgili kararını protesto etmesi bir nevi üçüncü intifadayı alevlendiren kıvılcım oldu.
Filistin milletinin üçüncü intifadası aslında bu milletin 2000 yılında gerçekleştirdiği Mescid-i Aksa intifadası ve 1987 yılında gerçekleştirdiği taş intifadası ve son onyıllarda verdiği tüm mücadelelerin devamı sayılır. Ancak Filistin milletinin bu yeni intifadası bu milletin mücadele tarihinde önemli bir dönüm noktası sayılır ve bir kez daha Filistin milletinin kıyamının sürdüğünü ortaya koymuştur. Filistin direnişi siyonist rejim ve hamilerinin bu direnişi unutturmak için sarf ettikleri tüm çabalarına rağmen bugün bölge gelişmeleriyle iç içedir ve Filistin milleti de itiraz seslerini yükseltmek ve yeni intifadayı başlatmakla hala inisiyatifi kendi elinde tuttuğunu göstermektedir.
Son günlerde bölgede yaşanan gelişmeler Amerika Başkanı Trump’ın Kudüs üzerine garez-kar ısrarını sürdürmesi yüzünden Amerika’nın Ortadoğu politikalarını hezimete sürüklemesinin sonucudur. Bu sonuç Filistin milletinin direniş gücünü yansıtan yeni intifadada tecilli etmiştir.
Gerçekte intifada, Filistin milletinin haklarını elde etmek için yürüttüğü mücadelede yeni bir harekettir ve her zaman siyonist rejim ve baş hamisi yani Amerika’nın Filistin topraklarına ve özellikle Beytulmukaddes’e yönelik her türlü komplolarına karşı koymakta öncü olmuştur.
Bugün Filistin gelişmeleri bu topraklar ve Kudüs İslam ümmetinin birinci meselesi ve yol gösteren pusulası olduğunu ve Filistin milleti, İslam ümmeti bu konuları hassasiyetle takip ettiklerini ortaya koymuştur.
Batılı devletler türlü komplolara baş vurarak korsan İsrail’in Filistin milletinin direnişi karşısında sürekli hezimete uğramasını engellemeye ve zemini Filistin milletinin tüm haklarını yok saymaya ve Filistin dosyasını siyonist rejimin lehine kapatmaya çalışmıştır. Bu çerçevede ABD Başkanı Trump da Filistin’i dünyanın siyasi haritasından tamamen silmek istiyor. Trump’ın Kudüs’ü çakma İsrail rejiminin başkenti olarak tanıma konusunda ısrar etmesi, daha fazla Filistinlinin mülteci durumuna düşmesi ve onların yerine daha fazla siyonisti Filistin topraklarına yerleştirilmesi ve sonuçta Filistin’in adını siyasi harita üzerinden silme yönünde yeni sömürücü gerçeğin pekiştirilmesi anlamına gelir. Eğer bu şom plan gerçekleşirse, o zaman mülteci Filistinlilerin anavatanına geri dönme hakkı da kendiliğinden yok olacaktır. Ancak Filistinli direniş gruplarının uyanıklığı, bu tür komploların gerçekleşmesine engel olan önemli etkendir.
2017 yılında Filistin gelişmeleri arasında dikkat çeken bir başka önemli konu, milli barışın sağlanmasıdır. Bu konu Filistinli grupların arasında milli vahdet yönünde sarfedilen çabaların dönüm noktası sayılır.
Gerçekte Filistinli grupların milli barış anlaşması, Filistin’de siyaset arenasında yaşanan çatlağın yok edilmesi yönünde aydın bir ufuk belirlemiştir. Bu çerçevede Filistin İslamî direniş hareketi Hamas 2017’nin ortalarına doğru bir bildiri yayımlayarak Gazze şeridinde idari komitesini feshettiğini bildirdi ve milli vefak hükümetinden Gazze şeridinden görevlerini üstlenerek yerine getirmesini istedi. Hamas hareketinin Gazze şeridindeki yönetimini feshetmesi Filistinli grupların milli vahdet yolunda attıkları adımların doğrultusunda değerlendirilmelidir. Yine Hamas hareketinin Fetih hareketi ile 2011’de Kahire ve 2012’de Doha’da sağlanan milli barış anlaşmalarının uygulanma biçimini ve yine milli vefak kabinesinin çalışmalarının nasıl yürütüleceğini müzakere etmeye hazır olduğunu ilan etmesi de bu gerçeği doğrulayan gelişmedir.
Hamas hareketi son yıllarda ve Fetih hareketinin tekelci tutumu ve Filistinlilerin milli vefak hükümetine tam musallat olma yönündeki çabalarına gösterdiği tepkide Gazze şeridinden hükümet kurumlarının çalışmalarını gözetlemek için idari bir komite kurmuştu. Ancak 2017 yılında oluşan olumlu atmosferin ardından Hamas heyeti milli barışın tam olarak sağlanması için teamüllerini sürdüreceğini açıkladı.
Son aylarda Filistinli grupların milli barış sürecinde ulaştıkları yeni aşama, bu grupların arasında işbirliği ve Filistin ülküsünü gerçekleştirmek bağlamında aydın bir ufuk sergilemeye başladı.
Gerçekte Filistinli grupların arasında milli barış ve dayanışma, korsan İsrail ve hamilerinin Filistin milletine yönelik tehditleri ve komplolarına bakıldığında kaçınılmaz bir zaruret olarak görünüyor. Kuşkusuz Filistinli grupların arasında milli barış ve vefakın sağlanması Filistin milletinin elini siyonist düşmana karşı daha da güçlendirecektir. Bu yüzden Filistinlilerin milli vefak kabinesinin yaklaşık üç yıl önce kurulması da Filistinli grupların milli barış süreci ve vahdet ve birlikteliği yönünde önemli bir gelişme sayılır.
Ancak Filistin’de milli vefak kabinesinin faaliyetleri engebeli bir süreç izledi. Batılı devletlerin sürekli müdahaleleri ve korsan İsrail’in sabotajları ve kumpasları ve bazı durumlarda Fetih hareketinin tekelci tutumu, milli vefak kabinesinden beklentileri aksatan etkenler olmuştur. Aslında Filistinli grupların dayanışması her zaman Batılı devletler ve siyonist rejimin hedefi olan bir konudur. Bu şartlarda direnişin Filistinli grupların milli barış ekseni olarak siyonist rejimin karşısında durması, bu süreci her türlü komplodan koruyacak ve Filistin milletinin Filistin ülküsüne kavuşmak için izlemesi gereken yol haritasını aydınlatacaktır.
Bu zaruretlerin bilincinde olan Filistin milli vefak hükümetinin Başbakanı Rami Hamdullah, Kudüs başkentli bağımsız Filistin devleti, bu devletin iki önemli parçası olan Batı Şeria ve Gazze şeridi arasında siyasi ve coğrafi vahdet olmadan kurulamayacağını belirtti.
Filistinli grupların milli barış sürecinin devamında Gazze şeridine gelen Başbakan Hamdullah bir basın toplantısı düzenleyerek Gazze ziyaretinin amacını Filistin’de ihtilaflara ve ikiye bölünmelere son verme şeklinde açıkladı. Hamdullah, Filistinlilerin arasında ihtilaf ve ikiye bölünmeden bir tek korsan İsrail yarar gördüğünü vurguladı.
Her halükarda Filistinli grupların milli barış sürecinde gelinen yeni noktayı bu grupların Filistin’in tüm kapasitelerini kullanmak ve Kudüs başkentli bağımsız Filistin devletini kurmak gibi Filistin milletinin ülkülerini hayata geçirme yönünde çabaları şeklinde değerlendirmek gerekir. Bu arada Filistin’in coğrafi ve siyasi bütünlüğü de Filistinli grupların elini Filistin ülküsünü gerçekleştirmek için güçlendirir.
Filistin gelişmeleri, yeni intifadanın korsan İsrail ile mücadelede yeni kuralları belirlediğini ve zemini bu rejimle savaşta Filistinli direniş gruplarının operasyonları üzerinden yeni bir merhaleye geçmek için hazırladığını gösteriyor. Bu çerçevede Filistinlilerin coğrafi ve siyasi açılardan direniş ekseninde vahdeti, siyonist rejimin Filistin işgaline son vermek üzere yol haritası niteliğinde olabileceği gibi Kudüs başkentli bağımsız Filistin devleti ülküsünün gerçekleşmesi ve Filistin milletini Amerika’nın komplolarına karşı koruması bakımından da önem arz ettiği kesindir.