2017 yılında FKİK ve Bin Salman’ın hamlığı
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i96417-2017_yılında_fkİk_ve_bin_salman’ın_hamlığı
2017 yılında Fars körfezi işbirliği konseyi FKİK’in gelişmelerini, birincisi kurumun kendi yapısı ve ikincisi de üye ülkelerin durumu olmak üzere iki açıdan ele almak gerekir.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Ocak 19, 2018 15:48 Europe/Istanbul

2017 yılında Fars körfezi işbirliği konseyi FKİK’in gelişmelerini, birincisi kurumun kendi yapısı ve ikincisi de üye ülkelerin durumu olmak üzere iki açıdan ele almak gerekir.

 Zira FKİK’de bir kurum olarak yaşanan gelişmelerden başka bu kuruma üye olan her ülke de diğer üye ülkelerden bağımsız olarak bazı gelişmelere sahne oldu. Bu arada Arabistan gelişmeleri diğer üyelerin yaşadığı gelişmelere nazaran daha önemli sayılır.

2017 yılında FKİK çerçevesinde yaşanan en önemli gelişme hiç kuşkusuz bu kurumun yapısında yaşanan gerginlikti. Bir başka ifade ile esas gerginlik FKİK bünyesinde yaşandı, öyle ki bu kurumun yapısını tehdit etmeye başladı.

Haziran 2017’de FKİK çerçevesinde konseye üye olan Katar devleti ile Arabistan, BAE ve Bahreyn arasında ciddi bir kriz patlak verdi. Aslında Katar ile Arabistan, BAE ve Bahreyn arasında bu krizi Amerika Başkanı Donald Trump’ın Riyad’a gerçekleştirdiği ziyaretinden iki hafta sonra patlak verdi. Amerika Başkanı Trump 20 Mayıs 2017’de ilk yurtdışı ziyaretini Arabistan’a yaptı. Oldukça tartışmalara yol açan bu ziyaretin bir sonucu FKİK bünyesinde Katar ile Arabistan, BAE ve Bahreyn üçgeni arasında yaşanan krizdi, üstelik Mısır da bu üçgene katılarak Katar karşısında yer aldı.

Katar’ın 37 yaşındaki emiri Şeyh Tamim bin Hamd Al-i Sani Riyad’da ABD Başkanı Trump’ın katılımı ile düzenlenen sözde ABD – Arap – İslam zirvesinden hemen sonra bir açıklama yaparak İran İslam Cumhuriyeti’ni bölgenin büyük gücü niteledi ve Katar ile İran ilişkilerini iyi niteledi.

Katar emiri Şeyh Tamim, İran bölgesel ve İslamî açılardan önem arzettiğini ve bunun gözardı edilemeyeceğini ve bu yüzden İran ile gerginlik yaratmanın hikmet ve tebirden uzak olduğunu vurguladı.

Katar emirinin bu açıklaması ve tutumu Riyad yönetiminin Trump’ın katılımı ile düzenlediği zirvenin en önemli amacı, yani İran İslam Cumhuriyeti nizamına karşı konsensüs sağlamanın hezimete uğradığı anlamına geliyordu. Katar gibi küçük bir devletin FKİK yapısından bağımsız bir dış politika izlediğini ortaya koyan bu açıklama Arabistan, BAE ve Bahreyn’i alelacele tepkiye yöneltti. Bu üç ülke Mısır’la birlikte 5 Haziran 2017 tarihinde Katar ile ilişkilerini kestiklerini ilan etti. Bu durum 2017’nin sonuna kadar devam etti.

FKİK’in üç üyesi Arabistan, BAE ve Bahreyn bir yandan Katar yönetimini teröre destek vermekle suçlarken öbür yandan Katar ile ilişkilerini normalleştirmek ve gerginliğe son vermek için 13 şart ileri sürdü ve Doha yönetimine bu şartları kabul etmesi için on gün süre tanıdı, ancak Katar yönetimi hiç bir zaman bu şartları benimsemedi. Katar yönetiminin bu ülkelerin 13 şartını benimsememesinin sebebi, ileri sürülen şartların gerçekçi ve makul olmamasıydı. Bu konuda bir açıklama yapan Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al-i Sani, bu talepler reddedilecek şekilde düzenlendiğini, Arap ülkelerinin bu talepleri Katar’ın milli egemenliğinin ihlali olduğunu vurguladı.

Bu konuda İngiliz The Guardian gazetesinin yazarlarından Patrick Vintor 23 Haziran 2017’de bir makale yayımlayarak şöyle yazdı:

Eğer Katar, Arabistan ve müttefiklerinin şartlarını kabul edecek olursa bunun anlamı bağımsız olmadığını kabul etmektir.

Fransa’nın Lomond gazetesi de Aleksandır Kazeruni’nin kaleminden  ve Arabistan tarih rüyasında başlığı ile yayımladığı raporunda şu satırlara yer verdi: Riyad emir kulları hürriyetlerine kavuşmalarına izin vermek istemiyor. Arabistan ve BAE’nin yapmak istedikleri şey, Trump’ın seçimleri kazanmasından yararlanarak geçmişe geri dönmek ve tarihini yeniden yazmaktır.

Katar ile Arabistan, BAE ve Bahreyn arasındaki kriz, FKİK’i pratikte iki kutuplu hale getirdi ve 2017’nin sonlarına doğru hatta çökme eşiğine getirdi. Gerçi FKİK içinde anlaşmazlıklar yeni bir konu değil, ancak FKİK şimdiye kadar hiç bu denli anlaşmazlığa sürüklenmemiş ve bazı üyelerin bir başka üyenin üyeliğinin askıya alınmasını isteyecek kadar ikiye bölünmemişti. FKİK üyeleri arasındaki ihtilaflar hatta ABD diplomasisi bile bu ihtilafları sonlandıramayacak kadar şiddetliydi. Bu doğrultuda, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un Riyad ve Doha’ya bir kaç kez ziyareti de iki başkenti mevcut krizi görüşmek üzere bir masaya oturmaları konusunda ikna etmeye yetmedi.

Sonunda Katar ile Arabistan, BAE ve Bahreyn arasındaki kriz, FKİK’in Aralık 2017’de Kuveyt’te düzenlediği iki günlük zirvesinin sadece 15 dakikada son ermesine sebep oldu. Oysa Katar emiri Şeyh Tamim bizzat bu zirveye katılmıştı. Ancak Arabistan, BAE, Bahreyn ve Umman liderleri bu zirveye Katar emiri katılması yüzünden katılmadı.

Kuveyt emiri Şeyh Sabah Haziran ayında patlak veren krizin ardından Katar ile Arabistan, BAE ve Bahreyn arasında arabuluculuk yapmak için büyük çaba harcadı, fakat FKİK zirvesinin bu şekilde sonuçlanması, bu çabaların sonuç vermediğini ortaya koydu. Buna göre kuveyt emiri Şeyh Sabah Ahmet Sabah FKİK zirvesi başladıktan 15 dakika sonra beklenmedik bir açıklama yaparak FKİK zirvesi çalışmasına son verdiğini belirtti.

Kuveyt’te FKİK zirvesine paralel olarak Riyad ve Ebu Dabi’den yapılan bazı açıklamalar, Arabistan ve BAE’inin FKİK’ten bağımsız olarak yeni bir yapılanmaya gidecekleri ihtimalini gündeme getirdi. Bu doğrultuda, Katar ve Kuveyt emirleri, Arabistan ve BAE liderlerinin yokluğunda katıldıkları FKİK zirvesi devam ederken, BAE emiri Halife bin Zayed Al-i Nahyan Arabistan ve BAE arasında ortak işbirliği komisyonlarının kurulmasını emretti. BAE emirinin bu yönde verdiği talimatın ilk maddesinde Arabistan ile BAE arasında ortak işbirliği ve koordinasyonun tüm siyasi, askeri, iktisadi, ticari ve kültürel alanları kapsadığı ve iki ülkenin yararına olduğu vurgulandı.

Aslında tüm bu uygulamalar, FKİK’in Arabistan’ın zorbalığı ve konseyin diğer üyelerine yukarıdan aşağıya doğru bakışı yüzünden dağılma eşiğine geldiğini ve yakında ölümü ilan edileceğini gösteriyor. Bu durum ancak Suud hanedanı konseyin üyelerine karşı tavrını değiştirdiği ve bu ülkelerin istiklal ve hakimiyetine saygı gösterdiği takdirde önlenebilir.

Suud rejimi FKİK çerçevesinde yaşadığı sorunlar ve bölgesel politikalarında özellikle Yemen savaşında büyük sorunlarla ve ağır bedellerle karşılaşmaktan başka, iç siyaset arenasında da 2017 yılında oldukça önemli ve görülmemiş gelişmelere sahne oldu.

Arabistan’da 2017 yılında yaşanan en önemli iç gelişmelerden biri, Muhammed bin Naif’in veliaht prenslik mevkiinden azledilmesi ve şimdi kralın oğlu Muhammed bin Salman’ın veliaht prensi ilan edilmesiydi.

Aslında Arabistan’da Mukren bin Abdulaziz veliaht prensi olmaktan uzaklaştırılması ve Muhammed bin Naif’in onun yerine geçmesinin ardından Muhammed bin Naif’in görevden alınması ve Muhammed bin Salman’ın onun yerine geçmesi bekleniyordu. Bu hadise 21 Haziran 2017’de yaşandı ve Muhammed bin Salman resmen Arabistan’ın veliaht prensi oldu.

Ancak bu gelişmenin ardından Arabistan’ın yeni veliaht prensi Muhammed bin Salman’a karşı Suud hanedanı içinde açık muhalefetler başladı. Bazıları ise muhalefetini kral Salman’a resmi mektup şeklinde bildirdi. Zira Suud prensleri Muhammed bin Salman’ın kraliyet tahtına göz diktiğini biliyordu. Bu arada Muhammed bin Salman Arabistan’ın yeni veliaht prensi olmadan önce ABD Başkanı Donald Trump ile 400 milyar dolar değerinde anlaşmalar imzalayarak Amerika’nın desteğini de kazanmıştı.

Muhammed bin Salman’ın Arabistan’da konumunu pekiştirmek için yaptığı en önemli uygulamalarından biri ise Kasım ayının başından itibaren onlarca prensi ve eski yetkiliyi tutuklatmaktı. Tutuklanan prenslerin arasında Mutab bin Abdullah ve Velid bin Tallal gibi güçlü prensler de bulunuyordu. Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman, bu yetkililerin ve prenslerin fesatla mücadele çerçevesinde tutuklandığını iddia etti. Ancak gözlemciler Muhammed bin Salman’ın iktidar mücadelesi sürecinde söz konusu prensleri ve eski bakanları tutuklattığını belirtti. Bu konuda İngiliz Timse gazetesi ise şu ifadelere yer verdi:

Muhammed bin Salman’ın son rakibi olan Arabistan milli muhafız alayı komutanı prens Mutab bin Abdullah’ın azledilmesi, Arabistan’da veliaht prensin doğrudan komutası altında olmayan son dörtlü güçten sonuncusu da onun kontrolü altına girmesine vesile oldu.

Batılı uzman Christina Oliverson da Arabistan’da yaşanan bu değişikliklerin hakkında şöyle yazdı: Muhammed bin Salman’ın Suud prenslerini ve eski ve şimdiki bakanları tutuklatma senaryosunu başlatmaktan gayesi, iktidar savaşında meydanı rakiplerden boşaltmak ve kraliyet tahtını ve tacını babası Salman bin Abdulaziz’den devralması için hazır hale getirmektir.

Batı dünyasında bir çok uzman ve medya organı ise Muhammed bin Salman’ın bu hareketi Suud hanedanı için ölümcül bir hata olduğunu belirtti. Bu bağlamda Hufington Post’un Arapça sitesi şöyle yazdı: prenslerin ve eski ve şimdiki bakanların Muhammed bin Salman’ın emri üzerine tutuklanması, Arabistan’da Suud hanedanının kraliyet düzeninin sonunun başlangıcı olabilir.

Suud rejiminin 2017 yılında en önemli hareketlerinden biri de Lübnan Başbakanı Saad Hariri’yi Riyad’a çağırması ve eline istifa metnini vererek onu bu metni kameraların karşısında okumaya ve istifa ettiğini ilan etmeye zorlamasıydı. Saad Hariri 4 Kasım günü, yani Arabistan’da prensler ve bakanlar tutuklandıkları günde Arabistan’ın başkenti Riyad’da kameraların karşısına çıkarak Lübnan başbakanlığından istifa ettiğini açıkladı.  Hariri daha sonra da 18 gün Riyad’da gözaltındaydı ve bir bakıma rehin alınmıştı. Ancak Suud rejimi sonunda başta Fransa olmak üzere Batılı ülkelerin baskıları ve Lübnan yönetiminin baskıları ve özellikle Lübnan Hizbullah hareketi genel sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah ve Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Aun’un akılcı tutumları yüzünden Saad Hariri’ye Riyad’dan ayrılma izni vermek zorunda kaldı.

Saad Hariri Beyrut’a döner dönmez istifasını geri aldı ve böylece Arabistan rejimi karnesine yeni bir hezimet daha yazıldı. Aslında Arabistan'ın hedefi Hariri’yi istifaya zorlayarak Lübnan’da kriz çıkarmak ve Hizbullah hareketini bu krizin ortaya çıkmasından sorumlu tutmaktı. Ancak Lübnan Hizbullah hareketi genel sekreteri Nasrullah’ın akılcı tutumu ve Hariri’ye destek vermesi Suud rejiminin bu oyununu bozdu. Uzmanlar ise Suud rejiminin bu hareketini Muhammed bin Salman’ın siyaset arenasında hamlığına bağlayarak bu hezimeti de İran İslam Cumhuriyeti ile rekabette Riyad’ın bir başka hezimeti niteledi.