2017 yılında İslam dünyasının gelişmeleri - 2
https://parstoday.ir/tr/radio/west_asia-i96677-2017_yılında_İslam_dünyasının_gelişmeleri_2
İslam dünyasının şimdiki durumu, geçmişte olduğu gibi İslam düşmanları bazı sözde İslamî olan devletlerle birlikte Müslümanlara karşı kumpas kurmakla meşgul olduklarını gösteriyor.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Ocak 21, 2018 15:34 Europe/Istanbul

İslam dünyasının şimdiki durumu, geçmişte olduğu gibi İslam düşmanları bazı sözde İslamî olan devletlerle birlikte Müslümanlara karşı kumpas kurmakla meşgul olduklarını gösteriyor.

Bu kumpaslar İslam dünyasında ancak tefrika şartlarında uygulanabilir. Ancak Müslümanlar uyanmak, birlik olmak ve direnişle düşmanlarla her türlü yüzleşmede zafer elde edebilir.

Geçen bölümde İslam dünyasında bir kaç krizi ve özellikle Irak ve Suriye topraklarında tekfirci IŞİD terör örgütünün dosyasının dürüldüğünü anlattık. Kendini hilafet ilan eden bu tekfirci örgütün çöküşü, hamileri ve özellikle Suud rejiminin hezimeti anlamındaydı.

Bu arada Suud hanedanı sadece Irak ve Suriye krizinde bozguna uğramadı ve bundan başka Yemen savaşında da başarısız oldu.

Suud rejimi başını çektiği bir ittifakla Yemen topraklarına geniş çaplı saldırı başlattı ve bu ülkeyi karadan, havadan ve denizden kuşattı. Bu arada gerçi bazı Arap ülkeleri görecede Suud ittifakında yer alıyor, ama aralarında sadece BAE aktif bir şekilde Arabistan’a Yemen savaşında eşlik ediyor.

Suud rejiminin Yemen topraklarına düzenlediği hava akınlarında şimdiye kadar binlerce kadın, erkek ve çocuk öldü veya yaralandı.

Öte yandan Yemen ordusu ve Ensarullah hareketinin Arabistan topraklarının en derin noktalarına düzenlediği füze saldırıları Suud hanedanını derinden kaygılandırdığı ve aciz hale getirdiği gözleniyor. Bu arada Yemen’in eski Cumhurbaşkanı ve Arabistan’ın Yemen’deki son piyonu Ali Abdullah Salih’in geçen 4 Aralık tarihinde ihanet yüzünden öldürülmesi, Suud hanedanını iyice hüsrana uğrattı. Böylece Suud rejimi Yemen ordusu ve halk direniş güçleri karşısında iyice bozguna uğradı ve savaşın yıpratıcı bir hal alması Suud hanedanını Yemen bataklığına iyice batırdı.

Öte yandan Yemen toprakları Suud savaş gemileri tarafından denizden kuşatılması Yemen milletini gıda maddeleri ve ilaç gibi acil ihtiyaçlarından mahrum bıraktı ve kolera gibi salgınlar Yemen’in tümüne yayılmaya başladı. Yemen milletinin açlık, hastalık ve savaş yüzünden içinde bulunduğu kötü şartlar BM gibi uluslararası kurum ve kuruluşları 2017 yılında Yemen milletinin katliamını önlemek için daha fazla girişimde bulunmaya yöneltti. Geçen 6 Eylül tarihinde BM Arabistan rejimini çocuk haklarını ihlal eden rejimlerin listesine aldı. BM ayrıca Yemen’de her on çocuktan sekiz çocuğun kötü beslenmeden acı çektiğini açıkladı. Yemen’de hastaneler hasta sayısının çokluğu ve ilaç ve tıbbi malzemelerin kıtlığı yüzünden mazlum Yemen halkına gerektiği gibi hizmet veremiyor. Ancak Suud rejimi bu facia boyutunda duruma rağmen BM’nin Yemen’e insani yardım ulaştırmasına mani olmaya devam ediyor. Siyaset çevreleri Suud rejiminin Yemen milletine karşı insanlık dışı uygulamasını bu rejimin askeri sahada acizliğine bağlıyor, zira zaman geçtikçe Suud rejimi bu sahada rezil rüsvay ve daha münzevi oluyor.

Suud rejiminin bölgede müdahaleleri sadece Irak, Suriye ve Yemen’le de sınırlı kalmıyor. Suud hanedanı Bahreyn halkı despot Halife rejimine karşı 2011 yılında haklı kıyamını başlattığı günden beri doğrudan veya dolaylı bir şekilde Bahreyn halkını bastırmakta rol ifa etti. Bahreyn rejimi pratikte Suud hanedanının politikalarının emir kuludur ve buna göre de şimdiye kadar Bahreyn halkının siyasi reform ve özgürlüklerin yönündeki taleplerini kabul etmediği gözleniyor. Geçen sene Bahreyn halkının kıyamına paralel olarak Halife rejiminin baskı, katliam ve tutuklamaları da devam etti. Öte yandan Bahreyn’de bir mahkeme göstermelik bir duruşmada Bahreyn halkının başlattığı kıyamın lideri Ayetullah Şeyh İsa Kasım’ı 21 Mayıs 2017 tarihinde mali fesat gibi mesnetsiz bir suçla suçlayarak bir yıl hapis cezası ve mal varlığına el konması yönünde karar verdi. İki gün sonra da Halife rejiminin güvenlik güçleri Şeyh İsa Kasım’ın evine baskın düzenledi ve iki kişiyi şehit edip 200 kişiyi yaraladıktan sonra Şeyh Kasım’ı yakaladı. Hali hazırda da Bahreynli bu seçkin alim ev hapsinde tutuluyor ve sağlık durumunun da kötü olduğu belirtiliyor.

Suud rejiminin yarattığı bir başka kriz, Mısır, BAE ve Bahreyn’i yanına alarak, 5 Haziran 2017’de Katar ile ilişkilerini kesti. Bu ani kararın gerekçesi Katar’ın teröre destek verdiği iddiası, yine Katar’ın İran ve Türkiye ile dostane ilişkileri ve ayrıca Filistin milletinin temsilcisi olarak Hamas hareketini tanımasıydı. Oysa Suud rejimi bizzat bölgede terör örgütleri ve tekfircilerin baş hamisi olan bir rejimdir.

Bu arada Katar ile ilişkilerini kesen bu ülkeler Katar’a karadan, havadan ve denizden kuşatma uyguladı ve ardından Doha ile ilişkilerini normalleştirmek için 13 şart ileri sürdü, ki her biri bir nevi Katar’ın milli egemenliğine müdahale niteliğindeydi ve bu yüzden Katar devleti tarafından reddedildi. Oysa Suud rejimi Katar’ın hemen bu isteklere karşı teslim olmasını umuyordu. Gerçekte Doha’nın milli egemenliğinin ihlali olan bu şartları reddetmesi Suud rejiminin dış politikasında bir başka düğümü haline geldi.

Bu arada Arabistan’ın iç arenasında da depremler oluyor. Babasının lütfu sayesinde 32 yaşında savunma Bakanı olan Muhammed bin Salman, 21 Haziran 2017’de de veliaht prensi ilan edildi. Muhammed bin Salman dış politika arenasında Suriye, Irak, Yemen ve Katar konularında başarısızlıkla karşılaştı, fakat iç arenada Arabistan’da siyasi ve iktisadi reformların iddiasında bulunuyor.

Muhammed bin Salman geçen 4 Kasım tarihinde aralarında bazı bakanların da bulunduğu çok sayıda Suud prensini mali fesat suçlamasıyla tutukladı ve serbest bırakılmaları için servetlerinin önemli bir bölümünü vermelerini şart koydu.  Gerçekte Muhammed bin Salman bu tuhaf hareketi ile bir yandan kendi konumunu pekiştirmek ve ayrıca bölge ülkelerine müdahaleleri yüzünden üstlendiği ağır mali bedel yüzünden karşılaştığı bütçe açığını telafi etmek istiyor. Oysa hiç kimse Muhammed bin Salman ve kral babasının gerçek servetinden söz edemiyor.

Suud rejimi geçen sene ayrıca Arabistanlı şii Müslümanları geniş çapta bastırdı. Arabistanlı şii Müslümanlardan onlarcası katledildi ve binlerce aile evini yurdunu terk etmeye zorlandı. Suud rejimi büyük bir ticari merkezi inşa etmeyi bahane ederek Avamiye kentinde tarihi eser sayılan eski semtini yıkmaya ve burada yaşayan şii Müslümanları göçe zorlamaya başladı.

İslam dünyasının eski yarası Filistin de 2017 yılında oldukça engebeli bir yılı geride bıraktı. 2017 yılında en başta bazı Arap rejimlerin gaspçı İsrail rejimi ile gizli dostane ilişkileri gün ışığına çıktı. Kendini sürekli Filistin milletinin hamisi gibi gösteren Suud hanedanı 2017 yılında artık siyonist rejimle ilişkilerini gizlemeye bile ihtiyaç duymadı.

Bundan başka, 2017 yılında Bahreyn’den de görecede bir STK olan bir heyet işgal altındaki Filistin’i ziyaret etti. Gerçi Maname rejimi yıllardır Tel aviv ile açık gizli ilişkileri bulunuyor.

Öte yandan 2017 yılında Filistinli gruplar ortak cephe kurmak ve milli vahdet hükümetini hayata geçirmek için bazı adımlar attı. Hamas hareketi Gazze şeridinin yönetimini Filistin özerk teşkilatına devretti ve iki taraf 12 Ekim tarihinde milli vahdet hükümeti üzerine anlaşma imzaladı. Bu anlaşma en başta korsan İsrail’i rahatsız etti. Siyonist rejim kabinesi sözde barış müzakerelerinin devamı için bazı şartlar ileri sürdü ki bu rejimi tanımak ve Hamas direnişine son vermek bu şartlardan bazılarıydı.

Filistin’le ilgili daha önemli bir gelişme 2017 yılının sonlarına doğru 6 Aralık tarihinde yaşandı. Bu günde ABD Başkanı Donald Trump Kudüs’ü çakma rejim İsrail’in başkenti olarak tanıdıklarını ve Amerika’nın Tel aviv büyükelçiliğini de Kudüs’e taşıyacaklarını açıkladı. Bu karar Müslümanları öfkelendirmekle kalmadı Amerika’nın Avrupalı müttefiklerini bile çileden çıkardı. Öte yandan BM güvenlik konseyinde Amerika’nın bu kararını kınayan kararname Amerika tarafından veto edilince bu kez BM genel kurulu devreye girdi ve kararnameyi 11 olumsuz oya karşı 128 olumlu oyla onaylayarak Trump’ın kararını kınadı.

Bundan başka İslam işbirliği teşkilatı da Türkiye’nin İstanbul kentinde olağanüstü toplanarak Trump’ın kararına karşı çıkmakla beraber Beytulmukaddes’i Filistin’in ebedi başkenti ilan etti.

Filistin’de ise halk ABD Başkanı Trump’ın ahmaklığını ve Kudüs’ü çakma İsrail’in başkenti olarak tanıma kararını ve ayrıca siyonistlerin sürekli Mescid-i Aksa’ya saldırmaları ve yerleşke inşaatını sürdürmelerini kınamak için Ekim ayında başlattığı intifada hareketini şiddetlendirdi. Bu halk ayaklanması şimdiye kadar 200 şehit ve binlerce yaralı geride bıraktı.

Ve son olarak İslam dünyasında bir başka üzücü olay geçen sene Myanmar ülkesinde yaşandı. Myanmar’da 2012 yılında Müslümanların katliamı ile başlayan süreç 2017 yılında uluslararası camianın tüm tepkileri ve itirazlarına rağmen devam etti. Myanmar’da radikal budistler Myanmar devleti ve ordusunun işbirliği ile bu ülkede yaşayan Müslüman azınlığı katliam etmeye başladı. Şimdiye kadar binlerce Müslüman bu süreçte katledildi, evleri yakılıp yıkıldı, 620 bin Müslüman da mülteci durumuna düştü. Myanmar’da Müslümanların katliamı ile ilgili yayımlanan görüntüler, bu ülkenin Rahin eyaletinde durumun vahametini yansıtıyordu. Bu arada Myanmar devletinin lideri ve sözde nobel barış ödülü sahibi Ang San Suchi uzun süre bu soykırıma karşı sustu ve şimdi de bu korkunç cinayetleri önemsiz göstermeye başladı. Myanmar hatta BM müfettişlerine Myanmar’ın krizzede bölgelerine gelmelerine izin vermedi ki bu da bu bölgelerde Müslümanların durumunun ne denli vahim olduğunu ortaya koydu.

İslam dünyasının şimdiki durumu, geçmişte olduğu gibi İslam düşmanları bazı sözde İslamî olan devletlerle birlikte Müslümanlara karşı kumpas kurmakla meşgul olduklarını gösteriyor. Bu kumpaslar İslam dünyasında ancak tefrika şartlarında uygulanabilir. Ancak Müslümanlar uyanmak, birlik olmak ve direnişle düşmanlarla her türlü yüzleşmede zafer elde edebilir. Nitekim bu yöntemle tekfirci IŞİD terör örgütü dize getirildi.