Kudüs; İlahi dinlerin çıkış noktası - 4
Bugünkü sohbetimizi Filistin ve Beytulmukaddes’in Osmanlı imparatorluğu dönemi ve bu imparatorluğun parçalandığı güne kadar geçen sürede gelişmelerine ayırdık.
Beytulmukaddes, şerefini ve kutsiyetini ilahi dinlerin zuhur etmesinden alan kutsal bir kenttir. Zira tarih boyunca bu kent büyük peygamberlerin zuhur ettiği ve semavi dinlerin tebliğ edildiği ve tevhid nuru ve Allah’a tapmanın çıkış noktası olmuştur. Bu kentte büyük peygamberlerden geriye kalan kutsal eserler kentin manevi yüce konumunu yansıtır.
Öte yandan Beytulmukaddes’in Müslümanların arasındaki konumunun kökleri tarihin derinliklerine uzanır. Beytulmukaddes Müslümanların ilk kıblesidir. Bi'set’in ilk 13 yılında son ilahi peygamber Hz. Muhammed –s– Mekke’de yaşıyordu. Bu süre içerisinde ve yine o hazret Medine’ye hicret ettiği günden sonra tam 17 ay boyunca Allah Resulü –s– ve Müslümanlar Mescid-i Aksa’ya doğru namaz kılıyordu.
Mescid-i Aksa Müslümanlar için bir başka açıdan da büyük önem arz ediyor. İslam Peygamberi –s– Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya geldi ve buradan göklere miracı gerçekleşti. Gerçekte Mescid-i Aksa meselesini ele almak, İslam dünyasının birinci meselesini gündeme getirmek ve bu kutsal topraklarda reva görülen zulümleri ve haksızlıkları hatırlamaktır.
Bu arada ABD Başkanı Donald Trump’ın ahmakça bir karara imza atarak Beytulmukaddes’i çakma rejim İsrail’in başkenti olarak kabul etmesi bu kutsal kente ve tarihi ve dini önemine bir kez daha göz atma fırsatını yarattı.
Aslında Beytulmukaddes ilk kez Amerika ve Avrupa ülkelerinin desteğini arkasına alan siyonistlerin saldırısına uğramıyor. Kuşkusuz Beytulmukaddes ebediyen Müslümanlara aittir ve Filistin’in de başkentidir ve olmaya da devam edecektir.
Geçen bölümde haçlı savaşları ve bu bağlamda yedi büyük savaşı ve Beytulmukaddes ve Filistin topraklarının Müslümanlarla Avrupalı Hristiyanların arasında el değiştirdiğini anlattık.
Yedinci haçlı savaşlarının son bulması ve Eyyübi hanedanının son kralının vefat etmesinden sonra Müslümanlardan Memalik adında bir hanedan yaklaşık üç asır boyunca Beytulmukaddes’in yönetimini eline aldı. Mamalik hanedanı Moğolların Beytulmukaddes’e saldırılarını geri püskürttü ve Aka’da haçlı ordunun kalıntılarını yok etti.
Öte yandan Osmanlı devleti, Osman Gazi’nin uzun yıllar savaşları ve Moğollar ve Yunanlılarla savaşlarında büyük fetihlere imza atmasının ardından Anadolu topraklarında kuruldu. Osman Gazi 1326 yılında vefat etti ve böylece halefleri bir bir imparatorluğun başına geçti, ta ki sıra Fatih Sultan Mehmet’e geldi.
Fatih Sultan Mehmet 1453’te haçlıların en önemli iktidar merkezi ve Doğu Roma imparatorluğunun başkenti olan Konstantinopolis’i fethetti ve haçlıları Avrupa kapılarına kadar geri püskürttü ve Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarında büyük fetihlere imza attı.
Osmanlı imparatorları dört asır boyuncu başta Kudüs olmak üzere Filistin topraklarında hüküm sürdü. Ancak Osmanlı imparatorluğunun Asya, Afrika ve Avrupa’nın bazı bölgelerine yayılması ve nüfuzunu arttırması Britanya, Fransa, Çarlık Rusya ve İtalya gibi Avrupa’nın bazı büyük devletlerini kaygılandırdı. Gerçekte bu devletler Osmanlı devletinin gücünden derin dehşete düşmüştü.
Bu yüzden Avrupa devletleri her ne pahasına olursa olsun, Osmanlı imparatorluğunun gücünün gelişmesini ve yayılmasını durdurmak ve bu imparatorluğu çökertmek istedi. Bu arada Britanya Osmanlı imparatorluğunun güç kaybına uğramasında önemli rol ifa ediyordu.
Aslında Osmanlı imparatorluğunun ele geçirdiği topraklara atadığı hükümdarları halka karşı acımasız davranıyordu ve bu da Osmanlı egemenliği altında bulunan topraklarda halkın isyan etmesine zemin hazırlıyordu. Bu doğrultuda 19. Yüzyılın sonlarına doğru başta Kudüs olmak üzere Filistin topraklarında bir çok isyan çıktı ve o tarihe kadar politikası Osmanlı imparatorluğunun Asya kıtasında toprak bütünlüğünü desteklemek olan Britanya birden bu politikasını değiştirdi ve Osmanlı imparatorluğunun karşısında yer aldı. Britanya devleti o dönemde Süveyş kanalına musallat olmak ve Hindistan’da nüfuzunu sürdürmek ve ayrıca Osmanlı imparatorluğunu çökertmek için birinci dünya savaşı sırasında müttefiklerin bir üyesi olarak bazı komplolar kurdu ve Araplarla bir dizi anlaşmalar imzalayarak onları destek vermekle ümitvar etti.
Britanya devleti 1916 yılında Arapları Osmanlı devletine karşı isyan ettirdi. Britanya devletinin Filistin’de bu topraklara musallat olmak için entrikalarını başlatmadan önce de siyonistler Yahudi bir devlet kurmak için girişimlerde bulunmaya başlamıştı. 1882 ila 1897 yılları arasında küresel siyonizm göçmen Yahudileri Filistin topraklarına yerleştirmek için bazı girişimlerde bulundu, fakat başarılı olamadan hezimete uğradı. Ancak İngilizler her yenilginin ardından Osmanlı devletini çökertme çabalarını arttırıyordu.
Öte yandan New Free Press muhabiri Teodor Hertzel 1896 yılında siyonizm hareketini siyasi boyuta taşıdı ve 1897 yılında De Volt adında siyonizm ideolojisinin resmi yayın organını kurdu. Aynı yılda Hertzel’in öncülüğünde ilk siyonizm kongresi İsviçre’nin Ball kentinde düzenlendi. Bu kongrede bir bildiri onaylandı. Bildirinin en önemli maddesi ise Filistin topraklarında Yahudiler için bir devlet kurmak ve uluslararası hukuk tarafından güvence altına almaktı. Aslında siyonizm kongresi o gün ülke sözcüğünü kullanmadı ve bunun yerine merkez tabirini kullandı, çünkü eğer o zaman ülke sözcüğünü kullansaydı kuşkusuz Filistin milleti ve diğer Müslüman milletlerin tepkisi ile karşılaşırdı. Fakat kesin olan şu ki kongrenin merkezden maksadı, Filistin’de Yahudi devletiydi.
1915 yılında Britanya ve Fransa devletleri Osmanlı imparatorluğunun Asya kıtasındaki topraklarını paylaşmak için Sykes Pico adı ile ün yapan bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşmayı Britanya’yı temsilen Sir Mark Sykes ve Fransa devletini temsilen George Pico imzaladı.
Öte yandan Sykes Pico anlaşması Çarlık Rusya devletine de bildirildi ve bu devlet de bazı tavizlerin karşılığında anlaşmayı kabul etti.
16 Nisan 1916 tarihinde Britanya, Fransa ve Rusya devletleri arasında Sazonov anlaşması olarak ün yapan bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma aslında Sykes Pico anlaşmasının ek anlaşması niteliğindeydi. Bu anlaşmaya göre Osmanlı toprakları söz konusu üç devlet arasında paylaşıldı ki buna göre de Britanya devletinin payı Irak’ın güneyi, Bağdat ve Filistin’de Hayfa ve Aka oldu. Daha sonra Klemanso – Levid George adında bir başka anlaşma çerçevesinde Britanya’nın payı arttırıldı. Bu son anlaşmanın altıncı maddesi ise Filistin meselesinin uluslararası bir mesele olduğuna vurgu yapıyordu.
Öte yandan birinci dünya savaşı başlayınca İngilizler Arapları Osmanlı’ya karşı isyan ettirmeye başladı. İngiliz devleti Araplara destek sözü vererek Osmanlı devletine karşı Araplardan bir birlik kurma sözü verdi. İngiliz devleti bu doğrultuda Necd emiri bin Suud ve Mekke emiri Şerif Hüseyin ile müzakere etmeye başladı. Osmanlı devleti tarafından Mekke valisi olarak atanan Şerif Hüseyin oldukça bencil ve makam ve mevki düşkünü biriydi ve Britanya devletinin entrikaları ve Arapların Osmanlı devletinin adamlarından rahatsızlığından dolayı kandırıldı ve 5 Haziran 1916’da Osmanlı devletine karşı ayaklandı ve aynı yılın 2 Kasım tarihinde kendini Arap toprakların kralı ilan etti.
Ancak Şerif Hüseyin’in kendini kral ilan ederek saltanat kurmasını beklemeyen Britanya devleti bu konudan derin kaygı duydu ve Sykes Pico anlaşmasının maddelerinin Şerif Hüseyin ile yaptığı anlaşmaya aykırı oluşundan hareketle Hüseyin’in saltanatına muhalefet etti. Britanya’nın muhalefetini beklemeyen Hüseyin 1917’de Britanya’nın kendisine ihanet ettiğini öğrendi. Bu arada Britanya ile Hüseyin arasındaki gizli anlaşmanın muhtevası yeni yeni kurulan sovyetler birliği devleti tarafından yayımlandı. Osmanlı devleti durumu Şerif Hüseyin’e bildirerek Britanya’nın sahtekarlığı hakkında onu uyardı. Osmanlı devleti Şerif Hüseyin’den Britanya ile ilişkilerini kesmesini istedi. Şerif Hüseyin Britanya devletinden açıklama istedi, ancak ikna edici bir cevap bulamadı.