Trump’ın Kudüs kararının sonuçları - 1
Sohbetimizin ilk bölümünde Amerika Başkanı Trump’ın Kudüs kararının sonuçlarını Filistin milletinin çıkarları açısından ele almak istiyoruz. Kuşkusuz Trump’ın bu kararının Filistin için olumlu ve olumsuz sonuçları olacaktır.
Amerika Başkanı Trump’ın Kudüs kararının Filistin için en önemli olumlu sonucu, son yedi yılda Arap dünyasında yaşanan ayaklanmalar ve Suriye, Irak, Yemen ve Libya gibi bazı İslam ülkelerinde yaşanan şiddetli krizler yüzünden İslam dünyasında ve hatta uluslararası arenalarda marjinal bir konu haline gelen Filistin meselesinin bir kez daha ilgi odağına yerleşmesidir.
Dünyanın bir çok bölgesinde ve ülkesinde Amerika ve korsan İsrail karşıtı itirazların yükselmesi, Filistin meselesinin BM güvenlik konseyinde gündeme gelmesi ve özellikle BM genel kurulunda Kudüs kararnamesinin büyük oy oranı ile onaylanması, hepsi Filistin meselesinin önemli bir mesele haline geldiğinin işaretleridir. Nitekim dünyada ilk kez milletler her türlü dini ve etnik yaklaşımdan bağımsız bir şekilde resmi ve resmi olmayan platformlarda Filistin’e destek cephesini oluşturdu.
Öte yandan eğer Amerika devleti önümüzdeki üç yıl içinde büyükelçiliğini Tel aviv’den Kudüs’e taşıyamazsa bir nevi Filistin’in Doğu Kudüs üzerindeki mülkiyet ve hakimiyet hakkı resmi olmasa bile, tanınmış olacak, ki bu da ABD Başkanı Trump’ın Kudüs kararının Filistin için getirdiği bir başka olumlu kazanımdır.
Ancak Trump’ın Kudüs kararı aynı zamanda Filistin için bazı olumsuz sonuçları olduğu ve bu soruçların Filistin’in geleceği üzerinde önemli etkisi olacağı da ortadadır.
Trump’ın Kudüs kararının olumsuz sonuçlarından biri, Filistin milletinin yeniden mülteci durumuna düşmesidir. Gerçekte siyonist rejim İsrail’in başkenti Tel aviv’den Kudüs’e taşındığı takdirde en başta şimdilik nüfusu 5 milyon olan Filistinli mültecilerin nüfusu artacaktır, zira bu plan uygulandığı takdirde yaklaşık 400 bin kadar Filistinli Batı şeriadan sürülecektir. Üstelik bu yeni mültecilerin durumu Suriye, Ürdün ve diğer ülkelerde mülteci durumuna düşen önceki Filistinlilerden farklı olmayacağı da ortadadır, ki bu da ciddi bir tehlike sayılır.
ABD Başkanı Trump’ın Kudüs kararının Filistin için ikinci olumsuz sonucu, Kudüs’ün şimdiki işgal altındaki durumunun Cenevre konvansiyonu kapsamının dışına alınması ve normal bir kent gibi algılanarak kentin Yahudileştirme sürecinin daha hızlı ve daha güçlü ve açık bir şekilde sürdürülmesidir. Bir başka ifade ile bu karar bundan önce Kudüs’ü işgal altında sayan tüm eski anlaşmaları ve Cenevre’nin 4. Konvansiyonuna göre içinde hiç bir değişikliğin yapılamayacağı durumu ihlal edecektir.
Gerçi ABD Başkanı Trump Kudüs kararını açıkladıktan sonra dünya genelinde Filistin’e destek yönünde Amerika ve korsan İsrail’e karşı ağır bir atmosfer oluştu, fakat gösterilen tepkilere bakıldığında bu tepkilerin kısıtlı, kısa süreli ve hafif tepkiler olduğu anlaşılır. Gerçekte uluslararası camianın Trump’ın kararına gösterdiği tepki genellikle kınama düzeyinde kaldı ve pratikte Filistin’e destek yönünde hiç bir adım atılmadı. Yine BM genel kurulunda Kudüs’le ilgili onaylanan kararname de tamamen simgesel bir hareketti ve hiç bir bağlayıcı yönü bulunmayan bir kararnamenin onaylanmasından ibaretti.
Bu çerçevede Arap dünyasının uzmanlarından Adil Raşid, Arap 21 sitesinde yayımladığı bir makalede şu ifadelere yer verdi: BM kararı bağlayıcı değildi ve uygulama gücünden yoksundur. Bu kararname sadece bir tavsiye düzeyindedir ve pratikte durumda hiç bir değişiklik yapmaz. Bir başka ifade ile bu kararname de önceki kararnameler gibi hiç bir etkisi olmayacaktır. Bir çok ülke BM’nin Kudüs kararnamesine olumlu oy verdi ve onu onayladı ve böylece Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesine kaşı çıktı. Bu ülkelerin arasında Avrupa ülkeleri de vardı. Avrupa ülkeleri siyonist rejim kurulduğu günden itibaren politikaları ve tutumları bu rejimden yana olduğu halde kararnameye olumlu oy vererek Trump’ın kararına karşı olduklarını ilan etti. Bu yüzden bu ülkelerin Trump’ın kararına muhalefeti gerçek muhalefet değil, göstermelik muhalefettir. Bu ülkeler kendi halkının duygularını kontrol edebilmek için göstermelik bir şekilde Trump’ın kararına muhalefet etti.
Arap 21 sitesinde bir yazı yayımlayan diğer Arap uzman Usam Numan da şöyle yazdı: bu zafer, Filistin ve taraftarları için manevi, hukuki ve siyasi bir zaferdir ve Amerika, İsrail ve taraftarları için ağır bir yenilgidir. Buna karşın bu yenilgi Amerika ve İsrail’i sömürücü planları ve yerleşke inşaatını durdurmaya zorlamaya gücü yetmedi. Gerçekte BM genel kurulunun 21 Aralık’ta çıkardığı kararname yeterli değildir ve Filistin’i kurtarmak ve Filistinlilerin anavatanına geri dönmelerini sağlamak ve ana yurdunda bağımsız ülke kurmalarına yardımcı olmak için kabul edilebilir bir son değildir.
Öte yandan Arap rejimlerin Trump’ın kararına gösterdikleri tepki, Filistin davası Arap hükümdarlar için marjinal bir konuya dönüştüğünü gösteriyor. Arap hükümdarlar Filistin’e destek yönünde hiç bir ciddi ve etkili adım atmadı. Bu pratik uygulama siyonist rejimle her türlü ilişkiyi kesmek, siyonist ürünleri boykot etmek, Amerika’daki Arap büyükelçileri geri çağırmak, uluslararası platformlarda sözlü şov yapmaktan vazgeçerek pratik tepki vermek ve Filistin’e mali ve askeri destek vermek gibi uygulamalarla desteklenebilir. Ancak bu durumların hiç biri Arap hükümdarların ve başta Türkiye olmak üzere İslam ülkeleri yöneticilerinin açıklamalarında göze çarpmıyor.
Katar üniversitesi siyasal bilimler hocası Muhammed Salih Mosfer, Katar’da yayımlanan Şark gazetesinde şöyle yazdı:
Amerika 80 kez İsrail’i kınayan kararnameleri kınadığı bir sırada hiç bir Arap yetkili Amerika’ya karşı hiç bir siyasi tepki göstermedi. 21 Aralık’ta düzenlenen BM genel kurul oturumunda da Arap temsilciler hiç bir şey söylemedi. Bazı Arap temsilciler neden konuşma yapmadıklarını haklı göstermek için türlü bahaneler ileri sürdü.