Britanya’da insan hakları ihlali - 2
Bugünkü sohbetimizde birinci bölümün devamında Britanya’da insan hakları ihlallerinin diğer bazı örneklerini sizlerle paylaşmak istiyoruz.
İşçi hakları, memur hakları, akademisyenlerin hakları ve hatta doktorların hakları, Britanya’da geniş çapta ihlal edilen haklardan sayılır. İngiliz The Guardian gazetesi 31 Ekim 2016 tarihli sayısında şöyle yazdı: Postane, demiryolları ve hava sanayii çalışanları ve yetkililerinden oluşan binlerce kişi maaşlarının düşük olması, maaşlarının azaltılması ve işten atılması gibi durumları protesto etmek üzere greve gitti.
Bundan başka Ocak 2015 tarihinde de Londra, otobüs şöförlerinin düşük maaş ve kötü iş şartları yüzünden grevine şahit oldu. Bu greve 27 bin memur ve şöför katıldı.
Britanya genelinde de üniversite öğretim üyeleri şimdiye kadar bir çok kez maaşlarının düşük olmasını protesto etmek için greve gitti. Hekimler ve sağlık sektörü çalışanları da benzer sebeplerden ötürü defalarca greve gitti. Doktorlar hükümetin dayattığı yeni sözleşmelerde mesai saatleri arttırıldığını, fakat maaşları tam tersine düşürüldüğünü söylüyordu.
Britanya’da insan hakları ihlalleri ile ilgili bir başka durum, sosyal güvensizlik durumudur. Sun dergisinin 28 Ekim 2016 tarihli sayısında yayımlanan rapora göre Britanya sokaklarında 50 bin kadar cinsel sapkın elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Bu rakamın son onyıla kıyasla %70 arttığı ifade ediliyor.
Bu arada sosyal güvensizlik şartları Britanya’da özellikle gençlerin arasında ciddi sıkıntılara ve intihar ve depresyon gibi vakaların artmasına yol açtığı belirtiliyor.
The Guardian gazetesi 12 Mayıs 2016 tarihli sayısında yayımladığı raporda Britanya’da 2015 yılında intihar eden insanların sayısı son yirmi yılda görülmemiş seviyeye ulaştığını belirtti.
Britanya’da çocukların ve ergenlerin arasında hızla tırmanan depresyon vakaları da bu ülkenin bir başka sosyal sıkıntısıdır. Britanya’nın AB’den çekilmesi, terör tehditlerinin artması ve sosyal güvensizlik durumu İngiliz çocukların ve ergenlerin arasında depresyon ve kaygıyı körükleyen bazı etkenlerdir.
Öte yandan Britanya’da bir çok medya organı çok rahat bir şekilde ve utanmadan bu ülkede yaşayan dini ve etnik azınlıkları aşağılıyor. Bu duruma tepki gösteren BM insan hakları yüksek komiseri Raad El Hüseyin, 24 Nisan 2015’te bir bildiri yayımlayarak Sun gazetesinin göçmenleri böceğe benzetmesini şiddetle kınadı. Raad El Hüseyin, Nazi döneminin medya organları insanlara, yetkililerin böcekleri ve fareleri yok etmek istediğini söylüyordu. Bu tür cümlelerin Sun gibi milli düzeyde bir medya organından duyulması asla kabul edilemeyecek fitneci bir harekettir.
Sun gazetesinde Katie Hopkins kaleminden yayımlanan bir makale geniş tepkilere yol açmıştı. Hopkins makalesinde Akdeniz’deki göçmenleri taşıyan teknelere karşı topla donatılmış hücumbotlarından yararlanmak ve bu tekneleri vurarak göçmenlerle birlikte batırmak gerektiğini belirtmişti. Hopkins makalesinde ayrıca göçmenleri barbar insanlar nitelemişti.
Britanya devleti sürekli başka ülkelerde ifade özgürlüğünü, inanç özgürlüğünü ve eylem düzenleme özgürlüğünü savunan ve bu durumlardan başka ülkelerin içişlerine karışma bahanesi olarak yararlanan bir devlettir. Oysa Britanya devleti bizzat ülkelerde ifade özgürlüğünü, inanç özgürlüğünü ve eylem düzenleme özgürlüğü gibi hakları ihlal eden bir devlettir. Britanya’da gazetecilerin hakları şiddetle ihlal edilmektedir. Londra yönetimi terörle mücadele ve milli güvenlik gibi bahanelerle gazetecileri tutukluyor, faaliyetlerini engelliyor ve hatta bazılarını sürgün bile ediyor. Örneğin Wikileaks sitesi ile Britanyalı yetkililerin fesatlarını ifşa etmekte işbirliği yapan gazetecilerden Sara Harison Almanya’ya sürgün edildi.
Britanya’da siyonist lobilerin faaliyetlerini kurcalamak veya korsan İsrail’in cinayetlerini ifşa etmek, Londra yönetiminin kırmızı çizgileridir. Britanya’da medya, gazeteciler, akademisyenler ve sıradan vatandaşların İsrail’i eleştirme hakkı yoktur. Daily Telegraph’ın 4 Nisan 2016 tarihli sayısında belirttiğine göre, işçi partisi temsilcilerinden ve hazine Bakanı eski yardımcısı Nazşah twitter hesabında siyonist rejimin mazlum Filistin milletine karşı cinayetlerini eleştirerek İsrail’in Amerika topraklarına taşınmasını istedi. Nazşah mesajında ayrıca Amerikalıların İsraillileri açık kucakla karşılayacaklarını, üstelik bu hareket, Amerika’nın Ortadoğu bölgesine müdahalelerine de son vereceğini vurguladı. Ancak Nazşah’ın bu mesajı hem kendi partisinden arkadaşları ve hem Britanya’daki siyonist lobilerin sert tepkisi ile karşılaştı ve Nazşah görevinden istifa etmek zorunda kaldı.
Britanya devleti ve istihbarat servislerinin kendi vatandaşları hakkında casusluk yapması da bu ülkede bir başka insan hakları ihlal örneğidir. Vatandaşların telefon görüşmelerinin kayda alınması, telekulak sistemlerinin yerleştirilmesi, gözetleme kameralarının geniş çapta kullanılması ve evlere muğlak güvenlik gerekçeleri ileri sürülerek baskın düzenlenmesi, Britanya’da insan hakları ihlallerinin örnekleri sayılır. Bazı belgelere göre Britanya yönetiminin kullandığı telekulak sistemleri ile toplanan bilgiler bir merkezde toplanıyor. Bu yetkiyi Britanya istihbaratına yine devlet veriyor.
PC World’un 10 Nisan 2015’te yayımladığı bir rapora göre Britanya’da insan hakları alanında faaliyet yürüten bir örgüt, mahkemeye dava açarak bu ülkede telekulak sistemlerinin toplanmasını ve bu casusluk faaliyetinin durdurulmasını istedi.
İnsan hakları aktivistleri, Britanya’da vatandaşlardan toplanan bu bilgilerden bazıları vatandaşların gönüllü katılımı ile ve bazıları çalınarak ve bazıları da rüşvet ve tehditle toplandığını, bu durumlar insan hakları ihlali olduğunu ve durdurulması gerektiğini savunuyor.
Britanya’da hapishanelerin içler acısı durumu ve mahkumlara uygulanan şiddet ve işkence de İngiliz insan hakları aktivistlerinin en çok kaygı duydukları insan hakları ihlallerinden biri sayılır. Britanya’da tutuklanan insanlar hem polis gücü ve hem hapishanede gardiyanların şiddet ve işkence uygulamaları ile karşılaşıyor. Nitekim mahkumlara karşı kötü muamele bu insanların depresyona sürüklenmelerine ve hatta intihar girişiminde bulunmalarına yol açıyor.
Express gazetesinin 11 Aralık 2016 tarihinde yayımladığı raporuna göre İngiltere ve Wales hapishanelerinde 400 kişi gözaltına alındıktan kısa süre sonra intihar etti.
Öte yandan Britanya hapishanelerinde ruh hastalığına yakalanan insanların sayısında yaşanan artış da kaygı verici boyutlara ulaştığı anlaşılıyor.
The Guardian gazetesi 23 Ekim 2015’te yayımladığı raporunda Britanya zindanlarında 4 bini aşkın ruh hastası mahkumun bulunduğunu ifşa etti. Hapishanelerde sağlık ve hijyen koşullarının çok düşük düzeyde olması da Britanya’da insan hakları aktivistlerini kaygılandıran bir başka konudur.
Gerçi Batılı ülkelerde kölelik düzen kaldırıldığı ifade ediliyor, fakat bu şom fenomenin Britanya’da eskisi gibi devam ettiği anlaşılıyor.
İngiliz Independent gazetesi 22 Ağustos 2016 tarihinde yayımladığı raporunda, İngiltere ve Wales’de kölelik kurbanı olan insanların sayısı son dört yılda beş kat arttığını yazdı. Veriler Britanya’da 13 bin insan köle hayatı yaşadığını gösteriyor. Bu insanlar fuhuş yapmaya veya hizmetçi olarak çalışmaya veya fabrikalarda ve tarlalarda işçi olarak çalışmaya zorlanan kadınlardan ve insanlardan oluşuyor.
Bu kölelerin büyük bir bölümü ise göçmenlerden ve roman halktan oluşuyor. İngiliz Sunday Times gazetesinin 11 Aralık 2016 tarihinde yayımladığı raporuna göre Britanya’da bazı yerel konseylerin üyeleri ve sosyal aktivistler Fransa’nın Kale limanından Britanya’ya gelen sığınmacıların çocuklarından bazıları birden ortalıktan kaybolduklarını belirtiyor.
Britanya’da en çirkin insan hakları ihlal durumu, sığınmacılara ve mültecilere karşı sergilenen davranıştır. Britanya’da gözaltı vakaların sayısı çok yüksektir, zira polis gücü ve sınır muhafaza birlikleri bir çok durumda hiç bir haklı gerekçe olmaksızın mültecileri gruplar halinde gözaltına alıyor.
World Bulten sitesi 8 Mart 2016 tarihinde yayımladığı bir raporda Britanya’da her gün ortalama 40 kadar mülteci gözaltına alındığını yazdı. Raporda mültecilerin uygunsuz durumları Britanya toplumunun itirazına yol açtığı belirtildi. 8 Kasım 2015’te ise yüzlerce Britanyalı insan hakları aktivisti mültecilere ve sığınmacılara karşı kötü muameleyi protesto etmek amacıyla Britanya’nın Bedford bölgesinde gözaltına alınan göçmenlerin tutulduğu bir merkezin önünde toplanarak bu merkezin derhal kapatılmasını istedi.