Myanmar’da Müslümanlara dayatılan soykırım - 4
Bugünkü sohbetimizde Myanmar tarihini ikinci dünya savaşından sonra bayan Ang San Suchi’ye nobel barış ödülü verdiği güne kadar geçen süreyi gözden geçirmek istiyoruz.
Geçen bölümden hatırlanacağı üzere Myanmar halkının büyük çoğunluğu ikinci dünya savaşı yıllarında pasif bir tutum içindeydi ve sadece %10’luk iki Myanmarlı milliyetçi grup ya Japonya ya da İngiltere taraftarıydı. Japonya saldırısı sırasında Britanya istihbaratının raporları, Karen ve Şan azınlıkları başta olmak üzere Myanmar halkının %10 kadarı Britanya taraftarı ve %10 da Japonya taraftarıydı ve geriye kalan %80’lik nüfus işin sonu nereye varacağını beklemekteydi.
Aslında Britanya istihbaratının bu tahmini kesin olarak telakki edilmemeli, ama yine de ikinci dünya savaşı sırasında Myanmar halkı ve siyasi aktivistlerin Japonlarla İngilizlerin arasındaki savaşta genel eğiliminin hangi yönde olduğunu anlayabilmek için faydalı olduğu söylenebilir. Bu veriler en azından Myanmar halkının %80 kadarı o dönemde bir nevi belirsizlik içinde bulundukları ve savaşın sonunda hangi tarafın zafer kazanacağını ve Myanmar İngiliz sömürüsünün altında mı kalacağını veya Japonya tarafından tamamen işgale mi uğrayacağını bekleyip görmek istiyordu.
Aslında Myanmar’de bu %80’lik çoğunluk için İngiliz sömürücülerle Doğu Asya bölgesinde yeni bir güç olarak hüküm sürmek isteyen Japonların arasında pek bir fark yoktu ve yine Myanmar halkı arasında İngilizlere ve Japonlara verilen %10’luk eşit destek de bu iki kesimin azınlıkta olduklarını gösteriyordu. Ancak genel bir algı, bu savaşın İngiliz sömürüsünü zayıflatacağı yönündeydi. Hatta İngiltere ile pazarlık eden General Suchi grubunun İngiliz güçlerle işbirliği yapmasının sebebi, Japonları yendikten sonra İngiltere’den Myanmar’ın bağımsızlığını elde etmek ve bu grubun iktidarın başına geçmesini sağlamaktı.
Aslında bu anlayış pek de yanlış sayılmazdı. Gerçi Myanmar’ın daha sonraki gelişmeler iktidar meselesinin İngilizlerle işbirliği yapan %10’luk nüfusun bağımsızlıktan sonra tüm beklentilerine kavuşmasından çok daha karmaşık bir mesele olduğunu ortaya koydu. Ancak aynı grup ve lideri General Ang Sun Myanmar bağımsızlık hareketine önderlik etti ve İngilizler de Hindistan yarımadasında işgal ettikleri toprakları koruyamayacaklarını anlayınca görecede olsa bile bu bölgeden çekilmek zorunda kaldı. Böylece İngilizler Hindistan ve Myanmar’ın bağımsızlığını kabul etti. Myanmar 1948 yılında bağımsızlığına kavuşunca İngiliz ordusu bu ülkeden geri çekildi ve General Suchi yandaşı milliyetçiler iktidarın başına geçti.
Ancak ingilizlerle japonlara karşı işbirliği yapan bir grup tarafından elde edilen Myanmar bağımsızlığı, bu ülkede demokratik bir rejimin işbaşına gelmesine katkı sağlayamadı. Yani Myanmar’da tüm etnik ve dini grupların ve en önemlisi Rohingyalı Müslüman azınlığın diğer dini ve etnik gruplarla eşit haklara kavuşamadı. Nitekim işin ta başından itibaren milliyetçi akımların arasında budist çoğunluk çerçevesinde kendini gösteren iç rekabetler, dini ve etnik tekelcilik eğilimini gün ışığına çıkardı ve Myanmar halkı bu ülkede birlik ve beraberliğe vesile olacak ve tüm dini ve etnik farklılıkları ve ecnebi sömürüsünü yok edecek tarihi önemli bir fırsatı kaybetti. Öte yandan 1963 askeri darbesi ile her şey değişti ve bu darbe, Rohingyalı Müslümanlarla bağnaz budistlerin arasındaki dini ve etnik farklılıkları daha da şiddetlendirdi.
Myanmar’ın çağdaş tarihinde General Win’in askeri darbesi bu ülkenin en önemli gelişmelerinden biri sayılır. Özellikle Rohingyalı Müslümanlar için generallerin darbesi, Myanmar’da budist çoğunlukla Müslüman azınlığın bir arada ve barış içinde yaşamalarının zeminini tamamen yok ettiği söylenebilir. Bu darbe radikal budistlerin arasında bir takım olumsuz algılamalara yol açtı. Bu zümre Rohingyalı Müslümanları yabancı ve Bangladeş uyruklu insanlar olarak algılamaya başladı ve bu kavmin gerekirse zorla Myanmar topraklarından ihraç edilmeleri gerektiğini savunmaya başladı.
Aslında Myanmar tarihinde bu dönem sadece Rohingyalı Müslümanların zor durumda kalmaları yüzünden önem arzetmiyor. Bu dönem en çok generallerin yaptığı darbe ve Myanmar’ın dönem Başbakanı Uno’nun iktidardan uzaklaştırılması ve bu durumun küresel güçlerin rekabetleri devam ettiği bir sırada bu ülkeyi kaosa sürüklemesi yüzünden önem arzediyor.
Myanmar’da darbeci generaller işin ta başından itibaren Myanmar’ın siyasi düzenini değiştirmek için barış ve kalkınma konseyi adı altında ve sosyalist – marksist düzen çerçevesinde bir konsey kurarak gerçekte askeri bir rejimin temelini attılar.
Ancak Myanmar’da General Win’in askeri darbesinden sonra sosyalist düzen ilan edilmesi bu ülkeyi doğunun sosyalist bloku ile batının kapitalist bloku arasında devam eden sıkı rekabetin arasında attı ve bu ülkenin bundan sonraki gelişmeler tamamen soğuk savaş döneminde büyük güçlerin rekabetlerinden etkilendi.
Böylece Myanmar’da Doğu ve Batı taraftarı olan iki akım iktidar savaşına başladı. Batı yandaşı akımın liderliğini General Ang Sun’ın kızı üstlendi ve Doğu yandışı akımın başını da darbe yapan ve barış ve kalkınma konseyi adında bir konseyi kurarak ülkeyi yönetmeye başlayan darbeci generaller çekmeye başladı.
Myanmar’da Batı yandaşı akım, Doğu yandaşı akıma ve sosyalizm iddiasında bulunan darbeci generallere karşı büyük bir hareket başlattılar ve başta ABD olmak üzere Batı dünyası da bu harekete destek vermeye başladı. Böylece ABD ve Avrupa’nın demokrasi iddiasında bulunan akıma destek vermesi yüzünden Myanmarlı generaller görecede olsa bile iktidardan geri çekilmek zorunda kaldılar ve ulusalcı sol eğilimli bir parti kurarak bayan Suchi karşısında bir nevi siyasi rekabeti kabul ettiler. Generaller kurdukları partiye de dayanışma ve kalkınma birliği adını verdiler ki aslında daha önce darbeden sonra kurdukları barış ve kalkınma konseyinin güncelleştirilmiş versiyonu sayılırdı.
Generallerin kurduğu bu siyasi hareketin başına Tin Sin geçti ve böylece generallerin doğrudan iktidarın başında yer alma çabaları başarısız olduktan sonra onların iktidarını yeni siyasi kalıpta sürdürmek istedi.
Uluslararası düzenin iki Doğu ve Batı bloklarının rekabeti hatta Doğu blok ideolojik hezimeti kabul ettikten ve sovyetler birliği çöktükten sonra bile Myanmar’da devam etti. Burada generallerin kanadı imaj değiştirdi ve dayanışma ve kalkınma birliği adı altında siyasi bir yapılanmaya gitti ve Batı yandaşı akım da demokrasi için milli birlik adı altında bayan Ang Sun Suchi liderliğinde rekabet meydanına ayak bastı. Ancak Myanmar’da bu rekabet ülkenin iç şartlarından ziyade başta ABD ve Çin olmak üzere büyük güçlerin arasındaki rekabetin şiddetlenmesinden kaynaklanıyordu.
Aslında o dönemde Myanmar’ı etkileyen asıl mesele yabancı güçlerin arasındaki rekabetin Myanmar içine yansımasıydı. Bu süreçte Çin ve Kuzey Kore generallerin kanadını ve ABD ve İngiltere de bayan Suchi’nin başını çektiği kanadı desteklemeye başlamıştı. Ancak bu rekabetlerin asıl kurbanı birinci derecede Myanmar halkı ve ikinci derecede de Rohingyalı Müslümanlardı. Gerçekte Myanmar’ın Arakan eyaletinde son yıllarda geniş insan hakları ihlalleri ve Rohingyalı Müslümanların katliamı ve sınırdışı edilmeleri, Amerika ve Çin arasında Doğu Asya bölgesinde devam eden ve bu kıtanın güneyine kadar yayılan rekabetin şiddetlenmesinin sonucuydu ve Myanmar da Doğu ve Güney Asya bölgelerinin arasında kalan bir ülke olarak bu durumdan etkileniyordu.
Myanmar’da General Win iç ve dıs baskıların sonucunda 1981 yılında iktidarın başından çekildi, fakat ordunun darbeci generaller iktidarı tam olarak bırakmadı ve ilk merhalede kendi iktidarlarını demokratik göstererek kurdukları partiyi iktidarın başına taşımaya çalıştı. Ancak generallerin bu politikası Myanmar’da demokrasi için milli birlik partisinin başında bulunan bayan Suchi’nin güçlü hareketini tamamen etkisiz hale getirmeye gücü yetmiyordu.
Myanmar’da bayan Suchi ev hapsinde tutulduğu halde 2010 seçimlerini kazanmıştı, fakat darbeci generaller iktidarı ona ve partisine devretmeyi reddetti ve böylece bayan Suchi’nin ev hapsi devam ederken, generallerin iktidarında yeni bir dönem başladı.
Tin Sin liderliğindeki generallerin dayanışma ve kalkınma birliği partisi seçimleri kazanan parti ilan edildi, ancak buna karşın yeni iktidar da Batı dünyası başta olmak üzere uluslararası camianın dikkatini çeken Myanmar krizini sonlandıramadı.
Bayan Ang Sun Suchi mücadeleleri yüzünden nobel barış ödülünü kazandı, ancak bir çokları bu ödülün bayan Suchi’nin barış ve demokrasi uğruna gerçek bir mücadele verdiği için değil, siyasi saiklerle kendisine verildiğini belirtti. Nitekim bayan Suchi’nin iktidarın başına geçmesinden sonra sergilediği tutum bu yorumun doğru olduğunu ortaya koydu. Gerçekte bayan Suchi’nin Myanmar’da Rohingyalı Müslümanların katliama uğramaları ve bu ülkeden sınırdışı edilmeleri ve en ilkel insan haklarından mahrum bırakılmaları karşısında sessiz kalması, uğruna bir kaç yıl ev hapsinde tutulduğu demokrasinin Rohingyalı Müslümanları kapsayıp kapsamadığı sorusunu akıllara getirdi.