Trump’ın yalnızlığı; ABD’nin dünyada inzivası - 2
Amerika Başkanı Donald Trump’ın tek yanlı tutumu ve politikaları bu ülkenin dünya genelinde inzivaya itilmesine neden oluyor.
Ancak beyaz saray ortada duran tüm mevcut gerçekleri görmezden gelerek tuhaf bir iddiayı ileri sürmekle Başkan Trump’ın izlediği politikaları Amerika’yı yeniden dünya liderliğinin zirvesine yerleştirdiğini iddia etti. Gerçi bu iddia bir çok çevrede alay konusu oldu.
Gerçekte başta Amerika’nın Avrupalı ortakları olmak üzere dünyanın bir çok ülkesinin üst düzey yetkilileri Donald Trump’ın izlediği politikalarından kaygı duyduklarını dile getirmesi, beyaz sarayın Trump’la ilgili iddiasının ne denli mesnetsiz ve içi boş bir iddia olduğunu ortaya koyuyor. Trump bir çok alanda zorbalık yapmak ve tek yanlı ve ben eksenli bir tutum sergilemekle başta Bercam nükleer anlaşması olmak üzere uluslararası önemli konularda sırf kendi hedeflerinin gerçekleşmesini istiyor.
Amerika kendini dünyanın polisi telakki ederek küresel meselelerde ahkam kesmek gibi bir kuruntusu bulunuyor ve bunu yaparken kendine zora başvurmak, yani askeri güç kullanmak ve yine iktisadi yaptırımlar dayatmak gibi haklar tanıyor. Oysa bugün dünya çok kutuplu bir düzene doğru ilerliyor ve uluslararası camia Amerika’nın bu kuruntusu küresel gerçeklerle bağdaşmadığını savunuyor. Bu yüzden Amerika’nın bu tutumu uluslararası arenalarda inzivaya itilmesine yol açtığı anlaşılıyor.
Şimdi Amerika’nın dünyada inzivaya itildiğini ortaya koyan bazı örnekleri gözden geçirmek istiyoruz.
Amerika’nın inzivaya itildiğini ortaya koyan bir örnek, ABD Başkanı Trump’ın geçen sene İtalya’da ve bu yıl yine Kanada’da G-7 liderler zirvelerinde açıkça dışlanması ve tek başına kalmasıydı. Gerçekte ABD Başkanı Trump’ın anormal tutumları ve çıkışları Amerika’nın gelişmiş ülkelerle ciddi anlaşmazlıklar yaşamasına yol açıyor, öyle ki şimdi gözlemciler G-7 yerine G 6+1 grubu adından söz ediyor.
Trump Kanada’da düzenlenen ve Kanada ve Fransa ve Almanya liderleri için ciddi tartışma yaşadığı G-7 zirvesinden sonra Kanada Başbakanı Justin Trudo’nun açıklamasına gösterdiği tepkide zirvenin sonuç bildirisine desteğini geri aldı, ki bu da G-7 grubu ve üyelerine indirilen ağır bir darbe olarak yorumlandı.
Gerçekte ABD Başkanı Trump anormal kararları ve uygulamaları ile Amerika ile Avrupa arasında onlarca yıl boyunca oluşan güçlü bağları bir kaç yıl içinde yok etmeye çalışıyor. Bu durum hiç kuşkusuz Amerika’nın en azından Batı dünyasında inzivaya itilmesi anlamına geliyor. Gerçi hali hazırda Amerika’nın G-7 grubundan çekilmesinden söz edilmiyor, ancak Trump’ın son bir buçuk yılda uygulamalarına bakıldığında Amerika’nın popülist Başkanı Trump’ın bir gün çıkıp da G-7 grubundan da çekildiklerini açıklamasına pek şaşmamak gerektiği anlaşılıyor.
Bu konuda bir açıklama yapan Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron ise şöyle diyor: belki Trump münzevi olmasını pek umursamayabilir, fakat biz hatta G-6 olarak da güçlü bir ittifak olarak yolumuza devam edebiliriz. Eğer Amerika küresel rolünden el çekerse, bu durum Amerika’nın ekonomisine ve imajına zarardır ve Trump da bunu çok iyi biliyor.
Avrupa’nın diğer üst düzey yetkilileri de benzer görüşü paylaşıyor. Avrupa komisyonu Başkanı Jean Claud Junker şöyle diyor: Son G-7 liderler zirvesi Trump’ın “önce Amerika” düşüncesi “yalnız Amerika”’ya dönüştüğünü ortaya koydu.
Junker Amerika ile ticaret savaşında da Avrupa’nın güçlü bir tutum sergilemesini isteyerek şöyle diyor: Bu bir köpek balığı ile kırmızı bir balığın karşılaşması değildir. Bu, bir köpek balığının bir başka köpek balığı ile mücadelesidir.
Avrupalı lider Junker, her halükarda AB dünya ticaretinin üçte birini temsil ettiğini ve Trump bu alanda müttefiksiz kaldığını belirtiyor. Junker, Turmp bu alanda Avrupa’ya aşağılayıcı bir gözle baktığını da kaydediyor.
Gerçekte Trump’ın Amerika ile Avrupa arasındaki ihtilaflara yönelik yaklaşımı, bu konuların hiç birinde geri adım atmak niyetinde olmadığını, bilakis Avrupa ve Kanada’yı Amerika’ya ihraç ettikleri başka ürünlere da yüksek tarifeleri uygulamakla tehdit ediyor. Bu tehdit hiç kuşkusuz iki taraf arasında gerginliklerin tırmanması ve muhtemelen ticaret savaşının başlaması anlamına geliyor.
Amerika’nın dünyada inzivaya itildiğini ortaya koyan bir başka konu, Kudüs’ü korsan rejim İsrail’in başkenti olarak tanıması ve ABD büyükelçiliğini Tel aviv’den Kudüs’e taşıması macerasıdır. Trump 6 Aralık 2017 tarihinde Washington yönetimi Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını ve büyükelçiliğini de bu kente taşıyacağını ilan etti. Ancak gözlemciler ABD Başkanı Trump bu kararı ile aslında ateşle oynamaya başladığını belirterek karara tepki gösterdi.
Aslında Amerikan kongresi Ekim 1995 tarihinde ABD büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması ile ilgili karar tasarısını onaylamıştı, fakat Amerika yönetimleri şimdiye kadar dünya kamuoyu ve devletlerin tepkisinden çekinerek kongrenin bu kararını uygulamaktan kaçınmıştı.
Şimdi ise Trump’ın bu kararı uygulaması, gaspçı rejim İsrail’in gayri meşru taleplerini ne denli önemsediğini ortaya koydu.
Amerika Başkanı Trump’ın Kudüs kararını değerlendiren İtalyan uzman Stefano Bonelliory şöyle diyor: Amerika bu hareketi ile Filistin ve İsrail arasındaki meselenin çözümünde tarafsızlık ve arabuluculuk iddialarını terketmiş oldu ve açıkça mazlumlara karşı zalimlerin yanında olduğunu ortaya koydu.
Kudüs 1967 yılından bu yana siyonist rejim İsrail’in işgali altında bulunuyor. Trump ise seçim kampanyalarındaki bir sözünü tuttuğunu ileri sürerek Amerika’nın eski başkanları bu sözü tutmamakla suçluyor.
Ancak Trump’ın bu kararı ister Filistin içinde, ister Arap ve İslam dünyasında ve hatta Avrupa’da görülmemiş tepkilerle karşılaştı.
AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini Trump’ın bu hareketine gösterdiği tepkide, Amerika yönetiminin bu tür tek yanlı kararları dünya barışını ve istikrarını tehdit ettiğini ve Filistin münakaşasının çözümü için sarfedilen tüm çabaları boşa çıkardığını belirtti.
Bundan başka BM güvenlik konseyinin Avrupalı üyeleri yani Fransa, Almanya, İsveç, Britanya ve İtalya da görülmemiş bir çıkış yaparak Trump’ın bu kararına tepki gösterdi ve kararın BM güvenlik konseyinin kararnamelerine aykırı olduğunu ilan etti.
Nitekim Amerika’nın bu illegal hareketinden sonra ancak seyrek sayıda ortağı büyükelçiliklerini Kudüs’e taşıdı ve böylece Trump bu konuda büyük bir siyasi fiyasko ile karşı karşıya kaldı.
Amerika’nın yalnızlaştığının bir başka somut örneği, Washington yönetiminin Filistin direnişini kınama çabasında hezimete uğraması oldu. Amerika yönetiminin 1 Haziran tarihinde BM güvenlik konseyinin oturumunda korsan İsrail’in Gazze şeridinde akıttığı kanı gözardı ederek Filistin İslamî direniş hareketi Hamas’ın kınanmasını öngören kararname taslağı konseyin diğer tüm üyelerinin muhalefeti ile karşılaştı ve taslağa bir tek Amerika olumlu oy verdi ve böylece güvenlik konseyinin gündeminden çıkarıldı.
Konu ile ilgili bir bildiri yayımlayan Rusya Dışişleri Bakanlığı Amerika’nın Filistin meselesi ile ilgili kararname taslağının sadece bir tek Amerika’nın olumlu oyu ve BM güvenlik konseyinin diğer 14 üyesinin olumsuz oyu ile karşılaşması, bir kez daha Amerika’nın dünyada münzevi olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. Bildiride, Amerika yönetimi başka ülkelerle istişarede bulunmadan ve tek yanlı ve mantıksız bir şekilde bir tek kendisinin olumlu oy verdiği bir taslağı hazırladığı belirtildi.
Gerçekte dünya camiası bir kez daha Amerika yönetiminin bölgede uzun vadeli adil bir barışın inşa edilme çabalarını çıkmaza sürüklediğine şahit oldu.
BM güvenlik konseyinde 15 üye ülkenin temsilcileri aslında Filistin meselesi ile ilgili iki kararname taslağı üzerinde saatlerce tartışmıştı. Filistin meselesi ile ilgili ilk kararname taslağını Kuveyt korsan İsrail’in cinayetleri hakkında hazırlamıştı. Bu taslak 10 olumlu ve 4 çekimser oy aldı ve bir tek Amerika’nın olumsuz oyu ile veto engeline çarptı.
İkinci taslak ise Amerika tarafından hazırlanmıştı ve içinde siyonistlerin cinayetinden Hamas hareketi sorumlu tutulmuştu. Ancak bu taslak bir tek Amerika’nın olumlu oyu ile karşılaştı ve üç olumsuz ve 11 çekimser oyla reddedildi. Bu olay Amerika için büyük bir zilletti ve BM gibi dünyanın en büyük uluslararası kurumunda bile yalnız kaldığını ortaya koydu.
Amerika’nın inzivada kaldığı bir başka önemli konu, Bercam nükleer anlaşması ve bu anlaşmadan çekilmesi konusudur. ABD Başkanı Trump 8 Mayıs 2018 tarihinde bu anlaşmadan çekildiklerini ve İran’a karşı yaptırımları yeniden uygulayacaklarını açıkladı. Ancak bu karar yine Bercam’ın diğer tarafları başta olmak üzere uluslararası camianın sert tepkisi ile karşılaştı. AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Mogherini Trump’ın açıklamasından hemen sonra bir açıklama yaparak bu karara karşı olduklarını belirtti ve AB’nin İran ile Bercam çerçevesinde işbirliğini sürdüreceklerini açıkladı. Anlaşmanın diğer tarafları olan AB troykası Britanya, Fransa ve İngiltere ve ayrıca Rusya ve Çin de bu anlaşmaya bağlı kalacaklarını açıkladı.
Bu konuda ABD Başkanı Trump hatta Kanada’da düzenlenen son G-7 liderler zirvesinde de yalnız kaldı. Amerika ve Trump Bercam nükleer anlaşmasının diğer üyeleri olan Çin ve Rusya’nın istek ve çıkarlarını umursamadığı gibi hatta Avrupalı ortaklarının da görüşlerini, çıkarlarını ve taleplerini umursamadı. Trump ayrıca Bercam’dan çekilmekle Amerika’yı ağır bir tarihi sorumluluğun altında bıraktı ve artık dünyada etkili bir devlet olamayacağını ortaya koydu.
Beyaz saray 15 Haziran tarihinde bir bildiri yayımlayarak Amerika Başkanı Trump’ın Bercam nükleer anlaşmasından çekilerek bu ülkeyi yeniden dünya lideri konumuna geri getirdiğini iddia etti. Bildiride beyaz saray bu anlaşmayı Amerika için hiç bir getirisi olmayan tek yanlı bir anlaşma niteledi. Trump da bir başka iddiada bulunarak Amerika’nın Bercam’dan çekilmesi İran’ın bölgesel faaliyetlerini hafifletmesine yol açtığını ileri sürdü.
Her halükarda beyaz saray ve Trump’ın Bercam nükleer anlaşmasından çekilme yönündeki bu tür iddiaları dünya gerçekleri ile asla bağdaşmadığı açıkça ortadadır. Görünen o ki ABD yönetimi kendini bilmemezliğe vurarak uluslararası camiada inzivaya itiliyor ve bu yüzden bu tür iddiaları ileri sürerek inzivadan kurtulmaya çalışıyor.