Myanmar’da Müslümanlara dayatılan soykırım - 6
Geçen bölümde belirtildiği üzere, Myanmar’da darbeci generaller bu ülkenin siyasi yapısında ve iki Doğu ve Batı blokuna bölünmesinde önemli rol ifa etti.
Myanmarlı generaller siyasi çıkarlarına göre siyasi partilere karşı farklı biçimde yaklaşıyordu.
Gerçekte Çin ve Amerika arasında rekabetler Myanmar’da tüm hızıyla devam etti. Görünen o ki Myanmar’da bayan Suchi 2015 seçimlerini yeniden kazanmasına karşın şartlar bu kez ordu generalleri çıkarlarını demokrasi için milli birlik partisi ile düğümlemekte bulmaları yönünde gelişti. Onlar hatta bu partinin iktidarın başına geçmesine izin verdi, fakat perde arkasında gücün ana çekirdeğini kendi gözetimlerinde tutmaya devam etti.
Myanmar’da Arakan eyaletinde yaşayan Rohingyalı Müslümanların katliamı ve bu ülkeden ihraç edilmeleri ile ilgili gerçek şu ki bu ülkede iktidarın başında bulunan sivil yönetim 969 adlı İslam karşıtı hareketi başlatan radikal ve şiddet yanlısı budistlere karşı koyamıyor. Gerçekte radikal bağnaz budist rahipler 969 adlı hareketi Rohingyalı Müslümanlara karşı başlattı. Bu sayıda yer alan rakamlar Buda’nın faziletlerini simgeliyor. Birinci 9 Buda’nın belirgin sıfatını, 6 rakamı evrene hakim olan düzenin göstergesi ve bir sonraki 9 rakamı da Buda’ya yakın rahiplerin özelliğini simgeliyor.
Öte yandan Myanmar’de ordu güçleri bu ülkenin generallerinin etkisi altında bulunuyor, ancak bu generaller askerlerini Müslüman karşıtı psikoloji ile yetiştirdikleri anlaşılıyor. Bu yüzden doğal olarak bir avuç radikal budistin Müslümanları katliam etmelerini engellemeleri gereken askerler pratikte onlarla el ele veriyor ve savunmasız Müslüman kadınlara yönelik katliam, tecavüz ve işkencelere eşlik ediyor. ancak bu cinayetler yaşanırken Myanmar’ın sivil yönetiminin pasif tutumu hiç bir şekilde haklı gösterilemez. Bu arada bazı çevreler bayan Suchi’nin pasif tutumu, siyasi muhafazakarlık ve seçimlerde Myanmar’da budist çoğunluğun oylarına yönelik ihtiyacın sonucu olduğunu belirtiyor, ama yine de bu pasif tutum, siyasi iktidarın bu ülkede demokrasi iddiası ve dini ve etnik azınlıkların haklarının savunulması gibi sloganlarla işbaşına geldiği halde ağır sessizliğini haklı gösteremez.
Bu arada sözde demokrasi havarileri olan Batılı devletlerin Myanmar gelişmelerine karşı tutumu da ilginçtir. Bayan Suchi’nin demokrasitalep hareketine destek veren Batılı devletler ne zaman Myanmar’da Rohingyalı Müslüman azınlığın haklarından söz açılırsa, Batı dünyasında hakim olan genel İslam karşıtlığının etkisi altında tepki veriyor ve sonuçta Müslümanların hakları gözardı ediliyor.
Bu arada Batılı ülkelerin arasında Amerika konusunda bir başka önemli gerçeği de göz önünde bulundurmak gerekir, o da Myanmar ordusunun generallerinin ileri teknoloji füzeleri ve nükleer silahı bulunan Kuzey Kore üzerinden Çin’e yakın durmalarıdır. Amerika yönetimi bu teknolojilerin Kuzey Kore üzerinden Myanmar’a intikal etmesinden endişe ediyor ve bu yüzden ve Kuzey Kore’nin nükleer teknolojisinin Myanmar’a intikal etmesini engellemek için bayan Suchi’nin sözde demokratik hareketine destek veriyor.
Görünen o ki Amerika yönetimi insan hakları veya Myanmar halkının haklarını tehdit eden tehlikeleri düşünmekten ziyade, Myanmar ordusu ile Kuzey Kore arasında nükleer silah üzerine işbirliği yapılmasından muzdarip oluyor. Bundan başka son yıllarda Amerika ve Çin arasında Doğu Asya bölgesinde süregelen rekabetin şiddetlendiği ve Güney Asya bölgesine sıçradığı gözleniyor. Bu arada Çin ve Hindistan arasında kalan Myanmar’ın stratejik konumu başta ABD olmak üzere Batı dünyasının ilgisini çekiyor. Buna göre Amerika’nın Hindistan’a yaklaşmasının bir sebebi de diğer tüm hesaplardan başka, Çin ve Kuzey Kore’yi Myanmar’dan uzak tutmaktır.
Gerçekte Çin ve Kuzey Kore’nin Myanmar ordusu ve generallerine destek vermesi ve buna paralel olarak Amerika ve Avrupa ve yenilerde Hindistan’ın da aralarına katıldığı bölgesel müttefiklerinin de bayan Suchi ve demokrasitalep hareketini desteklemesi, Amerika ve Çin’in Myanmar’da rekabetleri çok ciddi olduğunu gösteriyor. Eğer Amerika bayan Suchi ve hareketine verdiği destekle Myanmar ordusunun güçlü generallerini kontrol altına alabilir ve Myanmar’ı kendi müttefiki yapabilirse, işte o zaman Çin’in her taraftan Amerika’nın kuşatması altına girdiği söylenebilir.
Barack Obama’nın Amerika’da başkanlık döneminde Myanmar’de askeri ve siyasi kanatların arasında rekabet tüm şiddetiyle devam etti. Obama ve Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Myanmar’ı ziyaret ettiler ve her ikisi açıkça bayan Suchi’nin sözde demokrasitalep hareketini desteklediler. Bu ziyaretlerin esnasında Obama ve Clinton Amerikalı büyük yatırımcıların Myanmar’e gelmeleri ve onları Myanmar’da yatırım yapmaları konusunda teşvik etmeleri yönünde söz verdiler. Doğal olarak bu durum Çin tarafından olumlu karşılanmayan bir durumdu.
Öte yandan Amerika Başkanı Obama ve Dışişleri Bakanı Clinton’un ziyaretleri Amerika’dan bu düzeylerde Myanmar’a 50 yılın ardından yapılan ilk ziyaretlerdi ki bu da bu ülkenin Amerika için ne kadar önem arzettiğini ortaya koyuyordu. Amerika Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Myanmar ziyareti sırasında cumhurbşakanı General Tin Sin ve muhalif lider bayan Suchi ile görüştü ve Myanmar’da başlayan demokrasi hareketine destek verdiklerini açıkladı.
Amerika Başkanı Obama da Myanmar’a kısa bir ziyaret gerçekleştiren ilk ABD başkanıydı ve o ziyaret esnasında bir çok Batılı medya Obama’nın Myanmar ziyaret ve hedefleri hakkında yorumlar yaparken bu ziyaretin Amerika ve Çin’in güneydoğu Asya bölgesinde rekabetleri ile bağlantılı olduğunu belirttiler. İngiliz BBC kanalı Amerikalı yetkililerden naklen yaptığı bir yorumda, Asya kıtasında güçlü varlık sergilemek, Başkan Obama’nın Çin’in nüfuzunu engellemek ve Amerika’nın ihracat piyasalarını genişletmek için izlediği politikaların başında yer aldığını, bu ziyaretin bir sonraki amacı ise Myanmar ile Kuzey Kore arasında siyasi ilişkilerin seviyesini düşürmek olduğunu belirtti.
Her halükarda gerçek şu ki Çin yönetimi Myanmar devleti generallerin hakimiyeti yüzünden Amerika ve Batılı devletlerin ağır yaptırımlarına maruz kaldığı yıllarda Myanmar ile kuzeyindeki ortak sınır bölgelerinde yaşayan Çin kökenli nüfusun aracılığı ile bu ülkede geniş yatırım yapmayı ve nüfuzunu arttırmayı başardı.
Myanmar inzivaya itildiği yıllarda Çin bu ülkenin siyasi ve iktisadi hamisi oldu. O yıllarda Çin’in yatırımı Myanmar’ın kuzeyini sardı ve Myanmar’ın ikinci büyük kenti olan Mandalay nüfusunun üçte ikisini Çinliler oluşturdu. Bu durum ise bir çoklarının kaygılarını tetikledi. Myanmar’a hakim olan generaller Pekin’e aşırı derecede dayanmayı acil bir durum çerçevesinde değerlendiriyor ve her halükarda Myanmar’ın istiklalini tehdit ettiğini düşünüyordu. Gerçekte bayan Suchi’nin serbest bırakılması gibi bir çok reform hareketi de daha çok Çin’in nüfuzunu geriletmek ve Batılı dostların sayısını arttırmak içindi.
Her halükarda günümüzde Myanmar’da Rohingyalı Müslümanların sorunu İngilizlerin Myanmar üzerinde sulta kurdukları yıllarda ortaya çıktı ve İngilizlerin politikaları ile bağlantılı olarak tırmandı.
İngilizler Rahin eyaletinde Rohingyalı Müslüman azınlığın istiklaltaleplik zihniyetini ve duygularını çok iyi biliyordu ve bu yüzden bu talepleri bastırmak için bazı tedbirler almaya başladı. İngilizler bu çerçevede Myanmar’da budist çoğunluğu Rohingyalı Müslüman azınlığın karşısına koydu ve böylece Myanmar’da sömürücü temellerini güçlendirdiler.
Gerçekte Rohingyalı Müslümanlar İngilizlerin bu sömürücü politikasının kurbanı oldu ve bugün tüm bu katliamlar ve ülkeden ihraç edilmeler sırf Myanmarlı budistlerin Rohingyalı Müslümanlar fırsat bulursa Rahin eyaletini Myanmar’dan ayıracağı yönünde bir zihniyetin etkisi altında bulunmasından kaynaklanıyor.
Genel bir değerlendirmede ve her türlü önyargıdan uzak bir şekilde söylenebilecek şey şu ki İngilizlerin Hindistan yarımadası ve Myanmar ülkesinde uyguladığı tefrikacı politikalardan en çok etkilenen etnik grup Rohingyalı Müslümanlar oldu, zira öteki etnik gruplar hiç bu kadar milli kimlikleri tehlikeye girmedi ve bu kadar cinayete hedef olmadı. Bugün Rohangyalı Müslümanlar ne Bangladeş ve ne de Myanmar devletleri tarafından kabul ediliyor. Oysa Myanmar’da Şam ve Karen ve Çin asıllı azınlıklar en azından Myanmar’da yaşayan azınlıklar olarak sayılıyor ve katliama ve ihraç edilmek gibi haksızlıklara maruz kalmıyor.
Sonuçta Rohingyalı Müslümanlar her açıdan Myanmar’da en mazlum etnik grup sayılıyor ve gelecekleri ve yaşadıkları toprakların kaderi belirsizliğini koruyor. Bugün Rohingyalı Müslümanlar uluslararası kurum ve kuruluşların duyarsızlığı ve sessizliği gölgesinde katliama uğruyor, evleri ve tarlaları bağnaz budistlerce yakılıp yıkılıyor. Myanmar devleti ise bu insanları korumak yerine ordusu ile birlikte Rohingyalı Müslümanları yok etme sürecine destek veriyor.